Kendi Yolunun Yolcusu
Çünkü dışarıdan gördüğümüz hiçbir hayatın tamamını bilmiyoruz. Birinin gülümsemesinin ardında kaç geceyi sessiz geçirdiğini, başarı dediğimiz şeyin arkasında kaç kez yeniden başlamak zorunda kaldığını, bugün güçlü görünmesini sağlayan yaraların nerede başladığını bilmiyoruz. Aynı şekilde kendi hayatımızın da yalnızca görünen tarafıyla değerlendirilmesi mümkün değil. İçimizden geçenleri, sustuklarımızı, vazgeçmemek için verdiğimiz mücadeleyi en iyi yine biz biliyoruz. İnsan kendisini başkalarının hayatıyla kıyasladıkça, elindeki güzellikleri görmemeye başlıyor. Bir başkasının hızına yetişmeye çalışırken kendi adımlarının değerini unutuyor. Oysa herkesin zamanı başka türlü ilerliyor. Birinin erken ulaştığı yere bir başkası daha geç varabilir. Birinin kolaylıkla yaptığı şeyi başka biri büyük bir mücadeleden sonra başarabilir. Bu, birinin diğerinden daha değerli olduğu anlamına gelmez. Çünkü hayat bir yarış çizgisi değil; herkesin kendi içinde anlam kazanan uzun bir yolculuk. Kendimize biraz daha merhametli davranmayı öğrenmeliyiz. Henüz ulaşamadığımız yerler için kendimizi eksik görmek yerine, bugüne kadar nasıl geldiğimize bakmalıyız. Belki kimsenin bilmediği savaşlardan geçtik. Belki kimse görmeden defalarca ayağa kalktık. Belki bir zamanlar bizi çok korkutan şeylerin karşısında bugün sessizce durabiliyoruz. Bunların hiçbirini küçümsememeliyiz. Bir başkasının hayatındaki güzel bir manzaraya bakıp kendi yolumuzu değersizleştirmemeliyiz. Her yolun kendi mevsimi vardır. Kimi çiçeklerini erken açar, kimi uzun bir kışın ardından. Kimi hayatının yönünü genç yaşta bulur, kimi yıllarca aradıktan sonra kendine ait yolu keşfeder. Önemli olan başkasının nereye vardığı değil, insanın kendi yolunda kendisini kaybetmeden ilerleyebilmesidir. Bu yüzden kendime de başkalarına da daha anlayışlı bakmayı öğreniyorum. Herkesin taşıdığı yük görünmez, herkesin başlangıç noktası aynı değildir. Bir insanın bugün bulunduğu yer, yalnızca çabasının değil; karşılaştığı şartların, aldığı desteklerin, yaşadığı kayıpların ve karşısına çıkan fırsatların da sonucudur. Bu gerçeği kabul etmek, başarısızlığı savunmak değil; insanı bütün hikâyesiyle anlayabilmektir. Hayatın en güzel taraflarından biri de budur: Henüz hiçbir şey bitmiş değildir. Bugün geride kaldığını düşündüğümüz bir yol, yarın bizi hiç beklemediğimiz bir yere çıkarabilir. Şimdi ağır gelen bir dönem, ileride bize kendimizi tanıtan bir hatıraya dönüşebilir. Yeter ki başkasının takvimine bakıp kendi zamanımızdan vazgeçmeyelim. Ben artık kendime başkalarının ölçüleriyle bakmak istemiyorum. Kimin benden önce yürüdüğünü, kimin daha uzağa gittiğini, kimin daha hızlı ilerlediğini hesaplamak istemiyorum. Çünkü benim hikâyemin eksik kalan yerlerini başka birinin tamamlanmış sayfasıyla karşılaştırmak bana hiçbir şey kazandırmayacak. Ben kendi adımlarımı, kendi yaralarımı, kendi umutlarımı taşıyorum. Ve belki de insanın kendisine verebileceği en büyük özgürlük, kendi yolunu olduğu gibi kabul edebilmektir. Geç kalmış olmakla değil, hâlâ yürüyebilmekle ilgilenmektir. Kusursuz bir hayatın peşinden koşmak yerine, kendine ait bir hayat kurmaya çalışmaktır. Herkes kendi hikâyesinin içinde, kendine özgü bir mücadele veriyor. Bu yüzden kimsenin yolunu küçümsemeden, kimsenin yükünü bilmeden hüküm vermeden, kendi yolumuza biraz daha sevgiyle bakmalıyız. Çünkü sonunda hepimiz aynı yere varmak için değil, kendi yolumuzda kendimiz olarak kalabilmek için yürüyoruz. Ve insan, başkalarının ayak izlerini takip etmeyi bıraktığı gün, belki de ilk kez gerçekten kendi yolculuğuna başlıyor.
Herkese, kendi hayatının bütün yükünü, umudunu ve hikâyesini taşıyabilecek kadar güzel yollar diliyorum. Kiminin yolu uzun, kimininki kısa olabilir; önemli olan, yürürken kendimizi geride bırakmamamız.