Konya
28 Şubat, 2024, Çarşamba
logo altı
  • DOLAR
    31.18
  • EURO
    33.74
  • ALTIN
    2031.6
  • BIST
    9192.52
  • BTC
    59326.5$

MASKE TAKMAYA TAKINTISI OLANLAR…

29 Eylül 2020, Salı 09:25

Adam ben maske takmam diyor. Kadın ben maske takmam diyor. Anlayacağınız takıntılı. Yani psikolojik vakka…

Aslında neden maske takmadığını bilmiyor. Bildiği şey, yasaklara baş kaldırmayı meziyet sayıyor. Kişiliğini bu şekilde ayakta tuttuğunu zannediyor.

Bundan yaklaşık bir ay evvel İstanbul Kadıköy iskelesine yakın yerde iki kadın. Biri maskeli değil. Belki öbürü de değil. Kılık kıyafetiyle nahoş kadın. Efendim sanane kılığından diyeceksiniz. Haklısınız. Polisimiz kadınları maske takması konusun da uyarıyor. Kadının biri uyarılara aldırış etmiyor. Öbür kadın da herhalde cep telefonuyla olanları kaydediyor.

Polislerin bütün ikazına rağmen maske takmayınca, polisler karakola götürmek istiyorlar ve mecburen zor kullanıyorlar. Ters kelepçe falan…

Kadın belki virüs yayıp, katillik yapacak. Vicdani duygularımız hemen ayaklanıyor. Vayyy…. Polis kadınlara nasıl böyle davranır? Senin vicdanın doğrudan yana değil be kardeşim. Kadının uyarılara rağmen neden maske takmadığını sorgulamıyorsun da, onu zorla da olsa maske taktırmaya çalışan polisi sorguluyorsun?

Anlaşıldı devletin polisine antipatiniz var. Hemen polislere yükleniyorsunuz. Sonuç; İstanbul Valiliğince iki polis görevden uzaklaştırılıyor.

Dayanamıyorum! Sosyal Medya da iki polisin derhal görevine iade edilmesi konusunda paylaşımlar da bulunuyorum. En yakın dostlarımdan, hukukçulardan olumsuz tepki alıyorum. Olumlu bakanlar da var. Karakterimde haklı olduğum konuda pes etmek yok. Hepsine cevabını veriyorum.

Kişinin beyni şartlanmaya görsün, doğruyu seçemez. Ve netice iki polisimiz görevine iade ediliyor ve rahatlıyorum.

Geçtiğimiz hafta, yer yine İstanbul-Tuzla. Bir motosikletli, boyuna bacağına bakmayan kurye…

Polisler bu küçük boylu kuryeyi durdurup, maske takmadığı için ceza yazacaklarını söyleyip, kimliğini istiyorlar. Kurye kimliğini vermeyip, sıkıysa al! der gibi laflar ediyor. Karakola davet ediliyor kurye… Buna da uymuyor.

Kurye motorundan inip, cep telefonuna sarılıyor. Eniştemin telefonunu verin, ekibe haber verin gibi boyuna bacağına bakmadan, büyük laflar ediyor.

Polislerin sabrı beni hayrete düşürüyor. Ben polisin yerinde olsaydım bu yaratığı kesin anında paketlemiştim.

Neyse bu ufaklık karakola davet ediliyor. Savcılığa çıkarılıyor ve sonuç serbest…

Daha sonraki bir yazımın başlığı bu ceza kanunlarıyla, bu devlet ayakta zor durur olmalı diye düşünüyorum. Ama tatile çıkacağım için yazamayacağımı anlıyorum. Tatile çıkacağım deyince sakın yanlış anlamayın, ben değil kalemim tatile çıkıyor. Ne kadar tatile çıkar onu da bilemiyorum.

DÜĞÜNÜ YAP! CEZAYI ÖDE!

Yine geçtiğimiz hafta medyaya düşen bir AKP’li vekilin güzel bir düğün yapmasıydı. Hem de yemekli.

Vayyy! Sen düğün mü yaptın? Öde bakalım 3 bin küsur lira cezayı. Gördünüz mü; hiçbir şey cezasız kalmıyor. Siz sakın düğün falan yapmaya kalkmayın, anın da cezayı (!) yersiniz.

Düğünleri, daha doğrusu kalabalık ve yemekli düğünleri yasak ediyoruz ama önce buna biz uymuyoruz.

Biliyoruz ki virüslü günler de kalabalık oluşturmayacağız, kalabalık yerlere gitmeyeceğiz. Maskemizi takıp, sosyal mesafeye uyacağız. Bunları biz söyleyeceğiz ama önce biz uygulamayacağız.

Ayasofya’nın ibadete açılmasının virüslü günler de yapılıp, illerden ilçelerden belediye yardımlarıyla otobüs kaldırıp, yoğun bir kalabalık oluşturulmasını anlamış değilim.

Her şeyin bir zamanı olmalı… Giresun’da ki sel felaketinden sonra orada kalabalıkta yapılan miting.

Geçen hafta Gaziantep’te yapılan “Teknofest” törenleri. Önce Sanayi Bakanımız şehirde kalabalığın katılımıyla yürüyüş düzenliyor. Sık sık yapılan anonslar; maskenizi takınız, sosyal mesafeyi koruyunuz. Cumhurbaşkanımızın katıldığı günde aynı anonslar devam ediyor. Zamanlamayı yine uygun bulmuyorum.

Bu kalabalıkta, virüs kapıp, hasta olanların vebali kimin omuzlarındadır? Biz uyarmıştık, anons etmiştik diyemezsiniz. Bir yandan kalabalık oluşturmaktan ve kalabalığa karışmaktan uyarılıyoruz. Bir yandan kalabalık oluşuyor ve kalabalığa karışıyoruz.

Bu demektir ki biz bu virüsle tam anlamıyla mücadele edemiyoruz. Sonumuz hayrola…

ASAYİŞ OLAYLARINI GÖRÜN!

Virüslü günler yaşarken, başka sıkıntıları da görüyoruz.

İstanbul’da bir taksi durağı başka bir taksi durağının elemanlarınca basılıyor. Mesele yolcu kapma meselesi. Ve bu silahlı baskın da üç kişi göz göre göre öldürülüyor. İçim cız ediyor. Eğitimsizlik böyle bir şey olmalı diyorum. Velhasıl bir hiç uğruna, üç ocak haklı veya haksız sönüyor.

Yer yine İstanbul! Dört kişi bir Suriyeli vatandaşın aracının satılık olduğunu öğrenip, aracı satın alma bahanesiyle, adamı kaçırıyorlar, para istiyorlar. Suriyeli vatandaş para vermeyince öldüresiye dövüyorlar. 7 metrelik menfezden aşağıya atıp yaralanıyor. Ağır yaralanıyor. Halkın ihbarıyla bu dört kişi yakalanıp, hakim karşısına çıkarılıyor. Gasp var, yaralama var, cinayete teşebbüs var. Sonuç hepsi serbest. Kamuoyuna yansıyan görüntüler vicdanları sızlatıyor. Bu sefer savcılık tutuklanmalarını talep edince, adamlar aranıyor. Biri bulunuyor ötekiler kayıp. Adaletimizde veya adaletçilerimiz de sıkıntı var diyeceğim. Belki ikisinde de….

Fazla da yorum yapmayacağım. Sağlıcakla kalın.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.