• 02 Haziran 2018, Cumartesi 8:57
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

TARİH MİSALLERLE DOLU

Bir öğretmen eğitimci olarak gördüğüm tüm sorunların kökeninde eğitim olayının ciddi bir şekilde yattığını ileri sürenlerdenim. Eğitim devlet, toplum, aile, birey tüm alanların hiyerarşik bir şekilde birbiriyle etkileşim içerisinde olduğu bir toplumun en önemli meselesidir. Asla ihmale gelmez ve ihmali ciddi olumsuz neticeler doğurur. Bilenle bilmeyen bir olur mu? Düsturunun ne anlama geldiği gün gibi aşikâr iken, bugüne çözümsüzlük olarak bünyemizi ciddi bir kangrene dönüştürmüş eğitim meselesi neden milli bir vasfa dönüşmedi ve biz bu yarışta birçok ülkenin gerisinde kaldık? Evimizde dışarıda okulda iş yerinde sokakta yaşadığımız her alanda ve teneffüs ettiğimiz her yerde zaten eğitim bizimle iç içeydi. Davranış konuşma hareket biçimi fiiliyat fikir ileri sürmeler görüş ve düşünceler bir soruna sabırla yaklaşım ve çözüm önerileri vs. hepsi aldığımız ve alacağımız öğrendiklerimizin meyvesi ve bizim kişilik karakterimizdir aslında. İşte bu ciddi ele alınması gereken en temel konu olmasına rağmen insanını, gençliği ve toplumu ve aileyi bu misyona yeterince ve gerektiği dâhil edemeyen siyasi politikalar ne yazık ki ülkemizde ciddi maddi ve manevi hastalıkların çıkma ve yayılmasında yetersiz kalmışlığın ve hala da ciddi bir öneri getirmeme ve köklü düzenlemeye gidemeyişinin cezasını toplumsal fatura olarak bir nesillere ödetmektedir.

Bu kadar giriş açıklama yaptıktan sonra umarım anlaşılmıştır ne demek istediğimiz ve anladığınızı umarak konumuza parmak basalım istiyorum. Kendi tarihiyle zıt ve çelişen bir uygulama başka hangi ülkede var biliyor musunuz? Resmi ve özel kanaldan bu ülkenin tarihine geçmişine hele yakın zamanlarda cereyan eden hadislerine objektif olabilme çerçevesinden bakabilmemiz mümkün müdür? Yani doğruya doğru yanlışa yanlış hatalıya hatalı kahramansa kahraman değilse hamasi bir nesnel olaylar diyebileceğimiz bir hal bir durum bir gerçeklik söz konusu mudur? Bu ülkede. Cevabımız hayır şeklindedir. Neden hayır çünkü Türkiye’de biat edilen resmi bir çerçeve vardır onun dışında düşünülen taşınılan eleştiri olarak getirilen her şey kabul görmez eleştiriye tahammül edemez, edilemez hatta hemen cezai müeyyideler demoklesin kılıcı gibi karşına çıkar ve seni durdurmak ister.Böyle bir yapılanmada hür düşünce nasıl gelişecek?Sen ben biz nasıl ifade edeceğiz kendimizi? Bizi bizleri sizleri şunu başkasını nasıl anlatabileceğiz? Nasıl tartışabileceğiz veya söylediklerimizi illaki tane tane aman suya sabuna dokunmasın diye mi korkarak seçeceğiz, tabir caizse radara yakalanmamak için.

İşte biz eğitim olayını değerlerimize dayalı inancımızı ve toplumsal milli ve manevi değerlerimizi manifesto olarak ön plana çıkarmadığımız müddetçe yetişen nesillere her türlü maddi imkânı sağlasan da, teknolojilerle okulları ve sınıfları doldursan da onun manevi hayatını süsleyemediğin takdirde sorunlar yumağı çözümsüzlük girdabında sarmal bir şekilde fırtınalar kopararak ve yeni hortumlar oluşturarak devam edip gidecek ve toplumu aynen deprem etkisi gibi sallayıp sarsacaktır.

