Birbirini Bulup Kaybedenler
Hayat, birbirine rastlayan insanlarla doludur. Kimileri daha ilk karşılaşmada uzun zamandır tanıyormuş gibi bir yakınlık hisseder. Aynı cümlelere güler, aynı sessizliği paylaşır, birbirlerinin varlığında yabancılık çekmez. Sanki yolları tesadüfen değil de çok önceden belirlenmiş bir zamanda kesişmiştir. Böylesi karşılaşmalar insana, bazı bağların kelimelerden önce kurulduğunu düşündürür.
Fakat her karşılaşma aynı güzellikle devam etmez. Bazı insanlar birbirini tanımaya fırsat bulamadan uzaklaşır. Bazıları ise birbirini tanıdığını sanırken en büyük yanılgıyı yaşar. Çünkü insan, çoğu zaman karşısındakini olduğu gibi değil, kendi korkularının, kırgınlıklarının ve geçmişte yaşadıklarının ardından görür. Bir bakışın anlamı değişir, bir cümle eksik anlaşılır, kısa bir sessizlik uzun bir mesafeye dönüşür. Yanlış anlamalar, hayatın en sessiz ayrılıklarını hazırlar. Ne büyük bir kavga yaşanır ne de unutulmayacak sözler söylenir. Her şey küçük bir belirsizlikle başlar. Sorulmayan bir soru, açıklanmayan bir düşünce, dinlenmeyen bir kalp… Zaman geçtikçe bunların her biri görünmeyen düğümlere dönüşür. Sonunda insanlar birbirinden uzaklaşırken neden uzaklaştıklarını bile tam olarak hatırlayamaz. Oysa çoğu zaman kaybedilen şey, bir insan değil; o insanla kurulabilecek ihtimallerdir. Belki iyi bir dostluk, belki güvene dayalı bir yol arkadaşlığı, belki de zamanla filizlenecek bir sevgi… Hayatın hangi kapıyı açacağını kimse bilemez. Fakat aceleyle verilen hükümler, o kapıların daha açılmadan kapanmasına neden olabilir. İnsan, en çok da konuşulmayan duyguların yükünü taşır. Çünkü söylenmeyen her cümle, zihinde bambaşka anlamlara bürünür. Sessizlik, ilgisizlik sanılır. Mesafe, kibir olarak yorumlanır. Oysa karşı tarafta yalnızca nasıl konuşacağını bilemeyen bir yürek vardır. Herkes kendi içinde görünmeyen bir mücadele verirken, kimse diğerinin taşıdığı yükü tam olarak göremez. Ne gariptir ki insanlar, birbirlerini tanımak için yıllar harcar; fakat birbirlerini kaybetmek bazen yalnızca birkaç dakikaya sığar. Bir anlık öfke, yanlış kurulan bir cümle ya da eksik duyulan bir söz, yıllarca emek verilen bağları sessizce yıpratabilir. Ardından geçen zaman, yaşananları unutturmasa da geri getirmeye çoğu zaman yetmez. Hayat ilerledikçe insan, geride bıraktığı yüzleri değil; yarım kalan konuşmaları hatırlar. “Biraz daha dinleseydim.”, “Önyargıyla yaklaşmasaydım.”, “Gerçekten ne demek istediğini sorsaydım.” diye başlayan düşünceler, gecenin sessizliğinde zihne usulca uğrar. Çünkü pişmanlık, çoğu zaman yapılanlardan değil, yapılmayanlardan doğar. Elbette her karşılaşma sonsuza kadar sürmek zorunda değildir. İnsanlar değişir, yollar ayrılır, hayat herkesi farklı yönlere götürür. Fakat ayrılıkların en acısı, kaçınılmaz olduğu için yaşananlar değildir. En ağır olanı, küçük bir yanlış anlamanın, kurulabilecek güzel bir bağı sessizce yok etmesidir. Birbirine iyi gelebilecek iki insanın, birbirini tanıyamadan yabancı kalmasıdır. Belki de bu yüzden anlamak, yalnızca duymak değildir. Anlamak; sabretmektir, önyargıyı bir kenara bırakmaktır, hüküm vermeden önce dinlemektir. İnsan bazen tek bir soruyla bir ömrün pişmanlığını önleyebilir. Çünkü samimiyet, en çok dinlenildiği yerde büyür. Hayat bize sayısız insan çıkarır. Kimileri bir anıya dönüşür, kimileri yıllarca yanımızda yürür. Fakat içlerinden bazıları vardır ki ne tamamen hayatımıza girebilir ne de tamamen çıkabilir. Onlar, yanlış anlaşılmanın gölgesinde kalan insanlardır. Aradan yıllar geçse bile hatırlandıklarında akla tek bir düşünce gelir: Belki de birbirimizi biraz daha anlamaya çalışsaydık, hikâyemiz bambaşka olabilirdi.
Belki de insanın en büyük kaybı, sevdiği birini yitirmesi değil; anlayabileceği bir insanı anlamadan kaybetmesidir. Çünkü bazı insanlar, hayatımıza uzun süre kalmak için değil, bize dinlemenin, sabretmenin ve önyargının nelere mal olabileceğini öğretmek için girer. Geriye ise yalnızca şu gerçek kalır: İnsanlar her zaman uzaklık yüzünden değil, çoğu zaman birbirlerini gerçekten anlayamadıkları için kaybolurlar. Bu satırlarda kendinizden bir parça bulduysanız, ne mutlu bana. Bir sonraki yazıda yeniden buluşana kadar, kalbinizi kıran değil iyileştiren insanlara yakın durun; kendinize de en az başkaları kadar şefkatli olun.