• 01 Mayıs 2020, Cuma 9:27
NecatiDEMİR

Necati DEMİR

Öznemizin Nesnemizi Yenileme Fırsatı 

Bu Ramazan ayını maalesef Korona Salgınının gölgesi ve hüznü içinde idrak edeceğiz. Tarihte dünyanın muhtelif coğrafyalarında gözüken ve çok sayıda ölümlere neden olan veba, humma, sıtma türünden salgınlar yaşandığını öğreniyoruz. Ancak bunun gibi tüm dünyayı tehdit eder vaziyetteki böyle bir salgına sanırım insanlık ilk kez tanık oluyor. İnşallah bizim esbaba tevessülümüz Rabbimizin külli iradesiyle örtüşür de bu sıkıntıdan halas oluruz.

Oruç İslam’ın farklı bir ibadetidir. İnsanın kendi istek ve arzularını özgür iradesiyle durdurduğu bir eylemdir. Çünkü orucu tutmamızı gerektirecek ne bir pozitif hukuk dayatması ne de bir sosyal tazyik olmadan insanlar ibadetlerini yapıyorlar. Yine oruç kişinin bir günün en fazla 2/3’nde yaratanıyla riyasız, gösterişsiz uyumlu hale geldiği arınma halidir. Yaratanını içsel bir duyguyla hissettiği ve kendisini insan olarak yaratmış olmasına müteşekkir olduğunun bilincine vardığı, ahde vefanın, karşılıksız vermeye mukabele etmenin ve beşer olmaktan çıkıp, insan olmanın göstergesidir.

Oruç ibadeti bazı aylarda zorludur. Yılın en uzun günlerine rast gelen Ramazanları da birkaç yıl sonra idrak edeceğiz inşallah. Kuzey yarı-küredekiler için Haziran’ın, Temmuz’un ve Ağustos’un insanın her yerinin hararetten sıvı kaybettiği, su ve serinlik aradığı günlere denk geliyor.

Nesnel bir zorlama, belirgin bir korkutma, açık bir tehdit olmadan insanın nefsine ağır geleni bir görevi seçmesi ve yapması gerçekten zor ve hatırı sayılır güçlüklerdendir ki, Oruç ibadeti de bunlardan biridir.  Eğitilmemiş ruhlar, kolaya, ucuza, zahmetsiz olana eğilimlidir. Bu eğilimi zora, pahalıya ve bedel ödemeye yönlendirmek, insana yaptırılacak en zor işlerdendir. Çünkü insan, acil ve belirgin bir ceza ve tehdit algılaması içine girmeden kendiliğinden nefsine ağır gelen iş ve eylemleri yapmaktan kaçınır.

İnsandaki temel güdülerden gazap ve şehvetin beşer tabiatından kaynaklanan ifrat ve tefrit tutumlarını tedip ve terbiye etmenin belki de yegane yoludur, oruç tutmak. Çünkü İslam vasat (ortayol) dinidir. Oruç ibadetiyle kalbimiz, derin bir metafizik duygunun belirlediği edimlerle doğaya, insana ve yaratıcıya karşı duyarlı bir gönül odağı haline gelir. Zamanın biteviye akması, akarken de canlıları, bedensel olarak akıbetlerine, cansızlığa doğru her gün biraz daha yaklaştırması, zaman algımızı bedbin (kötümser) hale getirir. Zaman algımızı ümitvar ve iyimser hale getirmenin, ruhsal bağlamda ölümsüzlüğü tadarak bedensel ölüme meydan okumanın bir yolu olarak içimize yönelen, yeni derin metafizik açılımlar gerekmektedir. Bunu sağlayıcı, çeşitli etkinlikler ve duyarlılıklar oluşturulmalıdır.

Yunus Emre’nin ‘Biz hergün yeniden doğarız/Bizden kim usanası ve Mevlana’nın Düne ait ne varsa dünde kaldı cancağızım/Bu gün yeni bir gün yeni şeyler söylemek lâzım’, dediği gibi insan olarak zamanın yıpratıcılığı ve törpüleyiciliği karşısında kendimizi sürekli yenilemenin, iyilik adına yeni atılımlar ve eylemler yapmanın bir yolunu bulmak durumundayız. 1 ay oruç tutmak 11 ay beslenme tarzımızdaki monotonluğu gidermenin farklı bir yoludur. 

Şu içinde yaşadığımız oruçlu günlerin diğer onbir ayın günlerinden farklı olduğunu fark ederek, yenileşmenin, değişmenin, yeni şeyler söylemenin ve eylemenin farkında olabilirsek belki de etrafımızdaki kötülüğün karanlığını, iyiliğin ışığı ile dağıtılabileceğini görebileceğiz. Oruç tutanlar hatta tutmayanlar bile bu ayın diğer aylardan pek farklı, pek insani, pek duyarlı ve renkli olduğunu görebilen gözlere ve hisseden kalplere sahiptir. On bir ay, sürekli kötülük işleyen kalpler yorulur, iyilik işleyen kalpler de yaptığı işi tavsatır, çünkü “insan neyin açı ise ona koşar, neyin toku ise ondan kaçar”. İşte bu durumda insanı yeniden uyarmak ve tavsamış kalbini yeniden heyecanlandırmak gerektir. Sürekli kötülüğün, acımasızlığın, bencilliğin katılaştırdığı kalplerimizi iyilik yüklü duygu ve eylemlerimizle yumuşatıp merhameti duyumsamanın, dinçleştirmenin, zindeleştirmenin bir fırsatını yakalayabileceğimiz şu Ramazan günlerini salt açlık edimi olarak algılamayıp içimizi parlatan, pas tutmuş yüreklerimizi aydınlatan bir düşünce ve eylem duyarlığı olarak görelim. Ramazan ayının yılın onbir ayının yorgunluğunu zindeliğe, bıkkınlığını yeniden dirilişe, bitkinliğini de canlılığa dönüştürmesine vesile olması dileklerimizle, Lokman Hekimden bazı bilgelik örnekleriyle yazımızı bitirelim.

Lokman hekime bilgelik nedir, diye sormuşlar.

-Bizden gizlenen şeyi araştırmamak, üzerimize vazife olmayan şeye ilgi duymamaktır, der. Yine, bilgeliğe ilişkin başka bir sözünde sükût bilgeliktir, fakat susmasını (söz orucu tutma) bilenler pek azdır, der.

Orucu nasıl tutmak gerekir, diye sorulunca;

Şehvetini kıracak kadar tut ama namazına mani olacak kadar tutma, der.

Lokman Hekimin de içinde bulunduğu bir kervan eşkıyalarca soyulunca malları ve paraları çalınan tüccarlar, Lokman Hekimden eşkıyalara ricacı olmasını, aksi takdirde tüm varlıklarının heba olacağını söylediler. Lokman Hekim onlara; mallardan çok asıl bunlara sarfedilecek bilgeliğe yazık olur, der.

Ölümden sonra dirilme, nasıl savunulmalı diye sorulunca;

Ölümden şüphe duyuyorsanız uyumanıza, dirilmekten şüphe duyuyorsanız uyanmanıza engel olunuz, der

Oğluna şu öğütte bulundu; “her zaman tatlı ye”, oğlu da “her zaman tatlı yemeği nerede bulayım, baba” deyince; az yersen her yediğin tatlı olur, der.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık