SARPINCIK PAZARI …
37 yılı aşkın süredir Almanya’da yaşayan biri olarak, iki farklı dünyanın insan ilişkilerini, yaşam kültürünü ve toplumsal değerlerini gözlemleme fırsatım oldu.
Almanya’da sistem kusursuza yakın işler. Kurallar nettir, kurumlar güçlüdür, planlama üst düzeydedir. Ancak Anadolu’nun bazı köşelerinde rastladığınız sıcak bir selamın, samimi bir sohbetin ve karşılıksız güven duygusunun da başka hiçbir yerde kolay kolay bulunmadığını söylemeliyim.
Geçtiğimiz hafta sonu eşim Emine Aybastı ile birlikte, Karaburun’un eski Belediye Başkanı Serdar Yasa ve değerli eşi Prof. Dr. Mukadder Yasa’nın davetiyle Sarpıncık Köyü’nü ve burada kurulan yöresel pazarı ziyaret ettik.
Sarpıncık…
İzmir’in en batı noktasına yakın, Ege’nin rüzgârını en sert, gün batımını ise en güzel hissedebileceğiniz yerlerden biri.
Bir tarafta sonsuz mavilik, diğer tarafta taş evler, zeytin ağaçları ve yüzlerce yıllık bir yaşam kültürü…
Ancak beni etkileyen şey yine manzaradan çok insan oldu.

Çünkü ben Sarpıncık’ı daha önce de ziyaret etmiş ve köy hakkında bir yazı yazmıştım. O yazının başlığı neredeyse kendiliğinden oluşmuştu:
“Kapılarında anahtar olmayan köy…”
İlk duyduğumda inanmakta zorlanmıştım. Sonra köylülerle sohbet ettikçe bunun bir efsane değil, yıllardır süregelen bir yaşam biçimi olduğunu gördüm.
Düşünün…
Dünyanın birçok yerinde insanlar evlerini kameralarla, alarm sistemleriyle ve yüksek duvarlarla korumaya çalışırken, burada insanlar birbirlerine güvenerek yaşıyorlar.
Aslında gerçek zenginlik tam da burada başlıyor.
Bu hafta sonu kurulan köy pazarında gezerken de aynı duyguyu yeniden yaşadım.
Tezgâhlarda satılan börekler, gözlemeler, ev yapımı tatlılar, reçeller ve yöresel ürünler elbette çok güzeldi. Ancak beni en çok etkileyen şey ürünlerden çok onları üreten insanlardı.
Her tezgâhta bir emek hikâyesi vardı.
Her yüz ifadesinde içtenlik vardı.
Her ikramda samimiyet vardı.
Alışveriş yaparken müşteri gibi değil, misafir gibi hissediyordunuz.
Bugün büyük şehirlerde para ile satın alamadığımız birçok değeri burada ücretsiz bulabiliyorsunuz.
Güven…
Samimiyet…
Komşuluk…
Paylaşmak…
Belki de bu yüzden Sarpıncık’tan ayrılırken insanın ruhu dinlenmiş oluyor.
Pazar boyunca dikkatimi çeken başka bir konu daha vardı.
Karaburun’da iki dönem belediye başkanlığı yapan, ODTÜ mezunu Serdar Yasa’ya gösterilen sevgi…

Serdar Bey’i yıllardır tanıyorum.
Karaburun’un turizm potansiyelinin ortaya çıkarılması için büyük çaba göstermiş, ilçenin tanıtımı adına önemli projelere imza atmış bir isim.
Ancak o gün gördüğüm şey yapılan projelerden daha anlamlıydı.
Pazar içerisinde yürürken neredeyse her birkaç metrede bir duruyorduk.
Bir vatandaş selam veriyor…
Bir başkası halini hatırını soruyor…
Bir diğeri eski bir anıyı paylaşıyor…
Kimisi sarılıyor, kimisi teşekkür ediyor…
O an şunu düşündüm:
Siyasette, iş hayatında veya yöneticilikte asıl başarı koltukta otururken değil, koltuktan kalktıktan sonra insanların size nasıl davrandığıyla ölçülür.
Makamlar geçicidir.
Unvanlar geçicidir.
Ancak insanların gönlünde bırakılan iz kalıcıdır.
O gün Sarpıncık pazarında gördüğüm manzara bana “Halkın Adamı” kavramının gerçek anlamını yeniden hatırlattı.
İnsanlar Serdar Yasa’yı eski belediye başkanı olarak değil, kendilerinden biri olarak görüyorlardı.
Bu da her siyasetçiye nasip olacak bir şey değildir.
Pazardaki gezimizin ardından Sarpıncık Kafe’de oturduk.
Karaburun’un yerli otlarından yapılan dondurmaların tadına baktık.
İlk başta kulağa ilginç geliyor.
Ancak tattığınızda Ege’nin doğasını hissediyorsunuz.
Kekik kokan tepeleri…
Denizden gelen rüzgârı…
Toprağın bereketini…
Bazen bir bölgeyi tanımak için uzun raporlar okumaya gerek yoktur.

Bir kaşık dondurma bile size o coğrafyanın hikâyesini anlatabilir.
Ayrıca Sarpıncık Köyü’nün sıcak ve samimi atmosferinde kurulan pazarın en önemli değerlerinden biri de kuşkusuz Sarpıncık Taş Basamak Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi üyelerinin hazırladığı birbirinden lezzetli yöresel yemeklerdi.
Tamamı emek, dayanışma ve sevgiyle hazırlanan bu enfes lezzetler, sadece damaklara değil gönüllere de hitap etti. Köy kadınlarının üretime katılarak ekonomik hayatta yer almaları, aynı zamanda birlik ve beraberliğin en güzel örneklerinden birini ortaya koyuyor.
Sarpıncık’ın fedakâr kadınları, ortak emekleriyle hem yöresel kültürü yaşatıyor hem de Anadolu’nun üretken kadınlarına örnek olacak bir dayanışma modeli sergiliyor.
Kurdukları sofralarda yalnızca yemek değil, paylaşmanın, imecenin ve birlikte başarmanın ruhu da misafirlere ikram ediliyordu.
Sarpıncık’tan ayrılırken aklımda yine aynı düşünce vardı.
Türkiye’nin gerçek gücü büyük şehirlerin betonlarında değil; böyle köylerinde, böyle insanlarında saklı.
Kapısında anahtar olmayan evlerde…
Pazarında samimiyet satılan tezgâhlarda…
Birbirine güvenen insanlarda…
Ve yıllar geçse de hizmet edenleri unutmayan vefalı toplumlarda…
Belki de kalkınma dediğimiz şey sadece yol yapmak, bina yapmak veya tesis kurmak değildir.
Belki de gerçek kalkınma, insanların birbirlerine güvenmeye devam ettiği bir toplumu koruyabilmektir.
Sarpıncık bana bunu bir kez daha hatırlattı.
Ve açık söylemek gerekirse, böyle köyleri gördükçe geleceğe dair umudum biraz daha artıyor.