TEK BAŞINA ÜMMET OLMAK
Kovid, insanlığın yaşadığı bütün bu problemlerin başlangıcı değildi; ancak zaten var olan toplumsal kırılmaları derinleştiren, dijital dönüşümü hızlandıran ve insan ilişkilerindeki değişimi daha görünür hâle getiren tarihî bir dönemeçti.
O dönemde radyomuzun Ayaküstü programında bu salgın ve sonrasına ilişkin şöyle bir konuşma yapmıştık:
“Kovid, bütün dünyanın dengesini altüst edecek. Sosyal ilişkiler o kadar soğuyup zayıflayacak ki bireyler çekirdek ailelerinin sınırları içine çekilecek. İnsanlar bırakın başka kişilerle tanışıp bilişmeyi, misafirliği, kendi ailesi içinde bile birbiriyle irtibatı kesecek.
Teknoloji ve dijital araçlar hayatımızı yeniden şekillendirecek. Bireysellik, tam bir bencillik ve çıkarcılığa dönüşecek. Bütün bunlardan sonra, hâlen varlığını sürdüren bugünün itibarlı mesleklerinin pek çoğu ortadan kalkacak ve bugün adlandıramadığımız yeni meslekler türeyecek.”
Ben bütün bunları makineli tüfek gibi sıralarken endişelenmiş olacak ki sunucu sordu: “Hocam, desenize bizim meslek de elimizden gidecek?”
“Korkarım ki öyle olacak. Mesleğiniz kaybolmasa bile bu dönemden sonra yaptığınız söyleşiler asla eski sıcaklığına ve içtenliğine ulaşamayacak,” demiştim.
Programdan sonra da konuyu kendi aramızda konuşmaya devam etmiştik.
Bunları şunun için anlattım: O günlerde, öngörülerim gerçekleştiği takdirde insanlığın hiç tahmin etmediği bir mecraya sürükleneceğini, büyük problemlerle karşılaşacağını ve bunların çözümünde zorlanacağını düşünüyordum. Bana göre bütün bunlar yeni bir dönemin miladı olabilirdi.
Bugün insanî ve ahlâkî değerleri yeniden hayatımıza hâkim kılmakta fevkalâde zorlanıyoruz. Oysa kadim medeniyetimizin yeniden inşası ve ihyası, ancak bu değerlerin hayat bulmasıyla mümkündür. Baksanıza, yaşadığımız problemler toplumsal ıstıraba dönüştü.
Kime ne anlatayım. Hepimiz bu ağır buhrandan nasibimizi aldık, almaya devam ediyoruz. Olup biteni tek tek sıralayıp içinizi hepten karartmış olmayayım.
Şimdi, bu gidişata nasıl çareler bulabiliriz diye kafa yormaya çalışıyorum. O kadar…
Dost meclislerinde dediğim şudur:
Öncelikle, bu suyu yokuş yukarı akıtmak zorundayız. Akar mı? Akar… Peşin peşin söyleyeyim: Bunun için durup dinlenmeden çalışmak, mücadele etmek ve yorulmayı göze almak gerekir.
Tarihte bu tür toplumsal sarsıntıların, hatta çok daha ağırlarının yaşandığını biliyoruz. Böylesi ağır imtihanların en çarpıcı örneklerinden biri de Hz. İbrahim'in hayatında görürüz.
İçinden çıktığı kavim, kendisini hakikate davet eden Hz. İbrahim'e karşı çıkmış; onu, tarihte benzerine az rastlanır bir cezaya çarptırmaya kalkışmıştı. Üstelik en yakınlarından, babasından bile beklediği desteği görememişti.
Uzun yıllar evlat hasreti çekmişti. Nihayet Hz. İsmail dünyaya gelmişti. Ardından Hz. Hacer ve henüz bebek yaştaki evladı İsmail'i, ekin bitmeyen Mekke vadisine yerleştirmekle yeni ve çetin bir imtihanla karşılaşmıştı.
Sonraki imtihanları da öncekilerden kolay olmamıştı. Ancak insanları kötülükten men etmeye, hayra çağırmaya devam edip bundan asla vazgeçmemişti.
İnsanlık tarihinin en büyük peygamberlerinden biri olan Hz. İbrahim, bütün bu imtihanlar karşısında sabrını, samimiyetini ve metanetini korumuştu. Yüce Rabbimiz, onun bu müstesna şahsiyetini, bize de örnek olması için ‘Şüphesiz İbrahim, tek başına bir ümmetti’ şeklindeki muhteşem ifadeyle anlatır.
Onu tek başına ümmet kılan, yalnızca karşılaştığı imtihanlara sabretmesi değildi elbette. Karşı karşıya kaldığı bütün bu imtihanlara rağmen hakikatten ayrılmaması, tevhid mücadelesini sürdürmesi ve insanlığa örnek olacak bir şahsiyet ortaya koymasıydı.
Ey kari!
Evet, bu suyu yokuş yukarı akıtmaktan başka çaremiz yok. Ancak bunun için önce kendimizden başlamalıyız.
Demek ki tek başına ümmet olmak, toplumdan uzaklaşmak değil; toplumun yanlışlarına rağmen hakikatten uzaklaşmamaktır.
Bir toplumun düzelmesini isteyen insan, başkalarının değişmesini beklemeden, tek başına ümmet olabilmenin şuurunu ve sorumluluğunu taşımalıdır. Bunun için önce kendi hayatında doğruluğun, adaletin, merhametin ve güzel ahlâkın temsilcisi olmalıdır.
Unutmamak gerekir ki toplumların dirilişi, çoğu zaman hakikat uğruna tek başına yürümeyi göze alanlarla mümkündür.
Ne kadar akıl, izan, gayret ve sadakat; o kadar hayır, huzur ve bereket...
Selam ve dua ile…