• 20 Ekim 2020, Salı 8:53
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İSRAİL DEVLET TERÖRÜ YAPIYOR (7)

Konumuzla ilgili Efendimizin şu hadis-i şerifi de çok enteresan: 

“Her kim Allah’tan korkarsa, her şey ondan korkar. Her kim Allah’tan korkmazsa, her şey ona korku verir.”

Şair bu hususu ne güzel dillendirmiş:

Korkma düşmandan ki âteş olsa yandırmaz seni

Müstekım ol Hazreti Allah utandırmaz seni

Eskiden biz onlardan korkmuyorduk, onlar çocuklarını bile “Türkler geliyor” diye korkuturlardı. Eskiden gücü­müz Açe’ye (Endonezya’ya) ulaşıyordu, şimdi Kıbrıs’a varamıyor. Eskiden dünyaya hükmediyor, sahip olduğu­muz toprakların üzerinde 60 dan fazla devlet vardı, şimdi Türkiye’ye sahip çıkamıyoruz. Eskiden küffar çocuklarını devşirip, kültür potamızda eritip, kendi doğup büyüdükleri memleketleri fethetmek üzere sevk edebiliyorduk, şimdi kendi evlâtlarımıza sözümüz geçmiyor. Çünkü o zaman biz Allah’dan korkuyorduk, Allah’da bize bir mehâbet ve şehâmet vermiş idi.

Müslümanlar dinlerini iyi anlasalar, iyi hazmetseler, sahabe döneminde olduğu gibi onu hayatlarına tatbik et­seler, çok çalışsalar, Cenâb-ı Allah’ın: “Onlara (düşman­lara) karşı gücü­nüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için (onlardan daha üstün) bağlanıp besle­nen atlar (savaş araç-gereçleri) hazırla­yın...”(1) buyu­rur. Fâtih, Ya­vuz gibi Allah’ın emrine uyup, düşmanlarının silahlarından daha üstün ve daha modern silahlara sahip olsalar, sonra azim ve sebat sahibi olsalar, geçmişte olduğu gibi günü­müzde de onları yenecek, onları alt edecek, onlara hakaret edecek, onları mülteci kamplarında süründürecek… kim­seler asla olamaz.

Ama Müslümanlar o samimi inançlarını, o yıkılmaz ve yenilmez azimlerini, o bitmez tükenmez say ü gayretlerini, Müslümanların en belirgin özelliklerinden olan onur ve istiğnalarını, çalışma ve sebatlarını yani Müslüman’a yakı­şan her türlü ulvî hasletlerini bir kenara bırakır da şeytana ve kâfirlere yakışan kötü huy ve hasletleri, tembelliği, tef­rikayı, menfaatçiliği, münafıklığı… benimserse netice böyle olur. Aksi takdirde Cenâb-ı Hak’kın vadi ilâhîsi var­dır: “…Allah kâfirler için Müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.” (2) Gerçek Müminlerin üzerinden kâfirlere yol vermez ve onları zelil, kâfirleri de aziz eyle­mez. 

Ve yine Yüce rabbimiz: “Ve en leyse lil insan” buyu­ruyor, “lil Müslüman” buyurmuyor. Yani çalışan her in­sana, inansın-inanmasın, kâfir, Müslüman, Hıristiyan, Ya­hudi, ateist… çalıştığının karşılığını veririm buyurur.

Bugün bazı sözde aydınlar; İslâm âleminin geri kalmışlığınının faturasını İslâm dinine keserler. Bu hatala­rın en büyüğü, haksızlıkların en korkuncudur. Peki Orta­çağda pozisyonlar tam farklı idi. Yani İslâm’ın hakkıyla yaşandığı dönemlerde; Müslümanlar ilmin, fennin ve tek­niğin zirvesine tırmanırken, Haçlı âlemi bugünkü Afrika devletleri seviyesinde idi.

Veya eğer ilerlemişliğin ölçüsü ve ivmesi din ise, Af­rika ve Güney Amerika’da Müslümanlardan daha geri du­rumda olan Hıristiyan devletler de vardır. Onlar neye di­ğerleri gibi maddi yönden ilerlemiş değiller. Demek ki ölçü ve kıstas yanlış ve haksız.

Bugün Avrupa’yı, Amerika’yı, Japonya’yı... dinleri değil, çalışmaları ve azimleri yükseltip, yüceltiyor.

İsviçre’nin milli geliri 30 bin dolar civarında. Haftalık 42 saat olan çalışma süresini  36 saate indirmek için ka­muoyu yoklaması yapıldı ve halkın t.6 sı “hayır biz 42 saat çalışmaya devam edeceğiz” diye oy kullandı.(3) İslâm Âleminin en ileri devleti olan Türkiye’de ise; senenin ya­rısı tatillerle geçiyor ve bayram tatilleri 9 güne çıkarıl­mazsa hükümet aleyhine söylenmedik kötü söz kalmıyor. İlâhî adaletin en haklı tecellilerinden biri de budur: “Allah çalışana verir.”

Ali Ulvi Kurucu Merhum, Almanya seyahatlerinden bi­rinde bir Almana şöyle der:  “Harpte her tarafı yakılan yıkılan bu Almanya’yı nasıl imar ettiniz?” Cevap ne kadar çarpıcı:  “Yıkılan Almanya idi,  Almanlar değil.”(4) Konya vilâyeti kadar Hollanda’nın millî geliri ve ihracatı bizim beş katımızdır.(5)

İsrail çölün yüzünde meyve-sebze yetiştirip Avrupa’yı besliyor. Bize kilosu altının iki katı pahaya tohum veriyor. Bizde ne yok? Toprak mı?,tohum mu? Eleman mı?

Napolyon meydan muharebesi idare ediyormuş. Top­ları susmuş, karşı taraf yağmur gibi top mermisi yağdırı­yor. Büyük bir öfke ile bataryalar komutanına sormuş:

“Toplar neye sustu?” Kumandan demiş ki:

“Kırk tana sebep var” Napolyon:

“Say” demiş. Kumandan:

“bir barut yok” Napolyon:

“Tamam gerisini saymaya gerek yok”

Dipnotlar:

1- Enfal Suresi, 60.

2- Nisâ 4/141.

3- Milliyet Gazetesi, 05.03.2002  

4- Sare Kurucu, Bir Ömürden Sayfalar (Ali Ulvi Kurucu’dan Hatıralar), Marifet Yay. İst. 2002. s.217.

5- Türkiye Gazetesi, 22.10.1990  


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık