KUSURUN IŞIĞINDA SEVMEK
İnsan, çoğu zaman kusursuzluk arayarak başlar sevmeye. Gözleri bir hataya, bir eksikliğe rastlamasın ister; sanki sevgi ancak pürüzsüz bir yüzeyde var olabilirmiş gibi düşünür. Oysa hayatın dokusu, kusurların ince izleriyle örülüdür. Her insan, içinde küçük kırıklar, yarım kalmış cümleler ve tamamlanmamış hikâyeler taşır. Bu yüzden gerçek sevginin yolu, kusursuzluk arayışından değil; kusurları anlayabilmekten geçer.
Bir insanı yakından tanıdıkça fark edilir ki herkesin içinde saklı duran küçük çatlaklar vardır. Kimi sabırsızdır, kimi fazla sessiz; kimi kendini anlatmakta zorlanır, kimi duygularını saklamakta… İlk bakışta birer eksiklik gibi görünen bu yönler, aslında insanı insan yapan ayrıntılardır. Birini gerçekten anlamak, o ayrıntıların arasına girip onların neden var olduğunu görebilmektir. Çünkü her kusurun ardında bir hikâye, her eksikliğin ardında görünmeyen bir mücadele saklıdır. İnsanların birbirini yargılaması çok kolaydır. Bir hatayı görmek için uzun uzun düşünmeye gerek yoktur; çoğu zaman ilk bakış yeterlidir. Fakat anlamak için zaman gerekir. Sabır gerekir. Kalbin biraz daha genişlemesi gerekir. İşte tam da bu noktada sevginin gerçek yüzü ortaya çıkar. Çünkü sevgi, yalnızca iyi yanlara yönelmiş bir hayranlık değildir; insanın zayıf taraflarını da görebildiği hâlde yanında kalabilmesidir. Hayatın içinde ilerledikçe herkes bir gün kendi eksikleriyle karşılaşır. İnsan bazen kendisine bile tahammül edemez. Söylediği bir sözden, yaptığı bir hatadan, kaçırdığı bir fırsattan dolayı içten içe kendini yargılar. İşte o anlarda insan şunu fark eder: Kusursuzluk, insanın ulaşabileceği bir yer değildir. İnsan ancak hatalarıyla büyür, eksikleriyle olgunlaşır. Bu gerçeği anlayan biri, başkalarına bakarken de daha merhametli olur. Sevmenin en derin hali, birini değiştirmeye çalışmadan yanında kalabilmektir. Çünkü bazı kusurlar düzeltilmek için değil, anlaşılmak için vardır. Bir insanın sessizliği, geçmişte dinlenmemiş olmasından doğabilir. Birinin sertliği, yıllarca kendini korumaya çalışmasının sonucu olabilir. Bu yüzden birini gerçekten sevebilmek, onun davranışlarının ardındaki görünmeyen duyguları da görebilmeyi gerektirir. Toplum çoğu zaman insanlara kusursuz görünmeleri gerektiğini fısıldar. Güçlü olmak, hata yapmamak, her zaman doğruyu bilmek… Fakat bu beklentiler insanı yalnızlaştırır. Çünkü hiç kimse sürekli güçlü kalamaz. Hiç kimse hatasız yaşayamaz. Bu yüzden insan, kendisini olduğu gibi kabul eden bir bakışla karşılaştığında derin bir rahatlama hisseder. O bakışta yargı yoktur; yalnızca anlayış vardır. Gerçek sevgi, işte tam bu noktada ortaya çıkar. Birinin kırılgan taraflarını görüp onu küçümsememek… Hatalarına rağmen ondan vazgeçmemek… İnsan olmanın getirdiği eksiklikleri doğal kabul edebilmek… Bunlar sevginin en sessiz ama en güçlü hâlidir. Çünkü sevgi yalnızca güzel anlarda değil, zor zamanlarda da varlığını gösterebildiğinde anlam kazanır. Kusurlar, insanın karakterinde açılmış küçük pencereler gibidir. O pencerelerden içeri girildiğinde insanın geçmişi, korkuları, umutları görülür. Bu yüzden kusurları görmezden gelmek değil; onları anlayarak yaklaşmak gerekir. Böyle bir yaklaşım, ilişkileri daha gerçek ve daha sağlam kılar. Çünkü yapay bir mükemmellik üzerine kurulan bağlar ilk sarsıntıda kırılır; fakat insanlığın gerçekliği üzerine kurulan bağlar daha dayanıklıdır.
Sonunda insan şunu öğrenir: Sevmek, kusursuz bir insan bulmak değildir. Sevmek, insanın içindeki eksik parçalarla birlikte bir bütün oluşturabilmektir. Birinin yarım kalan yanlarını görüp onu tamamlamaya çalışmak değil; o yarım parçaların varlığını kabul edebilmektir. Çünkü insan, kusurlarıyla birlikte anlamlıdır. Ve belki de sevginin en sade gerçeği şudur: Kusurlar, sevgiyi azaltmaz. Aksine, sevginin gerçekliğini ortaya çıkarır. Çünkü bir insanın en güçlü yönlerini sevmek kolaydır; asıl mesele, onun kırılgan taraflarını da anlayabilmektir. İşte o zaman sevgi, yüzeyde duran bir duygu olmaktan çıkar ve insanın ruhuna yerleşen derin bir bağa dönüşür.