);*} SEYRETTİĞİM FİLİM…
  • 07 Mart 2019, Perşembe 8:51
MuharremBalatekin

Muharrem Balatekin

SEYRETTİĞİM FİLİM…

Yıl 1963… Rahmetli Annem ve Babamla, şimdiki Ata Petrol’e yakın olan Dayım ve Halamların evindeyiz. Dayım ve Halam diyorum, dayımla halam evliler. Herhalde konuyu çözdünüz.

Akşam vakti, dayımın büyük oğlu, yetişkin yeğenleriyle sinemaya gidecek. Dayımın oğlu İhsan Sami Başaytaç, (Şimdi İstanbul’da yaşıyor, saygılar sunuyorum kendisine) beni de sinemaya götürmek istiyor. Henüz okula gitmiyorum.

Babamdan izin alıyor ve hayatımda ilk defa bir yazlık sinemaya gidip film seyredeceğim. Bir film seyredip döneceğiz.

Konya’nın en meşhur yazlık sineması, EMEK sinemasına gideceğiz. O yıllarda Ankara yolu falan açılmamış. Bahçelerin içinden Emek sinemasına ulaşıyoruz. Işıklar yanmış, galiba müzik de var. Dayıoğlu biraz çekirdek alıyor, içerde yemek için. Daha doğrusu Konya tabiriyle çitlemek için.

İçerisi sıra sıra dizilmiş sandalye dolu. En geride de sonradan loca olduğunu öğrendiğim, şöyle biriketlerle çevrilmiş, içinde 4-5 sandalye konmuş yerlerde var, yerler hafif çakıl taşlı toprak.

Hepimiz yan yana sandalyelere oturuyoruz.

Şansımızdan bir korku filmi var. 7 yaşındayım ilk defa sinemaya gidiyorum ve şansıma bir korku filmi çıkıyor. Filmin ismini iyi hatırlıyorum ‘Büyüyen Canavar.’ Yıldırım düşmesiyle yeryüzüne ulaşan, küçük bir yaratığın gittikçe büyümesi ve önüne gelen her şeyi ezip geçmesi. Ve bir kasaba halkının bununla mücadelesi.

Bazılarımız, akşam ne yediğimizi hatırlamayız ama ben hayatımın bu ilk ayrıcalıklı akşamını iyi hatırlıyorum.

Canavarı öyle çekmişler ki sanki üzerimize geliyor. İhsan Ağabeyim, bizim korkumuzu yenmeye çalışıyor. Ben acayip korkuyorum ama ses etmiyorum. İhsan Ağabey’in yeğeni Bahri ara sıra korktuğunu beyan ediyor, ağabeyim onu sakinleştiriyor.

Bazen gözümü kapatıyorum. Sanki gözümü kapatınca, bir şey olmayacakmış gibi.

Elimdeki çekirdek felan hiç aklıma gelmiyor. Pür dikkat filme ve korkuya odaklanmışız.

Filmin bitip, ışıkların yanmasıyla dünya varmış diyorum.

İhsan Ağabey korktuğumuz için bize biraz kızıyor. Neyse sinemadan çıkıp, dayım gilin evine doğru yöneliyoruz. Yine bahçelerin içinden geçip, dayımların muhteşem, eski yapı cumbalı evlerine ulaşıyoruz.

Dayım, halam rahmetli babam ve annem evin bahçesinde oturuyorlar.

Biraz geciktiğimiz için, annemle babamın sırf beni beklediklerini hissediyorum. Ben gelince annemle babam hemen kalkıyorlar ve birlikte, Nalçacıda şimdilerde eski Bağ-Kur’un oradaki evimize yöneliyoruz.

Kendini zor aydınlatan sokak lambalarını bir bir geçip, eve varacağız.

Ben henüz filmin etkisinden kurtulmuş değilim. Hem yürüyoruz ve bende onlara filmi anlatıyorum.

O yıllarda araç otobüs olmadığı için, insanlar bir yere gitmek için uzun süre yürümek zorunda idiler.

Evimize ulaşınca, kendime daha bir güven geliyor.

İlk sinemaya gitme hikayem budur. Korku filmi de olsa mutluluğum uzun süre kalacaktır.

Sonraki yıllar, Ereğli’deki istasyonda Depo Şefi olan Rahmetli Hamdi Balatekin amcamın eşinin rahatsızlığı sebebiyle vefat edince, bu üzüntüye dayanamayan baba dedem, Baş Makinistlikten emekli, Atatürk’ün trenini kullanmış Tevfik Balatekin’de iki ay sonra vefat ediyor.

Amcamın, yaşları 11-16 arası olan üç erkek evladı yetim, kalınca babaannemin yanına geliyorlar. Dedemin evi de şimdilerde Büyük Parsana Camii civarında OBA sitesinin olduğu yerdeki bahçeli ev.

Hafta sonları en büyük amca oğlum, Tevfik Balatekin’le Cumartesi akşamları sinemaya gidiyoruz.

Yazın Emek sinemasına, kışında Şahin sinemasına gidiyoruz. Yaklaşık bir ay önce kaybettiğimiz Tevfik Ağabey’i rahmetle anıyorum.

Sinemaya, Tevfik ağabeyin bisikletiyle gidiyoruz. Sinema önünde, para ile bisiklet emanetçiliği yapan insanlar var. Öyle ya o devirde en kral ulaşım aracı Bisiklet. İnsanlar sinemaya genelde bisikletleriyle geldikleri için sinema önünde onlarca bisiklet oluyor. Tabii bunları emanet vermek lazım.

Film bitince en hoşuma giden, hayat apartmanının altındaki, Hayat Tostçusuna uğramak. Gece yarısı olmasına rağmen tostçu açık. Eski tekel binasının karşısında, şimdilerdeki Hayat Tostçusu malum farklı yerde. Dostum Hasan Basri Sayı’nın babası o yıllarda o işi yapıyor.

Gece vakti, tostçuda içeri sığmayan, sinemadan çıkan bu kalabalık, Ayran ve Toslarını dışarıda yiyip, mutluluklarını  dışarı taşırıyorlar. Öyle ya yıl 1964-65 ve devamını, siz Konya’da gece Ayran ve tost yemenin mutluluğunu yaşıyorsunuz.

Nalçacı’daki dedemin evine dönerken, yerlerin buz olması nedeniyle, Tevfik Ağabey bisikleti, dikkatli kullanıyor ama ikimizin ağırlığıyla, gündüz eriyip gece donan buzları bisikletin tekeriyle kıtır kıtır kırıp eve ulaşıyoruz. Evde filmin kritiği yapılıyor. Sıcacık, sobalı mutluluk dolu, babaannemin evinde, rüyalarla dolu olan ve filmin etkisinde kalan rüyalarımızla derin uykuya dalıyoruz.

Birde şimdiye bakıyorum. Siyaset, siyaset, yine siyaset. Çoğu televizyonlar işleri güçleri bu. İnsanlara mutluluk dağıtmak yerine insanlara mutsuzluk yüklüyorlar. Küfre varan hakaretler, suçlamalar, yalanlarla günümüzü gecemizi tamamlıyoruz. Ben bunlardan kurtulmaya, bakmamaya çalışıyorum.

İşte 1960’lı yılları özlüyorum vallahi hemi de çok özlüyorum.

Kalın sağlıcakla. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


HÜSEYİN HÜSEYİN 11.03.2019 09:38

KOMUTANIM, HAYAT HİKAYELERİNİ ROMAN HALİNE GETİRMEN LAZIM.

YAZARLAR

tümü
yukarı çık