Eğer eğitim seni kendi değerlerine tarihine kültürüne inancına düşman hale getiriyor ve bununla övünüyorsa orada durup düşünmek zorundayız. Okula gitmesi gereken bir öğrenci sokak olaylarının kurbanı yapılıyor kaldırım taşlarını söküyor polise jandarmaya güvenlik güçlerine karşı kin ve nefret tohumları besliyor bu milletin değerlerine savaş açıyor ve batılılar gibi düşman salyalar akıtıyorsa öyleyse sormak gerekir. Bu nesil nasıl bu hale böyle geldi ya da getirildi? Zor günlerden zor bir süreçten geçiyoruz. Hepimizin üzerimize dalga dalga topuyla tüfeğiyle değil ekonomik ve kültürel dinamizmi ile savaş açarak yıkmaya çalıştığı böyle bir dönemde söylemlerimiz milli ve ciddi olması gerekirken adeta kan ve irin akıtıyorsa ağızlar, neden böyle diye sorgulamak gerekmez mi? Söz konusu vatansa gerisi teferruattır diyen ama düşmanın ağzıyla yıkıcı konuşan eçheli cühela varlıkların cirit attığı ve ciddi bir sarsılmanın tektonik etkisinin yaşandığı bir dönemdeyiz ve buna karşı bilinçli olmamız gerekirken hiçte umurumuzda olmayan bir tavırla aynen tarihte olduğu gibi şu gitsin de bu gitsin de falan  batının istediği tarzda üslup kurmaya ve kendi düşünce bünyemizde ciddi yaralar açmaya başladık. Şuursuz bir kitlenin yıkıcı ağız hamleleri var ki; bu batılıların içimizdeki hesaplaşmalarını kolaylaştırıyor. Ülkenin on altı yıldır direksiyonunda bulunan ve bugüne kadar Cumhuriyet Tarihinde görülmemiş bir şekilde ilerleme kaydeden batılıların faiz lobisine savaş açıp tekerine çomak sokmak isteyen ve milli ve yerli üretim kaynaklarına yönelmeyi ve ekonomide dışa bağımlılık esasını yırtıp kendine dönmeyi başarmaya matuf bir milli hareketi söndürmeye ahdetmiş bir muhalefet kurgusu var ülkemizde ve tam bir batılı ağzıyla kan ve irin akıtıyorlar. Üstelik bilinçsizce saldırılar ülke ekonomisine zarar verirken faizci beklentilere de davetiye çıkarıp döviz kuruyla oynamalarla ciddi kayıpla yaşatıyor. Bizde diyoruz ki işte duruş bu zamanda belli olur. Batı hiçbir zaman İslam inancıyla dost geçinemedi, geçinemezde zaten. Küfür tek millettir, bunu biliyoruz sanıyordum ama maalesef muhalefet partileri üstelik yalandan bilge dede olmuş yaftalı bir İngiliz anahtarı vasıtasıyla da ülke fitne ateşiyle yakılmak isteniliyor. Milli bir tahrip partisi chp’nin durumu zaten belli. Diğeri Fetöcülerin sözcüsü olan Meral’in niyeti de belli. Öyleyse bu milli görüş gömleğini giyenlere ne oluyor ki; onlarla aynı yolun yolcusu oldular. Hdp’yi anlatmaya ve söylemeye gerek var mı? Onlar sadece Kürt söylemi ile etnik bölücülük yapıp devleti İsrail ve Abd yandaşlığına teslim etmek isteyen taşeron eli kanlı örgüttür. İşte meselenin bam teli burada. Bugüne kadar ülkeye hayırlı bir iş yapmamış mütedeyyin insanlara savaş açmış bir zihniyetin söz taşeronluğuna soyunanların bu ülkeye ne gibi garazları var ki; adımlar yıkıcılığa davetiye çıkartıyor.

Merzifonlu Viyana’da yenilince Topkapı Saray Bahçesinde sevinçten göbek atanlar olmuştur. Şükrü Paşa Edirne’de Bulgarlara kaybedince yine Topkapı’da sevinenler olmuştur. Edirne’yi Enver alacağına Bulgar alsın diyen paşalar hainler geçidine dâhildir. Bu neye benziyor azizim biliyor musunuz? Tuttuğu takım üç büyükler denilen herhangi bir takıma yenilmiş ve bu takımlardan bir Avrupa kulüplerinden biriyle kupa maçlarına çıkmışsa Türk takımını değil de karşı taraf gâvur takımına desteklemeye benziyor. Halende bu saçma aklı taşıya fanatikler var ülkemizde.
İşte tarihten ders almayan ve Abdülhamit gitsin de ne olursa olsun diyen güruhun attığı tohumlar bugün Tayyip gitsin de ne olursa olsun demeye getirildi. Aynı benzerlik ve olayların perde arkasını bugünde yaşamaktayız.

Şer güçlerle aynı söylemci eyyamcılıktan başka marifetleri olmayan ve çivi bile çakamayanlar bu ülkeye kötülük noktasında Tayyip eksenli düşmanlıklarıyla aynı kulvarda buluşup batının sözcülüğüne koyuldular. Ben şuna inanıyorum ki; bu batı taklitçileri aynı kaynaktan besleniyorlar ve tam bir takiyyeciler güruhu. Özel olarak bekletilmişler bugünler için. Zaten teker teker ağızlarındaki baklayı çıkardılar. Düşünün muhalefetin yapmak istediği şeylere bir bakın. Saray yıkılacak, köprüler Kanal İstanbul Havalimanı durdurulacak ve dışarıdan borç para alınacak. Bu nasıl bir akıl ve mantık varyasyonu? Böyle bir şey olabilir mi? Yıkacağız diyorlar koro halinde. Peki, iktidar ne diyor? Uzay ajansı kuracağız. Yerli otomobil yapacağız. Ülkeyi 2023 ve daha ilerisine hazırlayacağız diyorlar. Öyleyse aziz halkım siz kimden yanasınız? 24 Haziran bir fırsat işte bu batı taklitçisi köleci zihniyete ders vermeye. Fetöcülerin belini bir kez daha kırmaya. Allah şer odaklarına fırsat vermesin inşallah.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık