Konya
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,5188 %0.02
53,0034 %0.15
5.981,18 % 0,02

HAKİKATTEN ÖNCE HÜKÜM

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsan, kendisini diğer bütün canlılardan ayıran en büyük özelliğin konuşabilmek olduğunu söyler. Düşüncelerini kelimelere dönüştürebilmekle övünür, cümleler kurmayı aklının ve medeniyetinin en büyük göstergesi sayar. Oysa insanlık tarihi boyunca kelimeler, yalnızca anlaşmanın değil, en büyük yanlış anlaşılmaların da taşıyıcısı olmuştur. Çünkü insan, konuşmayı öğrendiği kadar dinlemeyi öğrenememiştir. Belki de bu yüzden bugün dünya hiç olmadığı kadar sesle doluyken, hiçbir çağda olmadığı kadar anlaşılmamanın yükünü taşımaktadır. Sokaklarda, evlerde, okullarda, iş yerlerinde, kalabalık sofralarda ve en tenha köşelerde aynı şey yaşanıyor: Birileri bir başkası hakkında konuşuyor. Üstelik çoğu zaman yalnızca gördüğü kadarını değil, göremediğini de kendi hayal gücüyle tamamlayarak… İnsan, bilmediği boşlukları tahminleriyle dolduruyor; sonra da kendi kurduğu o eksik hikâyeye, yaşanmış bir gerçek kadar inanıyor. Belki de insanın en tehlikeli alışkanlığı budur. Çünkü cehalet, çoğu zaman bilmemekten değil; eksik bildiğini tam sanmaktan doğar.

