);*} CENAZE
  • 28 Temmuz 2018, Cumartesi 10:02
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

CENAZE

Beyt-i âtiyi reva eylese herkes nakarat

Vali paşa bu gece dâr-ı bekâya gitti

Hiç iş görmedi eyyâm-ı hayatında habis

Millete, memlekete öldü de hizmet etti     

Eşref

Allah kimsenin arkasından böyle dedirtmesin. Kim­seyi de Eşref gibilerin diline düşürmesin. Süleyman Na­zif’e; “Eş­ref ile Nef’i arasında ne fark var?” demişler, o: “Nefî’nin yüz beyitle göklere çıkardığı bir adamı, Eşref bir beyitle ye­rin dibine sokar” demiş.(1)

Gerçekten öyle. Bir ara “efendim bu hususta çok ileri gitme, insanlar güceni­yor ve günah         olu­yor…” falan demeye kalkmışlar, Eşref’in cevabı şu beyit olur:

Hicvedersem haini, zâhid günah ettin deme

Din-i İslâm’da sevaptır çünkü şeytan taşlamak

Madem Süleyman Nazif’in zikri geçti, hem onunla hem de konumuzla il­gili bir hususu da anlatalım:

Ferit Kam, ders verdiği üniversite bahçesine gelince, ta­lebelerin bir yere toplanıp, hayretle bir gazeteye bak­tıklarını ve üzüldüklerini görüp, sebebini sorar. Genç­ler; "Süleyman Nazif'in vefat ettiğini, cenazesini kaldı­racak yakını ve parası olmadığı için, bu görevi bele­diyenin yaptığını yazı­yor" derler.

Ferit Kam'ın içi cız eder. O'da çok üzülür. Demek O bü­yük edip, O mef­kûre insanı, eserleriyle bir dönem gençliğine yön veren muharrir. Kürt asıllı olmasına rağ­men Türkçe’yi en iyi kullanan, o paşa çocuğu kişinin ce­nazesini kaldıracak yakını bulunmuyor?

 Fran­sızlar İstanbul’u işgal ettikleri gün, asırlardır içi­mizde yaşayan ve memle­ketin pastasını, kremasını yiyen Er­meni,  Rum ve Yahudi azınlıkların, müstevlileri karşılar­ken yap­tıkları sevgi ve   mu­habbet gösterilerine şahit olan, hele hele Fran­sızların; "İstan­bul’da rütbesi ne olursa olsun Os­manlı subayla­rının, paşaları­nın bir Fransız asteğme­nine bile selâm verecekler..."(2) gibi Türkü kahreden emir­ler yayımla­dıklarını görünce; o meşhur "KARA GÜN" makalesini yazıp ilk infiali gösteren, İşgal Kuvvet­leri Mahkemesince idama mahkûm edilen, bilâhare Malta’ya sürülen… Sü­leyman Nazif ölmüş ve ölüsü ortada kalmış. Ne kadar garip. Hemen orada ağzından şu sözler dökülür:

Bizde böyle nice ehl-i hünerin

Bir tutam tuz koyan olmaz aşına

Öldürüp önce onu açlıktan

Sonra bir türbe dikeriz başına

Ama bu sadece bizde böyle olmuyor herhalde. Bugün müzik hususunda dünyada namı-şanı olan Mozart’ın ce­naze­sine toru topu 6 kişi katılmış ve yokluk ve zaruret için de kıv­ranarak ölmüştür. Bu katılanlar da tamamen ya­bancı kişiler olduğu için mezara bir işaret konmamış daha sonra da ne ka­dar arandıysa bulunamamıştır bu gün mezarı bilinmemekte­dir.(3)

Van Goh öyle sefil bir hayat yaşamış ki, öldüğünde kar­deşi cenazesine iştirak edip görev yapan işçilere onun tablo­larından vermiş, onlarda kerhen almışlar, şimdi ise bir tab­losu bir şato alacak kadar değerli ve kıymetli.(4)

Nasrettin Hoca’ya sormuşlar: “Cenaze merasiminde ta­butun önünde mi olalım, arkasında mı?” O: “içinde ol­manda neresinde olursanız olun” demiş.

Bir cenazenin namazını kıldırmışlar, imam sormuş;  “cemaat mevtayı na­sıl bilirsiniz?”, hep bir ağızdan; “iyi bili­riz Allah rahmet eylesin” diye bağı­rınca, bir kenarda olayı seyreden mevtanın karısı; “siz o imansızı ne bilirsi­nizde öyle diyorsunuz, onun nasıl olduğunu asıl bana sormanız lâzım” demiş.

Konya’mızın meşhur nüktedanlarından Tayyip Ağa’nın çok şişman bir komşusu, ağustos sıcağında vefat etmiş. Tayyip Ağa cenazeye katılmış ama, onun duru­munu bilen komşuları da ona bir muziplik yapmak iste­mişler ve arala­rında; “Tayyib Ağa sala yapışınca kimse yanaşmasın, saldan tutmasın” diye sözleşip, uygulamaya koymuşlar. Tayip Ağa sala yapışmış, kimse gelmi­yor, adam ağır, hava sıcak, ter gömleği ıslatmış, bıraksa ol­mayacak, hem gi­den hem de ce­nazeye başını yaklaştırır; “sen ölmedin de ben öldüm hay ne yaptığım” diye küfre­dermiş. Şair Eşref; namertlerden Fatiha istemediği gibi, onların tabutuna yapışmalarını da istemez ve şöyle der:

Gitmek üzere âlem-i ukbaya ben bir yolcuyum

Son konağıdır o âlem, âlemi nâsûtumun.

Hem sırtında, hem şiddetle lânet eylerim,

Girmesin nâmerd olanlar altına tâbutumun!..

Dipnotlar:

1- Hilmi Yücebaş, , “Şâir Eşref Bütün Şiirler ve Hatıraları”, İst. 1978, s. 59.

2- A. Emin Yalman “Yakın Tarihte Gördüklerim Geçirdik­lerim”, Pera. A.Ş, Yay. 1997. c. 1, s. 543, 584, 657, 643;  Tarih ve  Medeniyet Dergisi, sayı 33, s. 29.

3- Burhan Bozgeyik, “Nasıl Yaşadılar”, Cihan Yay. İst. 2008, s. 51.

4- Burhan Bozgeyik, a. g. e. s.  109.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık