DENİZDE KALAN VALİZLER…
Bazı fotoğraflar vardır…
Bakarsınız ama görmezsiniz.
Bir valizdir mesela.
Bir çanta…
Bir ayakkabı…
Bir çocuk oyuncağı…
Denizin üzerinde öylece sürüklenir.
Ama aslında gördüğünüz şey bir eşya değildir.
Bir hayatın geride bıraktığı izdir.
Girne–Taşucu seferini yapan katamaranın denizde alabora olması ve insanların hayatını kaybetmesi işte tam da böyle bir acı bıraktı geride.
259 yolcu…
8 mürettebat…
Toplam 267 insan.
Kimi ailesiyle…
Kimi tatilden dönüyor…
Kimi işine yetişecek…
Kimi belki de hayatının en sıradan yolculuğunu yaptığını düşünüyor.
Çünkü insan hiçbir zaman son yolculuğuna çıktığını bilmez.
Evden çıkarken kapıyı kapatır.
“Akşama görüşürüz” der.
Bir telefon gelir.
Bir mesaj gönderir.
Sonra…
Hayat biter.
Peki ne oldu?
Şimdilik bildiklerimizle bilmediklerimizi birbirinden ayırmak zorundayız.
Teknik inceleme ve soruşturma tamamlanmadan “kesin sebep budur” demek doğru değil.
Ancak ortaya çıkan yolcu beyanları ve iddialar, ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Geminin seyir sırasında su aldığı…
Bazı yolcuların ön bölümde su gördüklerini ve durumu mürettebata bildirdiklerini söyledikleri…
Geminin anormal şekilde hareket ettiğine ilişkin anlatımlar…
Tahliye sırasında yaşanan karmaşa…
Can yelekleri ve tahliye imkanları konusunda dile getirilen iddialar…
Ve kaptanın, dalgaların etkisiyle geminin ön bölümünün zarar gördüğü yönündeki savunması…
Bütün bunların tek tek araştırılması gerekiyor.
Çünkü burada mesele sadece “gemi neden battı?” sorusu değil.
Asıl soru şu:
Gemi neden o şartlarda yolculuğa devam etti?
Eğer gerçekten tehlike belirtileri varsa, neden daha erken geri dönülmedi?
Yolcuların uyarıları olduysa bunlar neden dikkate alınmadı?
Geminin teknik kontrolleri nasıldı?
Hava ve deniz şartları gerçekten bu sefer için uygun muydu?
Ve daha önemlisi:
Bir noktada “Bu yolculuk devam etmemeli” deme yetkisine ve cesaretine sahip biri var mıydı?
⸻
DENİZ “BİR ŞEY OLMAZ”I AFFETMEZ
Ben bunu artık daha iyi anlıyorum.
Çünkü denize çıkıyorum.
Küçük bir teknenin bile hava ve deniz koşullarına ne kadar bağımlı olduğunu insan denizin üzerinde öğreniyor.
Sakız–Çeşme arasında katamaranla iki-üç kez seyahat ettik.
Son seferimizde deniz oldukça sallanıyordu.
Karada otururken dalga başka…
Teknenin içinde hissedilen hareket başka.
İnsan bir süre sonra alışıyor.
Ama teknenin her hareketinin bir anlamı olduğunu da fark ediyor.
Dalgayı hangi açıyla alıyor?
Rüzgâr nereden geliyor?
Dalganın yüksekliği ne?
Periyodu kaç saniye?
Teknenin hızı ne?
Yük dağılımı nasıl?
Bütün bunlar denizde önemlidir.
Çünkü deniz, karayolu gibi değildir.
Fren yapamazsınız.
Sağa çekip duramazsınız.
“Ben biraz bekleyeyim” diyemezsiniz.
Denizin ortasındaysanız, kararınızın sonuçlarıyla birlikte yaşarsınız.
EN TEHLİKELİ CÜMLE: “BİR ŞEY OLMAZ”
Bizim toplumda garip bir alışkanlık var.
Tehlikenin küçük olduğunu düşündüğümüz anda tedbiri de küçük görüyoruz.
“Bir şey olmaz.”
Biraz dalga var…
“Bir şey olmaz.”
Biraz rüzgâr arttı…
“Bir şey olmaz.”
Tekne su aldı…
“Bir şey olmaz.”
Bir vida gevşedi…
“Bir şey olmaz.”
Bir ikaz geldi…
“Bir şey olmaz.”
İşte kazalar çoğu zaman böyle başlıyor.
Tek bir büyük hata olmayabilir.
Ama küçük ihmaller üst üste geliyor.
Sonra bir gün…
Oluyor.
Ve olduğunda artık geri dönüş yok.
EN AĞIR TARAFI: HATAYI SİZ YAPMAMIŞSANIZ…
İnsan kendi yaptığı hatanın bedelini ödemeyi bir şekilde kabullenebilir.
Ama başkasının hatası?
İşte orası çok ağır.
Siz biletinizi almışsınız.
Geminin güvenli olduğuna inanmışsınız.
Kaptana güvenmişsiniz.
Mürettebata güvenmişsiniz.
Denetim mekanizmasına güvenmişsiniz.
Ve hayatınızı hiç tanımadığınız insanların kararlarına teslim etmişsiniz.
Sonra bir başkasının ihmali yüzünden hayatınızı kaybediyorsunuz.
Bundan daha büyük bir adaletsizlik olabilir mi?
İşte bu nedenle yolcu taşıyan gemilerde sorumluluk çok daha ağırdır.
Çünkü kaptanın masasındaki karar sadece kaptanın hayatını ilgilendirmez.
Orada yüzlerce insanın hayatı vardır.
YA DENİZDEN ÇIKAN EŞYALAR…
Belki de bu facianın en sarsıcı taraflarından biri bu.
Denizden insanların eşyalarının çıkarılması…
Bir valiz…
Bir çanta…
Bir ayakkabı…
Bir telefon…
Bir oyuncak…
Bunlara bakınca insanın aklına ister istemez şu geliyor:
Bu eşyanın sahibi şimdi nerede?
Bir valizin sahibinin hayalini düşünün.
Belki o valize birkaç saat önce kıyafetlerini yerleştirdi.
Belki çocuğunun oyuncağını koydu.
Belki eve götürmek için bir hediye aldı.
Belki dönüş yolunda ailesine anlatacağı güzel anılar vardı.
Şimdi valiz denizin altında…
Ya da kıyıya vurmuş.
Sahibi yok.
Çünkü insan bazen bütün hayatını bir bavula koyup yola çıkıyor.
Ve bazen o bavul geri dönüyor…
İnsan dönemiyor.
HAYATIN NE KADAR KISA OLDUĞUNU BİR VALİZ ANLATIYOR
Bazen filozofların uzun uzun anlattığı şeyi, deniz kıyısına vuran bir ayakkabı anlatıyor.
Hayat kısa.
Çok kısa.
Bugün buradayız.
Yarın olmayabiliriz.
Bu nedenle birbirimize kızarken, birbirimizi kırarken, para kazanmak uğruna risk alırken, işi yetiştirmek uğruna güvenliği ikinci plana atarken biraz düşünmek gerekiyor.
Çünkü hiçbir iş…
Hiçbir sefer…
Hiçbir para…
Hiçbir zaman baskısı…
Bir insan hayatından daha değerli değildir.
Şimdi yapılması gereken bellidir.
Bu facia “kader” denilerek kapatılmamalı.
Deniz kazalarının bir kader değil, çoğu zaman teknik, operasyonel ve insan kaynaklı hataların sonucu olduğunu artık biliyoruz.
Kapsamlı bir soruşturma yapılmalı.
Geminin teknik durumu ortaya çıkarılmalı.
Bakım ve denetim kayıtları incelenmeli.
Hava ve deniz koşulları değerlendirilmelidir.
Kaptanın ve mürettebatın kararları dakika dakika ortaya konmalıdır.
Yolcuların ifadeleri dikkate alınmalıdır.
Can yelekleri ve tahliye sistemleri incelenmelidir.
Ve eğer ihmal varsa…
Kim yaptıysa ortaya çıkarılmalıdır.
Çünkü hesap sormak ölenleri geri getirmez.
Ama belki başka insanların hayatını kurtarır.
Ben denizi seviyorum.
Karaburun’da tekneyle açıldığımda başka bir dünya hissediyorum.
Sessizlik…
Rüzgâr…
Mavi…
Özgürlük…
Ama deniz aynı zamanda insana haddini de öğretir.
Küçücük bir tekneyle koskoca denizin ortasında kaldığınızda anlarsınız:
İnsan ne kadar güçlü olduğunu sanırsa sansın, denizin karşısında çok küçüktür.
Bu yüzden denize saygı duyacaksınız.
Kurallara uyacaksınız.
Hava kötüyse çıkmayacaksınız.
Şüphe varsa duracaksınız.
Ve en önemlisi…
“Bir şey olmaz” demeyeceksiniz.
Çünkü bazen bir şey olur.
Hem de bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Girne–Taşucu faciasında denizin üzerinde kalan valizlere bakın.
Onlar bize sessizce bir şey anlatıyor:
Hayat, sahibine aitmiş gibi görünür…
Ama bazen başkasının verdiği bir karara emanet edilmiş kadar kırılgandır.
Ve o nedenle…
Bir insanın hayatını kurtarabilecek küçücük bir tedbir varsa,
onu almak için hiçbir zaman geç değildir.
Çünkü bazı hataların telafisi yoktur.
Bazı yolculukların dönüşü yoktur.
Ve bazı insanlar…
bir sonraki limana hiç ulaşamaz.