SON KEZ
Terlemiş, yaşlanmış yüzünü sildi usulca. Buruşmuş teninde, bembeyaz sakalını sıvazladı. Gencecik çocukların, gencecik ruhlarına baktı. Hepsi onun ilminden, bilgisinden feyz almak istiyordu. Onlara bir şeyler demek zorundaydı. Bazen çok bilgi, hiç bilgidir. Öyle derdi rahmetli babası. Şimdi onu daha iyi anlıyordu.

Aklına hiçbir şey gelmiyordu. Yine de bir şeyler demesi gerekiyordu. İştahlı dimağlara, yeni cümleler söylemeliydi. Toparlandı. Bütün geçmişini saniyeler içinde taradı. En çok nerede hata yaptığını buldu. Ve konuşmaya koyuldu.
Uzun uzadıya konuşmak niyetinde değilim. Zira uzun uzadıya konuşmak, hiçbir şey bilmediğinin en büyük göstergesidir. Kısa ve öz konuşacağım. Büyük ihtimalle de burada bana hak verip, evinize gittiğinizde bütün söylediklerimi unutacaksınız. Olsun. Bir gün muhakkak yeniden bugün ve konuştuklarım gelecek aklınıza. Umarım o zaman geç kalmış olmazsınız.
Size verebileceğim en önemli, en büyük, en görkemli tavsiye şudur. Hiçbir şey için asla geç kalmayın. Bir kere geç kalırsanız eğer bir şeye, bir daha hiçbir şeye yetişemezsiniz. Zaman; durmaksızın akan bir nehirdir. Durduğunuz an kaybedersiniz. Şemsin dediği gibi; “bırak zaman sana rağmen değil, seninle birlikte aksın.”

Gideni ve zamanı asla geri getiremezsiniz. O yüzden ikisine de yanınızdayken, henüz yitirmemişken değer verin. Değer vermekten korkmayın. Kaybetmekten korkmayın. Korkmaktan korkmayın. Her şeyin muhakkak bir gün biteceği bir yerde, korkmak kadar saçma bir şey olamaz.
Bugün ya da yarın. Mutlaka bitecek. O halde bu korku, bu hırs niye? Sonsuzdan geldik sonsuza karışacağız. Hep vardık ve hep var olmaya devam edeceğiz. Son bir şey çocuklar. Bu dünya sizin vatanınız değil geçtiğiniz yerdir. Ne olur dünyaya âşık olmayın.

Saygılarımla…
Ayağa kalktı güç bela. Odasına doğru hareket etmeye çalıştı. Tökezledi. Yeniden etrafına baktığında kimsenin olmadığını fark etti. Çocuklar gitmişti. Ya da hiç olmamıştı. Aynaya baktı son kez. Aynada, yerde boylu boyunca yatan cesedi duruyordu…