ROTANIZ OLUMSUZ ÖNGÖRÜLERDEN ETKİLENMESİN
Öngörüye yaşamımızda yer vermemek, çıkmış olduğumuz yolda bastığımız yeri bilmeden, nereye ve nasıl gittiğimizi düşünmeden hesapsız adımlar atmak; bir nevi önümüzde yanan ışığı kendi ellerimizle söndürmek demektir.
İnsanoğlu etrafına ters açılardan bakmakta ısrar ederse, karşısına çıkacak en küçük bir engelle bile baş edemeyecek duruma gelir. Bununla da kalmaz, çevresinde bulunan insanların aynı boşlukta kaybolmasına zemin hazırlamış olur.
Öngörüyü çoğu zaman yalnızca para piyasalarında değerlendirdiğimiz düşünülmektedir. Oysa unutulmaması gereken gerçek, öngörünün hayatın hemen her alanında önemli bir yere sahip olduğudur.
Öğrenciler hakkında yaptığımız değerlendirmelerde de öngörü devreye girer. Bu sayede onların ilgi alanları, yetenekleri ve gelecekleri konusunda daha sağlıklı yönlendirmeler yapılabilir.
Meteorolojik olaylar da bunun en açık örneklerinden biridir. Yerinde yapılan tahminler sayesinde birçok olumsuzluğun önüne geçilebildiği inkâr edilemez bir gerçektir.
Eğer bahsettiğim bu anlayış hayatımızın merkezinde yer almamış olsaydı, telafisi mümkün olmayan pek çok kayıpla karşı karşıya kalırdık. Demek istediğim şudur ki, birçok olumsuz olayın önüne, doğru gözlemlerden doğan öngörüler sayesinde geçilebilmektedir.
Öngörüyle hareket edilmediği takdirde bir toplumun başarı oranı düşer. Bu durum ise yaşadığımız her anın olumsuz etkilenmesine sebep olan önemli etkenlerden biri hâline gelir.
İleriyi görememek, önümüzü kapatan görünmez engeller üretir. Yanlış bakış açıları da bu engellerin daha da büyümesine neden olur.
Yukarıda da ifade ettiğim gibi, öngörülerimizin en fazla yöneldiği alanlardan biri çocuklarımızdır. Onların geleceği hakkında daha küçük yaşlardan itibaren tahminlerde bulunmaya başlarız.
Kimi zaman çocuk henüz konuşmadan hareketleri ve mimikleriyle birtakım işaretler verir, kimi zaman ise belirli bir yaşa geldiğinde kendisini göstermeye başlar. Bizler de ebeveynleri olarak hemen çeşitli değerlendirmelerde bulunmayı kendimizde hak görürüz.
Tam da burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta vardır. Çocuklar belli bir yaşa gelinceye kadar birçok hata yapabilir. Biz ise çoğu zaman yalnızca bu hatalara odaklanır, "Bu çocuktan bir şey olmaz." hükmünü vermekte acele ederiz.
Oysa gözden kaçırdığımız çok önemli bir gerçek vardır. İnsanoğlu görmek istemediği gerçeği çoğu zaman fark edemez. Çocuğun hata yapmasının doğal olduğunu unutuyor, sadece yanlışlarını büyütüyoruz.
Bu da ister kendi evladımız ister başka bir çocuk olsun, onu sürekli yaptığı hatalar üzerinden değerlendirme hakkına sahip olduğumuz düşüncesini doğuruyor.
Düşünmediğimiz başka bir gerçek daha var. Önümüzü görmeden gökyüzüne baktığımız için ayağımızı taşa vuruyor, yalnızca yere baktığımız için de başımızı duvara çarpıyoruz. Dengeli bakmayı başaramadığımız sürece sağlıklı sonuçlara ulaşmamız mümkün değildir.
İşte bu düşüncesizlik hem bizim hem de önyargıyla yaklaştığımız çocuğun dengelerini altüst etmektedir.
Çoğu zaman yaptığımız tahminlerde yanıldığımızı fark ederiz. Fakat bunu kabul etmek işimize gelmediği için birçok yerde karaya ak demeye devam ederiz.
Çünkü doğru düşündüğümüz inancını zihnimizden silmek istemeyiz. Oysa bu yanlış tavrımızın bizi, yükte hafif fakat pahada ağır kayıplara uğratacağını görmekten de sürekli kaçınırız.
Hayatımızda gereksiz yere yer verdiğimiz önyargılar ve yersiz kaçınmalar yüzünden öngörülerimiz boşa çıkmakta, beklediğimiz kazanımlara ulaşamamaktayız.
Bu konuyu yalnızca çocuklar açısından değerlendirmek istemiyorum. Örneğin bir ehliyet sınavından çıkan kişi hakkında hemen tahminler yapılmaya başlanır. Beklenen sonuç elde edilemediğinde ise büyük hayal kırıklıkları yaşanır.
Benzer durum doktor muayenelerinde de karşımıza çıkar. İnsanların kendilerini inandırdıkları iyimserlik bir anda kaybolur, yerini olumsuz düşüncelere bırakır.
Şunu biliyoruz ki insanoğlu, olaylara her zaman olumlu tarafından bakmayı tercih ettiği için hayatında hiçbir şeyin eksik olmasını kabullenememekte, bunun sonucunda da çevresinde suçlayacağı birilerini aramaktan vazgeçmemektedir.
Oysa fark edilmesi gereken önemli gerçek şudur: İnsan, bir başkasında kusur aramadan önce kendisini en ince ayrıntısına kadar ölçüp tartmalı, daha sonra karşısındaki kimseler hakkında hüküm vermelidir.
Bu dengeyi kuramadığı takdirde beklentilerinin karşılanması hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Kendi yanlışlarını görmemekte ısrar etmesi ise uğrayacağı kayıpların en önemli sebeplerinden biri olacaktır.
Yine çocuklarımız üzerinden konuya devam etmek istiyorum. Ebeveynlerin zihinlerinde yer etmiş olumsuz düşüncelerden biri de "Benim doğrularım senin hayatının değişmez çizgisidir." anlayışıdır. Oysa başkalarının düşünceleriyle yol yürümek kadar, tek bir düşünceyi mutlak doğru kabul etmek de büyük bir yanlıştır.
Bu anlayışın öngörüler üzerinde meydana getirdiği olumsuzlukları dikkate almayan birçok anne ve baba, yine işin kolayına kaçmakta; çocuklarını günah keçisi ilan etmeyi marifet saymaktadır.
Neden özellikle ebeveynlerle çocuklar arasında bir çizgi oluşturduğumu merak ediyor olabilirsiniz. Bunun sebebi, yaptığım gözlemlerde sürekli aynı anlayışla karşılaşmış olmamdır. "Ben bilirim, benim düşüncelerim doğrudur." anlayışı, bahsettiğim bu çizginin oluşmasına en büyük etkenlerden biridir.
Yine bir veliyle aramızda geçen diyaloğu sizlerle paylaşmak ve yapılan yanlışı birlikte değerlendirmek istiyorum.
Çocuğunun biri üniversite sınavına girmiş, diğeri ise lise tercihi yapacakmış. Puanlarını anlattıktan sonra bizden fikir almak istediğini söyledi.
Biz de düşüncelerimizi samimiyetle paylaştık. Fakat daha sözümüz bitmeden söylediklerimize karşı çıktı ve fikirlerimize değer vermediğini tavırlarıyla açıkça gösterdi.
Madem fikirlerimize saygı duymayacaktınız, o hâlde neden bizden görüş istediniz?
Elbette herkes kendi kararını verme hakkına sahiptir. Buna saygı duymak gerekir. Ancak o görüşme sona erdikten sonra bile içimdeki rahatsızlık uzun süre devam etti.
Beni asıl düşündüren, çocuğunu adeta bir makine gibi görmesiydi. Burada ebeveynlere söylemek istediğim şudur: Elbette evlatlarınız üzerinde söz sahibisiniz; ancak onların da kendilerine ait bir hayatı olduğunu hiçbir zaman unutmayın. Kararlarına saygı duyun ve her zaman desteğinizin yanlarında olduğunu hissettirin.
Eğer çocuklarınız sizin desteğinizi hissedemezse, bu durum onların hayatında telafisi güç yaralara dönüşebilir. Nasıl ki yıkılmış bir binayı yeniden ayağa kaldırmak büyük emek istiyorsa, kırılmış bir insanın zihnini ve özgüvenini yeniden inşa etmek de çok daha fazla sabır gerektirir.
Evlatlarınızın düşüncelerine değer vermeyi görevleriniz arasında görün. Onların bir robot değil, sizin gibi düşünen, hisseden ve karar verebilen insanlar olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Çünkü bir insanın hayatı çocukluk yıllarında şekillenmeye başlar ve o dönemde yapılan en küçük yanlış bile ileride büyük yıkımların temelini oluşturabilir.