Ne gariptir ki bir insanın hayatını anlamak yıllar isterken, onun hakkında hüküm vermek yalnızca birkaç dakika sürüyor. Bir tebessüm görüyorlar ve Ne kadar rahat biri.” diyorlar. Bir sessizlik görüyorlar ve Kibirli.” hükmünü veriyorlar. Bir başarının ardından “Şansı yaver gitmiş.” demekte acele ediyorlar. Bir hataya rastladıklarında ise o tek anı, koca bir ömrün özeti hâline getiriyorlar. Oysa hiçbir insan yalnızca görünen değildir. Hepimizin içinde kimsenin bilmediği odalar vardır; çocukluktan kalma kırgınlıkların saklandığı, söylenememiş cümlelerin yıllarca yankılandığı, kimseye gösterilmeyen korkuların sessizce büyüdüğü odalar… İnsan, çoğu zaman dışarıdan görünen yüzüyle değil, kimsenin tanıklık etmediği mücadeleleriyle şekillenir. Fakat dünya görünmeyeni merak etmek yerine görüneni yorumlamayı seçiyor. Çünkü anlamaya çalışmak sabır ister; hüküm vermek ise yalnızca birkaç kelime. İnsanların başkaları hakkında konuşma isteği, çoğu zaman meraktan değil, kendilerinden uzaklaşma arzusundan doğuyor. Kendi eksiklerini görmek cesaret ister; başkasının eksiklerini konuşmak ise hiçbir bedel ödemez. Belki de bu yüzden bazı insanlar, kendi hayatlarını inşa etmekten çok başkalarının hayatlarını tartışmakla meşguldür. Bir insanın nasıl yaşadığı, neden sustuğu, neden güldüğü, neden değiştiği, neden uzaklaştığı üzerine uzun uzun konuşurlar. Fakat aynı soruları bir gün olsun kendilerine sormazlar. Çünkü insan, kendisiyle yüzleşmekten kaçındığında en kolay sığınağı başkalarının hayatı olur. Böylece dedikodu yalnızca bir sohbet olmaktan çıkar; insanın kendi boşluklarını başkalarının hikâyeleriyle doldurma çabasına dönüşür. Oysa kelimeler, söylendiği anda havaya karışıp kaybolan sesler değildir. Her cümle, dokunduğu insanda görünmeyen bir iz bırakır. Bazı sözler yıllar sonra bile aynı acıyla hatırlanır. Çünkü insan unutmayı seçebilir ama hissettiklerini unutamaz. Belki yıllar önce söylenmiş tek bir cümle, bugün hâlâ bir insanın aynaya bakışını değiştirebilir. Belki bir küçümseme, yıllarca sürecek bir güvensizliğin ilk adımı olabilir. Belki de hiçbir kötü niyet taşımadan kurulmuş bir yorum, zaten kırılmaya hazır bir ruhun taşıdığı son yük hâline gelebilir. Ne acıdır ki kelimeleri söyleyenler çoğu zaman yollarına devam ederler; fakat o kelimeleri duyan insanlar, onları içlerinde taşımaya devam eder. İşte bu yüzden konuşmak yalnızca bir hak değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Çünkü dil, insanın karakterini ele veren en sessiz aynadır. Bugün insanlar, hakikati öğrenmekten çok haklı çıkmayı önemsiyor. Bir olay yaşandığında gerçeğin ortaya çıkmasını beklemek yerine ilk yorumu yapan olmak istiyorlar. Bir insanı tanımadan onun niyetini çözmeye, dinlemeden suçlamaya, anlamadan yargılamaya çalışıyorlar. Sanki kesin konuşmak bilgelikmiş gibi… Oysa bilgelik, her sorunun cevabını vermek değildir; bazen cevabı olmadığını kabul edebilmektir. En olgun insanlar, en çok konuşanlar değil; hangi konuda susmaları gerektiğini bilenlerdir. Çünkü susmak, bilgisizlik değil; hakikate duyulan saygıdır. İnsan, bilmediği yerde sustuğunda küçülmez. Aksine, vicdanını büyütür. Bence çağımızın en büyük yoksulluğu para değil, merhamettir. İnsanlar birbirlerinin acılarını anlamaktan uzaklaştıkça cümleleri de sertleşti. Herkes birbirine bir şey söylüyor ama kimse gerçekten kimseyi duymuyor. Dinlemek, cevap vermek için beklemek sanılıyor. Anlamak ise çoğu zaman gereksiz bir ayrıntı gibi görülüyor. Oysa bir insanı anlamak, onun yerine konuşmak değil; onun sessizliğine bile saygı duyabilmektir. Çünkü bazı hayatlar anlatılamaz. Bazı yaralar kelimelere sığmaz. Bazı mücadeleler alkış beklemez. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir gün, bir başkası için ayakta kalabilmenin son çabası olabilir. İşte bu yüzden insan, gördüğü kadarını bütün sanmaktan vazgeçmediği sürece hakikate hiçbir zaman yaklaşamayacaktır. Sanırım insanlığın en büyük yanılgısı, kendisini başkalarının hikâyelerinde hâkim sanmasıdır. Oysa hiç kimse bir başkasının ömrüne tanıklık edecek kadar uzun yaşamaz. Herkes yalnızca karşısındakinin gösterdiği kadarını bilir. Görünmeyen ise çoğu zaman görünenin katbekat fazlasıdır. Bir insanın sustuğu her şey, anlattıklarından daha ağır olabilir. Taşıdığı yükler, attığı adımlardan daha eski olabilir. Fakat biz, bütün bunları bilmeden hüküm vermeye devam ediyoruz. Çünkü hüküm vermek kolaydır; hakikati beklemek zordur. Sabırsızlık ise çağımızın en görünmez hastalıklarından biridir.

Belki de dünya, daha az konuşan insanların omuzlarında hâlâ ayakta duruyor. Çünkü onlar biliyor ki her doğru söylenecek diye bir kural yoktur; fakat her söylenen sözün bir karşılığı vardır. Bir cümle, bir insanın içine umut bırakabileceği gibi, yıllarca silinmeyecek bir yara da bırakabilir. Bu yüzden kelimelerimizi seçerken aslında yalnızca başkalarını değil, kendi vicdanımızı da inşa ederiz. Günün sonunda geriye söylediklerimiz değil, söylediklerimizin bir başkasının hayatında bıraktığı iz kalır. Belki de bu yüzden hakikat her zaman ağır adımlarla gelir; fakat hüküm ondan çok önce koşmaya başlar. Ne var ki hakikat gecikebilir ama asla yolunu kaybetmez. Asıl kaybolan, hakikati beklemeden konuşmayı alışkanlık hâline getiren insanın vicdanıdır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız