SAYGI AYAKLAR ALTINDA…
“Saygı, insanın kendisine gösterdiği değerin başkalarına yansımasıdır.”
Yıllardır iş dünyasının, siyasetin ve spor camiasının içinde oldum.
Farklı görüşlerden, farklı inançlardan, farklı karakterlerden binlerce insan tanıdım.
Hayatım boyunca kendime tek bir ilkeyi rehber edindim:
“Kendime yapılmasını istemediğim hiçbir şeyi başkasına yapmadım.”
İnsanlara, hayvanlara, doğaya… Kısacası tüm canlılara elimden geldiğince saygı göstermeye çalıştım.
Evet…
Bunu bazen zayıflık sandılar.
Oysa saygı zayıflık değil, karakterdir.
Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada, toplum olarak en büyük kayıplarımızdan biri ekonomik kriz değil, teknoloji bağımlılığı değil…
Saygı krizidir.
Eskiden insanlar aynı sofrada göz göze bakarak konuşurdu.
Bugün aynı masada oturan dört kişinin dördünün de başı telefona eğik.
Kimse kimseyi dinlemiyor.
Kimse kimsenin gözünün içine bakmıyor.
Oysa sohbet dediğin; ekrana değil, insana dokunmaktır.
Bir odaya giriyorsunuz.
Herkes elinde telefon…
Kimisi sosyal medyada.
Kimisi video izliyor.
Kimisi mesajlaşıyor.
İçinizden şu soru geçiyor:
“Ben burada neden varım?”
Eğer aynı odada bulunan insanla iki kelime konuşmayacaksan, hasbihal etmeyeceksen, onun yüzüne bakmayacaksan; birlikte olmanın anlamı nedir?
Teknoloji bizi birbirimize bağlayacaktı.
Tam tersine birbirimizden kopardı.
Sokaklara bakıyoruz…
Tahammül azalmış.
Trafikte öfke.
Markette fırsatçılık.
Ticarette vicdan yerine fahiş fiyat.
Komşuluk zayıflamış.
Selam vermek bile bazılarına yük geliyor.
Bir başka acı tablo ise hitap şekillerimizde yaşanıyor.
Kargocu geliyor…
“Sen şuraya imza at.”
Usta geliyor…
“Sen bekle.”
Tezgahtar…
“Sen bunu al.”
Henüz okul çağındaki çocuk bile, kendisinden otuz kırk yaş büyük insana “sen” diye hitap ediyor.
Bu mesele sadece bir zamir meselesi değildir.
Bu, kültür meselesidir.
Terbiye meselesidir.
Aile terbiyesinin aynasıdır.
Çünkü saygı;
önce evde öğrenilir.
Anne babanın birbirine hitabında filizlenir.
Büyüklerin elini öpmekle başlar.
Okulda öğretmenin rehberliğiyle gelişir.
Toplum içinde olgunlaşır.
Bugün çocuklarımıza matematik öğretiyoruz.
Yabancı dil öğretiyoruz.
Kodlama öğretiyoruz.
Ama önce “lütfen”, “teşekkür ederim”, “rica ederim”, “siz” demeyi öğretmiyorsak eksik bırakıyoruz.
Hz. Mevlânâ’nın asırlar öncesinden gelen şu sözü bugün her zamankinden daha anlamlıdır:
“Edep sahibi olmayanın ilmi de fayda vermez. Edep, insanı insan yapan en güzel elbisedir.”
Çünkü saygının olmadığı yerde bilgi kibire dönüşür.
Başarı gösterişe dönüşür.
Zenginlik ise yalnızlığa…
Bugün herkes haklarından bahsediyor.
Ama görevlerinden söz eden çok az.
Herkes saygı görmek istiyor.
Peki kaçımız gerçekten saygı göstermeyi sürdürüyor?
Unutmamalıyız ki;
Saygı sadece yaşça büyüğe gösterilmez.
İnsana gösterilir.
Doğaya gösterilir.
Hayvana gösterilir.
Farklı düşünene gösterilir.
Kısacası hayata gösterilir.
Toplumlar teknolojiyle değil;
ahlâkla yükselir.
Ekonomi düzelir.
Yollar yapılır.
Binalar yükselir.
Ama kaybolan saygıyı yeniden inşa etmek yıllar alır.
Belki de bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; banka hesabı değil, güzel bir soyadı değil…
İnsan olabilme terbiyesidir.
Çünkü saygının bittiği yerde, medeniyet sadece tabelalarda kalır.
Ve ne yazık ki…
Artık günümüzde saygı gerçekten ayaklar altında.