);*} AKRABA
  • 16 Eylül 2016, Cuma 9:42
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

AKRABA

Duyan yok, söyleme başında bin türlü belâ olsa,

Emin olma sakın bir şahsa hatta evliyâ olsa,

Sokar Akrep gibi fırsat bulunca akraba olsa,

Bütün ebnâ-yı âdem bir zehirli mâra dönmüştür.([1])

                                                               Şâir Eşref

“Akrep itmez akrabanın birbirine ettiğin” demişler. Bu sözü ve Eşref’i teyid eden geçmişte ve hele günümüzde bin bir çeşit olaylar cereyan etmekte­dir. “Muhıbbi sadık (gerçek dost) yeğdir kişinin akrabasından” sözü de ke­lâm-ı haktır.

Hz. Mevlânâ şöy der: “Meyveyi ve sebzeyi alırken tar­tıya, sapı ve çöpü de girmektedir. Sen bu atacağın çöre-çöpe de para vermektesin” bunun gibi dostun, sevgi­linin, akraba­nın, insanların da işe yaramayan, sevilme­yen lüzum­suz ta­rafları olabilir ama, onlara da katlan­mak, sabretmek zorunda­yız. Aksi takdirde “Muhibbî” mahlasıyla fevkalâde güzel şi­irler söyleyen Farsça ve Türkçe çok kıymetli divanları olan, sadece Türkçe Divanında 2798 gazeli bulunan Kanuni Sultan Süley­man’ın dediği gibi dostsuz kalırız:

Bî vefâ yârin Muhibbî cevrini mâzur tut

Yârsız kalır bu cihanda ayıpsız yâr isteyen

Fıkralarımızı arz edip konuyu bitirelim: Konya’nın 30 km. yakınındaki Gödene köyünde saf, temiz, kimsesiz gari­ban bir çoban vardır. Can yoldaşı Karabaşından (kö­peğinden) çok iyi­likler gördüğü için, birkaç koyununu ona hibe eder. Nasip bu ya köpeğin koyunları çifter doğurur ve birkaç sene sonra nerdeyse küçük bir sürü olur ama bir müddet sonra da köpek ölür. Çoban; “benim ona hibe ettiğim bu koyunlar ne olacak?” diye Konya kadısına so­rar. Kadı: “her halde zavallı meczuplardan biri” dü­şünce­siyle onu savuşturmak için, “bu koyun köpek işlerine ben bakmam Adana kadısı bakar” deyi­verir. Saf adam ta Adana’ya gider, kadının huzuruna çıkar olayı anlatır, kadı da baştan sav­mak için: “o sürü bana düşer, buraya getir” der. Çoban boynu bükük çıkarken: “Kadı Efendi, getirmesine getireyim de bir şeye aklım er­medi; kö­pek Gödeneli, kadı Adanalı, bu akrabalık, bu vereselik ner­den geli­yor?” deyiverir.

Konya düğün pilavlarımız meşhurdur. Görenler Allah için söylesinler. Kontrolsüz biçimde hele zengin düğünle­rinde bin­lerce kişi bundan nasiplenir. Bu durum asalak­lar gu­rubunun da işine gelir ve kendini bilmeyen, haram-helâl te­lakkisi olmayan kişiler, bu fırsatları değerlendi­rirler. Böyle bir topluluk dü­ğün yerine varmışlar, düğün sahibi karşılayıp hoş geldiniz dedikten sonra; “affedersi­niz ama sizleri tanı­yamadım, kimlersiniz?” deyince, beri­kiler: “Ta­nımamakta haklısınız. Çünkü biz kız evinin akrabalarıyız” derler, düğün sa­hibi: “Henüz kız evi falan yok, ama ilerde olur inşallah, çünkü bu düğün sün­net düğünü, ama siz yinede buyurun, karnınızı doyurun” de­miş.([2])

Dipnotlar:

Ebnâ-yı âdem: Adem oğulları, insanlar, Mâr: Yılan.

[1]- Hilmi Yücebaş “Şâir Eşref Bütün Şiirler ve Hatıraları”, 1978,  s. 284.

Kıyl ü kal:Dedi-kodu, İttiba: Uymak, izinden gitmek, İsr:İmrenmek, Şeddad: Yemende muhkem binalar yapan hükümdar. Sahilhane: Sahilde villa, Bünyad eylemek: Yapmak.

[2]- Kamil Uğurlu, “Konya Şehrengizi” Konya B.Şehir Beld. Yay. 2005,  s. 245.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık