MİLLÎ MÜCADELE DESTANINDA AKŞEHİR VI
Zafer Akşehir'den Kocatepe'ye yürüdü
24 Ağustos 1922 günü Akşehir, orduyu yalnız cepheye uğurlamadı; duasını, ümidini ve dokuz aylık emeğini de onunla birlikte Kocatepe'ye selametle yolcu etti.
Batı Cephesi Karargâhı o gün taarruz cephesinin gerisindeki Şuhut'a taşındı.
Karargâhta görevli subaylardan Cevdet Kerim İncedayı, ordunun nasıl bir düzen ve disiplin içinde cepheye yürüdüğünü anlatırken, 24 Ağustos günü Akşehir'den Şuhut'a giderken gördüğü manzaraya özellikle dikkat çeker. Bir gün öncesine kadar çeşitli birliklerin geçtiği geniş sahada geride kalmış tek bir asker ve kırılmış tek bir araba dahi görmediğini ifade eder.
Aylar süren hazırlığın sonucu buydu.
25 Ağustos'ta karargâh Şuhut'tan Kocatepe'nin güneybatısındaki Çadırlı Ordugâh'a taşındı.
Ve 26 Ağustos sabahı...
Saat 04.30'da Türk topçusunun hazırlık ateşi başladı. Saat 05.30'dan itibaren ateş şiddetlendi.
Büyük Taarruz başlamıştı.
Akşehir'den dualarla uğurlanan ordu artık Kocatepe'deydi.
Artık Akşehir için yapılacak şey, sabır ve dua ile ordunun zafer muştusunu beklemekti. Nitekim cepheden gelen haberler, Türk ordusunun düşman hatlarını yardığını ve ilerlemeye başladığını bildiriyordu.
30 Ağustos'ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferle sonuçlandı.
1 Eylül'de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordulara tarihî emrini verdi:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!”
Türk ordusu artık İzmir'e doğru ilerliyordu.
9 Eylül'de İzmir'in kurtuluşu sağlanmıştı.
Şehirde tam bir bayram havası oluşmuştu. Çünkü bu zafer Akşehir için yalnız uzaktaki bir cephede kazanılmış askerî başarı değildi.
Aylarca evinde, sokağında, dükkânında, camisinde, karargâhında yaşadığı; askerini beslediği, yaralısına baktığı, komutanlarını misafir ettiği, sırrını sakladığı ve nihayet dualarla cepheye uğurladığı büyük mücadelenin zaferiydi.
Anadolu'nun her köşesinden cepheye koşanların; kağnısıyla cephane taşıyanların, tarlasındaki son mahsulünü ordusuyla paylaşanların, evladını vatan uğruna şehit verenlerin zaferidir.
Elbette Büyük Zafer, aziz milletimizin ortak zaferiydi. Ancak Akşehir de bu zaferde pay sahibiydi. Akşehir'in talebi, bu ortak zaferden kendisine ayrıcalıklı bir pay çıkarmak asla olmadı.
Talebimiz, bir gayretin hakkını tarihe teslim etmektir.
Bundan yaklaşık on beş yıl önce bu düşünceyi dile getirirken Zafer Haftası kutlamalarının Akşehir'den başlatılmasını istemiştik.
Aradan yıllar geçti.
Bugün memnuniyetle görüyoruz ki Akşehir'in Millî Mücadele tarihindeki yeri daha güçlü biçimde hatırlanıyor. 24 Ağustos, Akşehir Onur Günü olarak kutlanıyor; Batı Cephesi Karargâhından Büyük Taarruz güzergâhına uzanan temsili yürüyüşler gerçekleştiriliyor.
Bunlar önemlidir.
Bunlar sevindiricidir.
Ve yapılanları takdirle karşılıyoruz.
Fakat kanaatimizce atılan bu adımlar artık tarihî sürecin bütünüyle örtüşen bir anlayışla tamamlanmalıdır.
Çünkü Büyük Taarruz'un son yürüyüşünün tarihî güzergâhı bellidir:
24 Ağustos Akşehir...
25 Ağustos Şuhut...
26 Ağustos Kocatepe...
30 Ağustos Dumlupınar...
Ve nihayet:
9 Eylül İzmir...
Öyleyse neden Zafer Haftası'nın tarihî anlatımı da bu yürüyüşü takip etmesin?
Neden yeni nesiller Büyük Zafer'i yalnız 30 Ağustos günü kazanılmış bir meydan muharebesinin sonucu değil; aylar süren hazırlığın, sabrın, fedakârlığın, aklın, stratejinin ve millet-ordu bütünleşmesinin eseri olarak öğrenmesin?
Neden 24 Ağustos'ta Akşehir'deki Batı Cephesi Karargâhından başlayan anma ve kutlama programları; Şuhut, Kocatepe ve Dumlupınar üzerinden Büyük Zafer'e uzanan tarihî bir bütünlük içinde ele alınmasın?
Bizim teklifimiz budur:
.24 Ağustos Akşehir Onur Günü, Zafer Haftası'nın tarihî başlangıcı kabul edilmeli; Akşehir'den başlayan, Şuhut ve Kocatepe üzerinden 30 Ağustos Büyük Zaferi'ne ulaşan güzergâh, devletimizin resmî anma ve kutlama programlarında bir bütün hâlinde değerlendirilmelidir.
Bir millet, zaferlerinin yalnız sonucunu değil, nasıl kazanıldığını da bilmelidir.
Çünkü milletleri geleceğe taşıyan, geçmişte kazandıkları zaferlerle övünmeleri kadar; o zaferleri meydana getiren imanı, iradeyi, aklı, feraseti, sabrı, fedakârlığı ve çalışma azmini anlayıp yeni nesillere aktarabilmeleridir.
On beş yıl önce:
“Hakkın teslimi adına bu uğurda yolumuza devam edeceğiz; gerekirse Başkomutana kadar gideceğiz.” demiştik.
Bugün aynı talebi, yapılan güzel çalışmaları da takdir ederek bir kez daha dile getiriyoruz:
Zafer Haftası, Büyük Zafer'e yürüyüşün başladığı Akşehir'den başlamalıdır.
Hakkın teslimi sağlanırsa, İstiklâl Harbi'ni kazanan iman, irade, akıl, feraset ve gayret milletimize yol göstermeye, mazlumlara umut olmaya devam edecektir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bu aziz vatan uğruna can veren bütün şehitlerimizi, ahirete irtihal etmiş gazilerimizi ve Millî Mücadele'nin isimsiz kahramanlarını rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Ruhları şad olsun!
Milletimizin bahtiyar, devletimizin ilelebet payidar olması temennisiyle...