VARSAYIMLARI HAYATINIZIN MERKEZİNE YERLEŞTİRMEYİN
Asıl üzerinde durulması gereken konu, varsayımların hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte fırsatçı insanların önünün açılmasıdır. Çünkü doğruluğu araştırılmayan her bilgi, birilerinin çıkar elde etmesi için uygun bir zemin oluşturmaktadır. İnsanların umutlarının sömürülmesi, emeklerinin boşa gitmesi ve yanlış kararlar vermesi çoğu zaman sorgulanmadan kabul edilen düşüncelerin sonucudur. Bu nedenle varsayımlar masum bir düşünce biçimi gibi görünse de kontrol altına alınmadığında ciddi sonuçlar doğurabilmektedir.
Araştırmaya zaman ayırmak yerine üşengeçliği tercih eden bir toplum yapısının ortaya çıkması da bu sorunu büyütmektedir. Çünkü araştırmak emek ister, sabır ister ve zaman ister. Oysa birçok kişi hazır bilgilere inanmayı daha kolay bulmaktadır. Böyle olunca da varsayımlar arasında kaybolmak, gerçeği aramaktan daha cazip görünmektedir. Fakat unutulmamalıdır ki insanı yanıltan şey çoğu zaman bilgisizlikten çok, bildiğini zannetmesidir.
Akıllarda tutulması gereken önemli bir gerçek vardır. Sömürünün başlangıcı, bize sunulan her fırsatı sorgulamadan kabul etmemizle başlar. Bir düşüncenin, bir haberin veya bir iddianın doğruluğunu araştırmadan benimsemek, bizi farkında olmadan başkalarının yönlendirmesine açık hâle getirir. Özellikle günümüzde bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bir dönemde, doğru bilgiye ulaşmak için çaba göstermemek önemli bir eksikliktir. Çünkü bilgiye ulaşmak kadar, ulaşılan bilginin doğruluğunu test etmek de büyük önem taşımaktadır.
Ortaya atılan herhangi bir fikrin doğruluğunun kanıtlanmasını beklemek yerine onu anında kabul etmek ve çevredeki insanların da aynı şekilde düşünmesini istemek son derece hatalı bir yaklaşımdır. Daha da önemlisi, doğruluğu kesinleşmemiş düşünceleri yaymaya çalışmak, yanlış bilgilerin çoğalmasına neden olmaktadır. İnsanların bu tür paylaşımlardan haz duyması veya kendilerini önemli hissetmesi, gerçeği değiştirmemektedir. Aksine bu davranışlar, toplumun bilgi kirliliği içerisinde boğulmasına sebep olmaktadır.
Doğruluğundan emin olmadığımız düşünceleri gerçek kabul ettiğimiz zaman yalnızca kendimize değil, içinde yaşadığımız topluma da zarar vermiş oluruz. Çünkü yanlış bilgi bir kişide kalmaz; yayıldıkça etkisi büyür. Bir kişinin yaptığı hata bazen yüzlerce insanın yanlış yönlendirilmesine neden olabilir. Bu nedenle her bireyin bilgi karşısındaki sorumluluğunu bilmesi gerekir. Düşüncelerimizi oluştururken sağlam temellere dayanmak, hem kendimize hem de çevremizdeki insanlara karşı görevimizdir.
Bizim doğru kabul ettiğimiz bazı davranışlar, başkalarının gözünde ciddi yanlışlar olarak görülebilir. Bu nedenle olaylara yalnızca kendi penceremizden bakmak yeterli değildir. Bakış açımızı sürekli sorgulamak, eksiklerimizi görmek ve gerektiğinde düşüncelerimizi gözden geçirmek zorundayız. İnsan, yanılabileceğini kabul ettiği ölçüde gelişir. Yanılmaz olduğunu düşünen kişi ise kendi hatalarının içerisinde kaybolmaya mahkûmdur.
Hayatımız boyunca attığımız adımların doğruluğunu kontrol etmek zorundayız. Karşıdan karşıya geçerken sağımıza ve solumuza nasıl dikkatle bakıyorsak, düşüncelerimizi değerlendirirken de aynı dikkati göstermeliyiz. Önümüzü görebilmek yalnızca gözlerimizle değil, aklımızla ve muhakeme gücümüzle de mümkündür. Tedbirsiz davranmanın bedeli bazen yıllarca taşınabilecek sonuçlar doğurabilir.
Yapılan hataların farkına varmak ve onlardan mümkün olduğunca erken dönmek büyük bir kazanımdır. Çünkü insanın hatasını kabul etmesi zayıflık değil, olgunluk göstergesidir. Bir yola çıkarken kırk ölçüp bir biçmek, gelecekte karşılaşabileceğimiz engellerin önüne geçebilmek adına son derece değerlidir. Aceleyle verilen kararlar çoğu zaman pişmanlık getirirken, düşünülerek verilen kararlar daha sağlam sonuçlar ortaya koymaktadır.
Günümüzde birçok insan tercihini kulaktan dolma bilgilere güvenmekten yana kullanmaktadır. Oysa doğruluğu araştırılmamış bilgiler üzerine hayat kurmak, sağlam olmayan bir temel üzerine bina inşa etmeye benzer. Böyle bir yapının ayakta kalması ne kadar mümkünse, varsayımlar üzerine kurulan düşüncelerin kalıcılığı da o kadar mümkündür. Sonunda zarar gören yine insanın kendisi olmaktadır.
Bir başka ifadeyle, cehaletle mücadele ettiğimizi söylerken aynı zamanda ona hizmet eden davranışlar sergileyebiliyoruz. Bilmeden konuşmak, araştırmadan hüküm vermek ve doğruluğunu öğrenmeden paylaşım yapmak, cehaletin güçlenmesine katkı sağlamaktadır. Böylece farkında olmadan kendi karanlığımızı kendimiz hazırlıyoruz. Oysa bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda, yanlış bilgilerin peşinden sürüklenmek kabul edilmesi zor bir çelişkidir.
Bilinmelidir ki varsayımlarla hareket etmek hiçbir zaman gerçek anlamda ilerleme sağlamaz. Tam tersine, zihnimizde oluşan bulanıklığın büyümesine neden olur. Gerçeklerden uzaklaşan toplumların ortak özelliği, söylentilere ve önyargılara gerçeğinden daha fazla değer vermeleridir. Böyle bir ortamda hakikatin sesi duyulmaz hâle gelir, insanların birbirine olan güveni zedelenir ve sağlıklı düşünce ortamı zarar görür.
Aslı astarı olmayan paylaşımların bilinçaltımızı işgal etmesine izin verdiğimiz takdirde, düşmemek için mücadele ettiğimiz kuyunun bizi içine çektiğini fark edemeyiz. Bir süre sonra kendi düşüncelerimizle değil, başkalarının yönlendirmeleriyle hareket etmeye başlarız. İşte o zaman kendi irademizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. İnsan, başkalarının oyuncağı hâline gelmemek için öncelikle düşüncelerinin kaynağını sorgulamayı öğrenmelidir.
VARSAYIMLARI HAYATINIZIN MERKEZİNE YERLEŞTİRMEYİN
Varsayım; bir durumun, düşüncenin veya bilginin doğruluğu kesin olarak kanıtlanmadan önce geçici olarak doğru kabul edilmesidir. Hayatın bazı alanlarında varsayımlar kurmak kaçınılmaz olsa da onları sorgulamadan gerçekmiş gibi benimsemek, bireysel ve toplumsal birçok sorunun ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Ne yazık ki içerisinde yaşadığımız toplumda varsayımlarla hareket etmek, farkında olunmadan alışkanlık hâline gelmiş durumdadır. İnsanlar duydukları her bilgiyi araştırmadan kabul etmeyi, doğruluğunu sınamaktan daha kolay görmektedir. Bu durum zamanla düşünme becerisini köreltmekte, insanları gerçeklerden uzaklaştırarak yanlış yönlendirmelere açık hâle getirmektedir.
Asıl üzerinde durulması gereken konu, varsayımların hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte fırsatçı insanların önünün açılmasıdır. Çünkü doğruluğu araştırılmayan her bilgi, birilerinin çıkar elde etmesi için uygun bir zemin oluşturmaktadır. İnsanların umutlarının sömürülmesi, emeklerinin boşa gitmesi ve yanlış kararlar vermesi çoğu zaman sorgulanmadan kabul edilen düşüncelerin sonucudur. Bu nedenle varsayımlar masum bir düşünce biçimi gibi görünse de kontrol altına alınmadığında ciddi sonuçlar doğurabilmektedir.
Araştırmaya zaman ayırmak yerine üşengeçliği tercih eden bir toplum yapısının ortaya çıkması da bu sorunu büyütmektedir. Çünkü araştırmak emek ister, sabır ister ve zaman ister. Oysa birçok kişi hazır bilgilere inanmayı daha kolay bulmaktadır. Böyle olunca da varsayımlar arasında kaybolmak, gerçeği aramaktan daha cazip görünmektedir. Fakat unutulmamalıdır ki insanı yanıltan şey çoğu zaman bilgisizlikten çok, bildiğini zannetmesidir.
Akıllarda tutulması gereken önemli bir gerçek vardır. Sömürünün başlangıcı, bize sunulan her fırsatı sorgulamadan kabul etmemizle başlar. Bir düşüncenin, bir haberin veya bir iddianın doğruluğunu araştırmadan benimsemek, bizi farkında olmadan başkalarının yönlendirmesine açık hâle getirir. Özellikle günümüzde bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bir dönemde, doğru bilgiye ulaşmak için çaba göstermemek önemli bir eksikliktir. Çünkü bilgiye ulaşmak kadar, ulaşılan bilginin doğruluğunu test etmek de büyük önem taşımaktadır.
Ortaya atılan herhangi bir fikrin doğruluğunun kanıtlanmasını beklemek yerine onu anında kabul etmek ve çevredeki insanların da aynı şekilde düşünmesini istemek son derece hatalı bir yaklaşımdır. Daha da önemlisi, doğruluğu kesinleşmemiş düşünceleri yaymaya çalışmak, yanlış bilgilerin çoğalmasına neden olmaktadır. İnsanların bu tür paylaşımlardan haz duyması veya kendilerini önemli hissetmesi, gerçeği değiştirmemektedir. Aksine bu davranışlar, toplumun bilgi kirliliği içerisinde boğulmasına sebep olmaktadır.
Doğruluğundan emin olmadığımız düşünceleri gerçek kabul ettiğimiz zaman yalnızca kendimize değil, içinde yaşadığımız topluma da zarar vermiş oluruz. Çünkü yanlış bilgi bir kişide kalmaz; yayıldıkça etkisi büyür. Bir kişinin yaptığı hata bazen yüzlerce insanın yanlış yönlendirilmesine neden olabilir. Bu nedenle her bireyin bilgi karşısındaki sorumluluğunu bilmesi gerekir. Düşüncelerimizi oluştururken sağlam temellere dayanmak, hem kendimize hem de çevremizdeki insanlara karşı görevimizdir.
Bizim doğru kabul ettiğimiz bazı davranışlar, başkalarının gözünde ciddi yanlışlar olarak görülebilir. Bu nedenle olaylara yalnızca kendi penceremizden bakmak yeterli değildir. Bakış açımızı sürekli sorgulamak, eksiklerimizi görmek ve gerektiğinde düşüncelerimizi gözden geçirmek zorundayız. İnsan, yanılabileceğini kabul ettiği ölçüde gelişir. Yanılmaz olduğunu düşünen kişi ise kendi hatalarının içerisinde kaybolmaya mahkûmdur.
Hayatımız boyunca attığımız adımların doğruluğunu kontrol etmek zorundayız. Karşıdan karşıya geçerken sağımıza ve solumuza nasıl dikkatle bakıyorsak, düşüncelerimizi değerlendirirken de aynı dikkati göstermeliyiz. Önümüzü görebilmek yalnızca gözlerimizle değil, aklımızla ve muhakeme gücümüzle de mümkündür. Tedbirsiz davranmanın bedeli bazen yıllarca taşınabilecek sonuçlar doğurabilir.
Yapılan hataların farkına varmak ve onlardan mümkün olduğunca erken dönmek büyük bir kazanımdır. Çünkü insanın hatasını kabul etmesi zayıflık değil, olgunluk göstergesidir. Bir yola çıkarken kırk ölçüp bir biçmek, gelecekte karşılaşabileceğimiz engellerin önüne geçebilmek adına son derece değerlidir. Aceleyle verilen kararlar çoğu zaman pişmanlık getirirken, düşünülerek verilen kararlar daha sağlam sonuçlar ortaya koymaktadır.
Günümüzde birçok insan tercihini kulaktan dolma bilgilere güvenmekten yana kullanmaktadır. Oysa doğruluğu araştırılmamış bilgiler üzerine hayat kurmak, sağlam olmayan bir temel üzerine bina inşa etmeye benzer. Böyle bir yapının ayakta kalması ne kadar mümkünse, varsayımlar üzerine kurulan düşüncelerin kalıcılığı da o kadar mümkündür. Sonunda zarar gören yine insanın kendisi olmaktadır.
Bir başka ifadeyle, cehaletle mücadele ettiğimizi söylerken aynı zamanda ona hizmet eden davranışlar sergileyebiliyoruz. Bilmeden konuşmak, araştırmadan hüküm vermek ve doğruluğunu öğrenmeden paylaşım yapmak, cehaletin güçlenmesine katkı sağlamaktadır. Böylece farkında olmadan kendi karanlığımızı kendimiz hazırlıyoruz. Oysa bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda, yanlış bilgilerin peşinden sürüklenmek kabul edilmesi zor bir çelişkidir.
Bilinmelidir ki varsayımlarla hareket etmek hiçbir zaman gerçek anlamda ilerleme sağlamaz. Tam tersine, zihnimizde oluşan bulanıklığın büyümesine neden olur. Gerçeklerden uzaklaşan toplumların ortak özelliği, söylentilere ve önyargılara gerçeğinden daha fazla değer vermeleridir. Böyle bir ortamda hakikatin sesi duyulmaz hâle gelir, insanların birbirine olan güveni zedelenir ve sağlıklı düşünce ortamı zarar görür.
Aslı astarı olmayan paylaşımların bilinçaltımızı işgal etmesine izin verdiğimiz takdirde, düşmemek için mücadele ettiğimiz kuyunun bizi içine çektiğini fark edemeyiz. Bir süre sonra kendi düşüncelerimizle değil, başkalarının yönlendirmeleriyle hareket etmeye başlarız. İşte o zaman kendi irademizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. İnsan, başkalarının oyuncağı hâline gelmemek için öncelikle düşüncelerinin kaynağını sorgulamayı öğrenmelidir.