);*} İlim irfan-2
  • 30 Kasım -1, Pazartesi 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İlim irfan-2

Maalesef bu kapıları kapattılar, suyunu ku­ruttular, az çok kalanları da bulandırdılar. Acayip bir dönem başladı ki, Ferit Kam bu döneme şöyle sitem edi­yor:

 

Devran-ı bî bakâda insan için aman yok

Erbab-ı akl ü fikre âsûde bir zaman yok

Sermaye-i hayatım iflasa oldu müncer

Arz ettiğim metâı beş paraya alan yok       

 

Bu irfansız dönem insanını, bu dönemin ilim sahibi bilge kişilerini de şu fıkra gayet güzel sergiler:

Eskiden dağar derler topraktan mamul büyük kaplar vardı. Onun birinin içine bir öküz kafasını sokmuş, boynuzlar kenara takıldığı için çıkaramıyor. Sahipleri; “beldemizin bilge kişisine soralım hayvanı nasıl kurtarırız, nasıl en az za­rarla bu işi çözeriz?” diye müracaat etmişler, o şöyle bir        dü­şündükten sonra; “öküzün boynunu kesin” demiş. Kesmişler yine çıkmayınca “dağarı kırın” demiş!..

 

Nasrettin Hoca bir ramazan ayında görev yeri bula­bil­mek için epey do­laşmış, her kapı yüzüne kapanmış, bütün camiler başkaları tarafından tutul­muş, biraz geç kaldığının farkında ama canı fena sıkkın. Bir köye varıp yine görev ta­lep etmiş, köylüler demiş ki;

“Buranın bir ağası var, onunla görüş, zaten ücretini de o verir, söz on­dan kesilir, biz fakiriz bir şeye karışa­mayız.”

Hoca ağayla görüşür ama, ağa gururlu, kibirli, lafa­zan, aynı zamanda (R) harfini çıkaramayan kekemeler­den.

Baş­lamış övünmeye; “Ben şöyle zenginim, böyle var­lıklıyım, şu evler, şu tarlalar, şu hayvanlar…” benim. Hoca sormuş:

“Bunları nerden buldun?” Yani miras mı kaldı kendin mi kazandın? Ma­na­sına. Ağa:

“Bunları bana Yabbim verdi.” Deyince Hocanın za­ten can burnunda, el­lerini semaya kaldırmış ve şöyle demiş:

“Oh olsun Allahım! İsmini bile doğru dürüst söyleye­me­yen şu cahil­lere verdikçe verin, bizleri de onların hu­zurunda süründürün. Oh olsun!”

 

Bursa’nın ileri gelenlerinden bir zat şair Lami Çelebi’yi evine davet eder. Şair eve gelince görmüş ki şairler, alimler, edipler bir sığıntı gibi kapının ke­narında oturmuşlar ama ciğeri beş para etmeyen, cahil kaba fakat zengin olanları dip sedirde, minderlerin üstünde görünce şöyle demiş:

 

Mu’teberdir cihanda dûn-ı denî

Daima zillet üzere ehl-i hüner

Hâl-i âlem misâl-i deryâdır

Külçe altın çöker, ciyfe yüzer

 

İrfandan nasibi olmayan bu tip insanlardan bir gurup Nasrettin Hoca ile dalga geçmek maksadıyla; “hocam sen Farsça bilir misin?” demişler. Hoca “elbette bilirim” de­miş. “O halde biraz konuş bakalım” dediklerinde Hoca, onların ağzının payını şöyle vermiş:

Koca dünya eğri büğrü dönerest

Dostun koyup düşmanını öğerest

Lâle sümbül urba bulmaz giymeye

Acı soğan kat kat urba giyerest

 

“Hocam bunun neresi Farsça, bu bildiğimiz Türkçe” dediklerinde Hoca; “sonlarındaki “est”leride mi görmü­yor­sunuz be terestler” demiş.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık