Konya
28 Şubat, 2024, Çarşamba
logo altı
  • DOLAR
    31.18
  • EURO
    33.77
  • ALTIN
    2034.0
  • BIST
    9189.2
  • BTC
    58416.45$

YAŞIYOR MUYDU Kİ?

19 Ocak 2021, Salı 08:57

Hikayemsi bir yazı…

Yıllar önce kaybetmişti eşini. Büyük sıkıntıya düşmüştü Ali Bey…

İki oğlu bir kızı vardı. Kız en büyükleri ilk göz ağrısıydı. Çok severdi. Damat sıkıntılıydı. Bayramdan bayrama görebilirse görürdü kızını, ara sıra kaçamak görüşmeler hariç.

Kızına ara sıra istersen eve dön derdi. Kızı büyük bir olgunlukla iyi olduğunu söylerdi.

Büyük oğluyla oldum olası yıldızı barışmamıştı. Büyük oğlan yaşı gelince babasının her işine karışır olmuştu. Sözleri hep kırıcıydı. Oğluna hep mesafeli durur duasını eksik etmezdi. Büyük oğlu devlette işe girdi, çalışan biriyle evlendi. Şükür mutlulardı. Oğlu aklına gelince ayda yılda bir arardı.

Küçük oğlu yaramazdı biraz ama babaya düşkündü. Onu da çok severdi Ali Bey…

Hanım ölünce çocuklar bir araya geldiler. Babalarının tek başına yaşayamayacağına kanaat getirdiler. Aslın da Ali Bey dilinin ucuna geleni söyleyemedi. Bırakın huzur evine gideyim, sizleri rahatsız etmeyeyim diyecekti olmadı, diyemedi.

En küçük oğlan babasını yanına alacağını söyledi. Eşi çalışmıyordu. Geçim sıkıntıları vardı, sanayii de esnaftı. Babanın emekli maaşı da vardı. Eşini ikna etti. Gerçi gelin kaynatayı sever miydi hiç? Ama maaşı var dedik ya.

Karar verildi. Baba küçük oğlunun yanına yerleşecekti. Baba evi boşaltılıp kiraya verilecekti. Ali Bey dursun kiraya vermeyelim belki oğlumun yanında yapamam diyecekti, onu da diyemedi.

Sıra evin eşyalarının paylaşımına geldi. İki oğlu bir kızı birde kendi evdelerdi. Güya eşyalar dağıtılacaktı. Çocukları büyük bir olgunlukla eşyaları paylaşmaya başladılar. Büyük oğlan şu buzdolabını halıyı ben alayım bahçede ki eve koyarım diyordu…

Vesaire vesaire. Sıra annelerinin sandığına geldi. Ona dokunmayın eşimden hatıra diyecekti, boğazı düğümlendi diyemedi.

Sandık açıldı. Eşinin çeyizleri bir bir ortaya dökülüyordu.

Hatıralar gözünün önünden geçti. Severek evlendiler. Nafile ölüm ayırmıştı onları. Sandıktaki eşyalar açıldıkça, dayanamadı saldı göz yaşlarını.

Çocuklar müdahale ettiler, baba niye ağlıyorsun? Biz varız dediler. Nasıl ağlamasaydı ki, canı gitmişti. Şimdi eşyaları pay ediliyordu.

Kızı Cemile dağıtım da hep uzak duruyordu. Hiçbir şeyi talep etmiyordu. Ali Bey ara sıra müdahale edip, şunu Cemile’ye verin annesinden hatıra olarak saklasın diyordu.

Ali Bey’in göz yaşları dinmemişti ama görülmeden içine akıtıyordu göz yaşlarını.

Dağıtım bitti. Ev temizlenip kiraya verildi. İçi gitmişti Ali Bey’in ama yapacak bir şey yoktu.

 Küçük oğlu Mustafa’nın evinde ilk gün. Gelin hanım bir oda hazırlamıştı kendisine. Yatağı hazır beklerdi.

Mustafa’nın bir oğlu bir kızı vardı. Çabuk alıştılar dedelerine. Nasıl alışmasınlar ki? Dede eve her gelişinde onlara hediye getirirdi. Öyle ki çocuklar dedelerinin yolunu gözler olmuşlardı.

Ali Bey bir gün oğlunu çağırıp, evin kirasını kendisinin almasını eve masraf etmesini söyledi. Ali Bey durumu görüyordu, anlayışlı insandı. Emekli maaşının çoğunu da eve harcardı.

Cicim ayları çabuk bitti. Gelin hanım eskisi kadar anlayışlı değildi.

Ali Bey sabah erkenden kendini dışarıya atar, akşam eve dönerdi. Akşam yemeği hep birlikte yenirdi.

Yaz günleri güzeldi Ali Bey için. Vakit geçireceği çok yer olurdu. Bir çay ocağı bir park bazen uzun süre mekanı olurdu.

Akşam eve dönüp, yemeği yedikten sonra odasına çekilirdi. Televizyonu da yoktu odasında, büyük oğlu bahçe için televizyonu da almıştı. Yeni bir televizyon alacak durumların olmadığını bilirdi Ali Bey…

Bazen gelin hanım bir bardak akşam çayı getirirdi. Sevinirdi Ali Bey.

Genelde yatsı namazını kılıp yatardı. Yatmasına yatardı da uyuyabilir miydi? Her gece geçmişin muhasebesini yapar, eşine fatiha yollayıp uykuya dalardı. Sabahın olmasını iple çekerdi.

Kış ayları zordu Ali Bey için. Yine sabah evden erken çıkardı. Nemelazım gelin hanım rahatsız olabilirdi.

Ali Bey kış sabahları soluğu arkadaşı rahmetli Mehmet Bey’in oğlunun dükkanında alırdı. Mehmet Bey’in oğlu Süleyman Ali Bey’i çok sever ve baba dostu olduğu için çok itibar ederdi.

Sabah çayını orada içtiği gibi, sobanın başında kendisine ayrılan yerde akşamı ederdi. Öğle namazına da dükkandan gider, sağ olsun Süleyman’ın dükkanında ki şofbenden sıcak suyla abdest alırdı.

Süleyman dükkâna gelen herkese çay söylerken Ali Bey’e de söylerdi. Ali Bey itiraz edecek olurdu, Süleyman mutlaka çay söylerdi. Öğle yemekleri de birlikte dükkânda yenirdi. Ali Bey de itirazlara rağmen ara sıra tatlı alır, maaşı aldığında da dükkâna etli ekmek yaptırırdı. Ne muhteşem insandı şu Süleyman. Ali Bey’i el üstünde tutardı.

Malum kış günleri gün kısa. Birden akşam olurdu. Hava kararmadan eve ulaşırdı Ali Bey. Uzun kış geceleri onun için bitmezdi.

Sonra dünya Covid-19 virüsüyle tanıştı. Ali Bey’de tanıştı. Kısıtlamalar, virüs bulaşması, yaş kısıtlaması.

Ali Bey maske takıyordu da, korkup Süleyman’ın dükkanına da gidemiyordu. Kendine bir şey olmasından değil, onlara bir şey olmasından ve sebep olmaktan korkuyordu.

Artık Ali Bey evde de diken üstündeydi. Kendine devletçe verilen iki üç saati değerlendirir sonra evin yolunu tutardı. Artık 24 saatin 20 saati evde geçer oldu.

Dört duvar arasında geçecek bir kalan ömür. Kaldığı odanın manzarası da yoktu. Yan apartmana çok yakındı. Pencere önünde bu yüzden pek durmazdı. Torunlarla vakit geçerdi ama gelin hanım bu olaya da pek müsaade etmeyip çocukları internetten yapılan derslerinin başında olmaları gerektiğini söylerdi… Haklıydı.

Bu virüs belası nasıl olduysa Ali Bey’i de bulmuştu. Ağırlaştı… Ali Bey öldü diyeceğimi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Zira o YAŞIYORMUYDU Kİ?...

Rabbimden dileğim kalan ömrümüzün güzelliklerle geçmesi.

Hepinize hayırlı ömürler diliyorum.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.