Anne ve babalar olarak çocuklarınızın hayatında olumsuzlukların yerleşmesine siz sebep olursanız, onları yaşama bağlayan özgüven de yavaş yavaş yok olacaktır. Tutundukları bütün dalların kırıldığı düşüncesi zihinlerini işgal edecek ve hayata güvenle bakmaları her geçen gün daha da zorlaşacaktır.
İnsanlar yalnızca kendi düşüncelerini önemseyerek hayatı kendi varlıklarından ibaret görmemelidir. Çocuklarının üniversite tercihine kadar her ayrıntıya müdahale etmeyi korumacılık zannedenler, aslında farkında olmadan onların hayat alanını daraltmaktadır.
Sürekli "Biz ne dersek onu yapacaksın, hayatını bizim istediğimiz gibi yaşayacaksın." anlayışıyla hareket etmek, çocuklara destek olmak değil; onların kendi ayakları üzerinde durmalarını engellemektir.
Bilinmelidir ki bugün küçük görülen bu yanlışlar, yarın içinden çıkılması güç bir bataklığa dönüşebilir. O bataklıkta boğulacak olan ise yine evlatlarımız olacaktır.
Onun için diyorum ki çocuklarınıza yaşam hakkı tanıyın. Onların hayatını uzaktan kumandayla yönetmeye çalışmayın. Eğer bunu yaparsanız bilin ki sizden sonra evladınız sudan çıkmış bir balığa dönecek, hangi yöne gitmesi gerektiğini kestiremeyecektir.
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt etmekte zorlanacak; kısacası ona kendi ellerinizle verdiğiniz bir mahkûmiyetin yükünü ömür boyu taşımak zorunda kalacaktır.
Söylemek istediğim şudur: Kırk ölçüp bir biçerek evladınızın hayatına müdahale edin. Onun karanlığı olmak yerine, yolunu aydınlatan ışığın en büyük destekçisi olun.
Yanlış öngörülerinizle, evladınız da olsa hiçbir bireyin yolunu kaybetmesine öncülük etmeyin. İnsanlara gerçekten faydanız dokunsun istiyorsanız, önce onların düşüncelerine kulak verin. Ardından gerekli değerlendirmeleri yaparak yönlendirmeniz gereken yerde rehberlik edin.
Karşınızdaki insanlara yol gösterirken neyin doğru, neyin yanlış olduğuna karar vermeden önce kendi öngörülerinizi de birkaç defa süzgeçten geçirin.
Bu hem size hem de karşınızdaki kişilere önemli kazanımlar sağlayacaktır. Yanlış bir yola girmiş olsanız bile, daha fazla ilerlemeden yönünüzü düzeltmenize imkân tanıyacaktır.
Son olarak söylemek istediğim şudur: Hayatınızda olumsuzlukların yer etmesini istemiyorsanız, bir başkasının hayatınızı tamamen yönlendirmesine izin vermeyin. Bu, kendinize yapacağınız en büyük iyiliklerden biri olacaktır.
Elbette fikir almak önemlidir. Ancak yaşamınız hakkında belirleyici olan, öncelikle kendi düşünceleriniz olmalıdır.
Çünkü yaşayacağınız hayat size aittir. Bu nedenle hayatınızla ilgili en doğru kararı da yine siz vermelisiniz.
Bir başkalarının sizin adınıza sürekli söz sahibi olduğu bir yaşamda, zamanla kendinizi geri plana itersiniz. Böyle bir durumda düşünceleriniz bırakın değer görmeyi, çoğu zaman varlığı bile fark edilmeyen bir hâle gelir.
Yani diyorum ki fark edilmek istiyorsanız, önce kendinizi tanımayı öğrenin. Yanlışlarınızla doğrularınızı birbirinden ayırabilecek bir bakış açısı geliştirin.
Öngörüleriniz bazen sizi olumsuzluklardan koruyacak, bazen de bir başka insanın doğru yolda ilerlemesine katkı sağlayacaktır. İşte bu da insan hayatının iki yönlü bir sorumluluk taşıdığını göstermektedir.
Tercihimiz, bir başkasının karanlığında yol aramak değil; kendi hayatımızı, yakmaya çalıştığımız küçük de olsa bir umut ışığıyla aydınlatmak olmalıdır.