);*} NİYETLER HALİS OLURSA?
  • 11 Ocak 2016, Pazartesi 8:44
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

NİYETLER HALİS OLURSA?

İslâm’da din-dünya ayrımı yoktur. İkisi muhteşem bir denge ile iç içe girmiştir. Bedenin işleriyle rûhun işlerini tamamen birbirinden ayırma âdeti İslâm için mevzubahis değildir. İnsanın bütün işlerinde devamlı temsil edilmesi gereken ibadet, hayatın gerçek mânâsını teşkil eder. Hayat, maddî ve mânevî diye iki kısma ayırdığında bu hedefe ulaşmak imkânsızdır. Dolayısıyla, bu iki hayatın, faaliyet ve şuurumuzda, düzenli bir bütün teşkil etmek üzere birleşmesi gerekir.(1) 

Mü’min bir kulun tüm vakitlerinde namaz, oruç, hac gibi ibadetlerle meşgul iken, niyet ve düşüncesiyle tefekkür ederek olaylara bakışı çok mühim bir duygu ki, bu sayede en dünyevi bir iş bile ibadet hâline geliverir. Rasûlullah (s.a.v.):

“Ameller niyetlere göre değer kazanır. Kişi neye niyet ettiyse onun karşılığını alır…” (2) diye buyurmuşlardır.

Meselâ, kişi namaz kılmak için hazırlanmaya başlar, abdest alıp yola çıkar, camide namazını kılar, tesbihatını çeker ve evine gelir. Namaz kılarken on dakika, hazırlanırken ve gidip gelirken ise yarım saat harcamıştır. Ancak Peygamber Efendimiz, onun namaz için meşgul olduğu bütün vakitlerde, hatta bir sonraki namazı nasıl kılacağını şimdiden planlamışsa o vakte kadar geçen sürede namaz kılmış gibi kabul edileceğini müjdelemiştir.(3)

Mesleğini icra eden bir kul, helâlinden kazanarak ailesinin geçimini temin ederken çocuklarının da İslâm’i terbiye üzere yetişmeleri için sarf ettiği gayretten dolayı ibadet sevabı almaktadır.

Hayır hasenat yapma isteği olan bir kulun kalbinden geçirmiş olduğu bu samimi duygular da ibadet sayılmaktadır. Niyetinin samimi olması kişiye büyük sevaplar kazandırır. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.):

“Mü’minin niyeti, amelinden daha hayırlıdır…” buyurmuştur.(4) 

Bizleri yaratan Cenâb-ı Hak, samimi düşüncede olan kullarına sevap kazandırmak için bir çok imkânlar sağlamaktadır. Yeter ki, düşüncemizde ve davranışlarımızda iyi niyetli ve samimi olalım. İyi niyet ve samimi hareket etmemiz konusunda Sevgili Peygamberimiz:

 “Kardeşine göstereceğin tebessüm, bir sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp kenara atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır.” (5)  buyurmaktadır. Diğer bir hadisi şeriflerinde de:

“Bir Müslüman herhangi bir ağaç veya bitki dikerse, ondan yenilen şey kendisi için sadakadır, ondan çalınan şey kendisi için sadakadır, yabânî hayvanların yediği şeyler sadakadır, kuşların yedikleri sadakadır, bir kişinin ondan alıp eksilttiği şey de kendisi için sadakadır.” (6) buyurarak samimi bir Müslüman’ın her hareketinin sevaba nail olacağını göstermiştir. Bazı fakir sahâbîler:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Zenginler bütün sevapları alıp götürüyorlar. Zira bizler gibi namaz kılıyor, oruç tutuyor ve ayrıca mallarının fazlasından da sadaka veriyorlar” dediler. Rasûlullah (s.a.v.):

“–Allah size sadaka verme imkânı bahşetmedi mi (sanıyorsunuz)? Her tesbih sadaka, her tekbir sadaka, her tahmid sadaka, her tehlil sadakadır. İyiliği emretmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Hatta birinizin hanımıyla cinsî münasebette bulunması bile sadakadır” buyurmuştur.

Durum böyle olunca bir insanın Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak amacıyla yapmış olduğu her şey sadaka ve iyilik olmaktadır. Böylece Müslüman bir kişinin hemen hemen her hareketi ibadet olmaktadır. Çünkü İslâm’ı yaşayan bir Mü’min daima Yüce Mevlâ ile bereber olma nimetine ulaşmaktadır.

Ashâb-ı Kiramdan Şeddâd ibnü’l-Hâd (r.a.) anlatır: Bir gazadan Medine’ye dönerken, bedevi bir kimse Resulullah Efendimizin (s.a.v.) yanına geldi, iman etti ve ona tabi oldu. Sonra Resulullah Efendimize “Sizinle hicret etmek istiyorum!” dedi. Peygamber Efendimiz de onu Ashâb-ı kiramdan birisine gönderdi ve yardımcı olmasını istedi. Ona imanı ve İslâm’ı öğretecekti... 

Bu arada tekrar bir gazaya gidildi. Resulullah Efendimiz bu savaşta bir miktar ganimet ele geçirdi. Onu gazaya katılanlar arasında taksim etti. Bir miktar ganimeti de bu bedevi için ayırdı ve payını kendisine vermesi için Ashâb-ı kiramdan birisine teslim etti. Payı teslim alan zat askerin gerisinden geliyor, yolda düşen ve kalanları gözetiyordu. Orduya yetişince ganimet payını sahibine teslim etti. O kişi: 

“Bu nedir?” diye sordu. 

“Ganimet payı, Resulullah Efendimiz senin için ayırdı!” dedi. 

O zat payını eline alarak Resulullah Efendimizin yanına geldi:

“Bu nedir, Yâ Resulallah?” diye sordu. Peygamber Efendimiz;

“Senin için ayırdım” buyurdu. O zat; 

“Ben size böyle dünya malı için iman edip tabi olmadım. Ben sadece senin yanında cihad ederken şu boğazıma bir ok atılıp saplansın ve öylece ölüp Cennete gideyim diye tabi oldum!” dedi... Bunun üzerine Resulullah Efendimiz;

“Eğer Allahü Tealâya karşı bu niyetinde samimi isen, seni tasdik eder ve yalancı çıkarmaz” buyurdu... 

 

Bir müddet sonra ordu, düşmanla tekrar savaşa girdi... Harpten sonra bir sahabi elde taşınarak Resulullah Efendimizin yanına getirildi. Hakikaten tam işaret yerinden boğazına bir ok saplanmış ve şehid olmuştu. Resulullah Efendimiz onu görünce;

“Bu, o kimse midir?” diye sordu. 

“Evet, bu odur” dediler. Resulullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem);

“Allahü Teâlaya karşı niyetinde samimi oldu, Allah da onu haklı çıkardı!” buyurdu. Sonra onu kendi cübbesiyle kefenledi. Cemaatin önüne koydu, cenaze namazını kıldı. Resulullah Efendimizin şu duası işitiliyordu: 

“Allah’ım! Bu senin kulundur. Senin yolunda hicret edip şehit oldu. Ben de bu kulun şahidiyim...”

Ne büyük saadet!.. Bu mübarek sahabe, halis niyetinin neticesinde şehitlik mertebesine kavuştu. Ne buyuruyorlar din büyükleri: “Niyet hayır, âkıbet hayır...”

 

Gönülden Muhabbetlerimle.

Dipnotlar:

1-Muhammed Esed, Yolların Ayrılış Noktasında İslâm,1969,s.17,19.                                                       2-Müslim, İmâret, 155; Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1; Îmân, 41.                                                                         3-Buhârî, Salât, 87; Büyû‘,49; Bed’ü’l-Halk, 7; Müslim, Tahâret, 41; Hâkim, I, 331.                                       4-Heysemî, I, 61; Süyûtî, Câmi, II, 194.                                                                                                           5-Tirmizî, Birr, 36/1956.                                   

6-Müslim, Müsâkât, 7.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık