DÜŞÜNCEDE GERÇEKLİK

Son otuz yıl içinde pozitif bilim inanılmaz bir gelişim kaydetti. Bu konuda da Mesneviden fazlasıyla yararlanıldı. O çoğu zaman gereksiz, faydasız, anlamsız, manasız olarak gördüğümüz felsefe sayesinde çok yol katledildi. Felsefe ya da bize direk bir şey kazandırmayan her şeye karşı, “gereksiz” imgesini hemen yapıştırıyoruz. Çünkü insan; pagan kültüründen bu yana yararcılığın izinden gidiyor. İşine geldiği gibi yaşamayı bir hüner sanıyor. Ben dua ettim sana, sen de bana balık ver diyordu Antik Yunanda yaşayan herhangi bir balıkçı. Bu pek değişmedi, şimdi de ben sana dua ediyorum, sen de bana cenneti ver diyor. Yetmiş katlı yatlar, yetmiş bin tane huri, beş ton kahvaltı istiyor. Tabi ki dinlerin çıkışının bu saçma sapan isteklerle hiçbir ilgisi yok. Dinlerin çıkış amacı, aslına bakarsanız insan olmayı başarmak, başarabilmektir. İndirilen kutsal kitaplar da insanlığa bu yolda öğütler verir. İnsan olmayı başaramamış bir bireyin kıldığı namazdan da gittiği kiliseden de bir sonuç çıkmaz. Siz değişmeden dünyanın değişmesini bekleyemezsiniz. Bu, boş lüks bir binadan eğitimli bireylerin çıkmasını beklemek kadar anlamsızdır. Ve bana göre; insana yapılmayan bütün yatırımlar boştur. Ölüm gelinceye kadar oyalanmanızı sağlar o kadar. Bundan ötesi olmaz. Bir şeyi kaçırıyoruz. Yaşamın tamamı dengeden oluşur. Dengeden çıkan her durumun sonucu hüsrandır. Emeksiz zenginliğin de sonu hüsrandır.

Tekrar bilinçaltı meselesine ya da başka bir deyişle düşüncelerimize geri dönecek olursak, düşüncelerimiz bizi mutlu ya da mutsuz yapmaya yetecek güçtedir. Ne söylediğimiz ne düşündüğümüz son derece önemlidir. Antik Çin’in çok sevdiğim filozoflarından Lao Tzu’nun (M.Ö 5. yy) muhteşem bir tespiti vardır. Şöyle der;

“Düşüncelerinize dikkat edin, sözlere dönüşür. Sözlerinize dikkat edin, eyleme dönüşür. Eylemlerinize dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin, karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.”
Eyüp TORU