KONYA'DA YEREL BASIN NİYE YOK OLUR?
Bugün hafta sonu ya…
Biraz rahat yazılar yazmaya çalışalım.
Mesela bu hafta bazı kesimler nezaketlerinden ve kibarlıklarından dolayı "21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü" münasebetiyle günümüzü kutladılar.
Kendilerine bir kez daha teşekkür ederim.

Ama maalesef artık değişen Türkiye'de bu kutlamalar sadece göstermelik ve görsel bazda kalıyor.
Gerçek kutlama nasıl olur sorusunun cevabı geçmiş yıllardaydı.
İnsanlar o günü kutlamasalar da yüreklerinde dolu dolu yaşarlardı.
Samimi, güzel insanların gönüllerinin dışında bugünkü kutlamalar tek kelimeyle "dostlar alışverişte görsün" misali yürümeye devam ediyor.
.....
İnşallah 2027 yılına sağlıklı, sağlam, hür, özgür, ayakta girmeyi başarabilirsek meslekte tam 50. yılımız olacak.
Çünkü 1977 yılında Konya Postası gazetesinde gazeteciliğe başlamıştım.
....
O yıllardan bugüne geldiğimiz zaman hiçbir şey bilmeyen, saf, temiz, heyecanlı ve de SALAK muhabir Uğur Özteke'yi mumla arıyorum.
O yıllarda muhabirin, gazetecinin, gazete patronunun tarif edemeyeceğim derecede bir saygınlığı vardı.
Şimdi hiç kimse bir gazetecinin saygınlığı var filan diye karşıma dikilmesin.
Kendini böyle görenler ancak kırmızı şapkalı kızın masalındaki gibi aynayla konuşan CADI olurlar.
....
Konya yerel basını ve maalesef Türkiye'nin pek çok ilindeki yerel basın, biraz devletin, biraz şehri yönetenlerin ve ilk başta da biz yerel basının çalışanları tarafından güneşte eriyen kar gibi hızla yok oluyoruz.
Tekrar söylüyorum, bu eriyip yok olmanın birinci sorumlusu biz kendimiziz.
Hiç kimsede kabahat, kusur aramam.
İğneyi değil, çuvaldızı önce kendime batırırım.
....
Birinci suçlu, sorumlu, kabahatli kendimiz olduğumuzu kabul edip açıkça itiraf ettikten sonra şimdi bu hafta Avrupa'nın, dünyanın gelişmiş ülkelerinin ve yerel basınının durumuyla ilgili bir dostumun paylaşımıyla konuyu başka bir noktaya çekmek istiyorum.
.....
“Canım abim, St. Pölten’den selamlar.
Kahvaltıda herkese yerel “Kronen Zeitung” gazetesini masaya koymuşlar.
Senin Konya’daki otellerde de yapsa?

Abimmmm,
Pazar sabahı İstanbul’dan yola çıktık;
Bükreş, Budapeşte derken Avusturya’nın St. Pölten şehrinde bir dağ otelinde (4 yıldızlı Hotel Residenz Hössinger) konakladık.
Bu sabah kahvaltıda her misafirin, otelde kalan her kişinin, tekrar söylüyorum, bir masaya değil, her bir kişinin önüne yerel gazete Kronen Zeitung bırakılması çok hoşuma gitti.
Düşündüm de neden Konya’daki otellerde de kafelerde böyle bir uygulama olmasın?
Misafir kahvaltısını yaparken Konya’daki gelişmelerden haberdar olur,
Yerel basın okunurluk kazanır, gazete emekçilerine de ekonomik katkı sağlanır.
Bazen bir şehrin kültürünü tanıtmak ve yerel değerlerini yaşatmak büyük projelerle değil, böyle küçük ama anlamlı adımlarla mümkün olur.
Belki bu fikir senin köşende de karşılık bulur abi.
Ne dersin?"

.....
Avrupa'da yaşayan, Konya'dan bu yana 40 yıllık kadim dostum olan canıma ve muhterem eşlerine bir kez daha selamlarımı ve saygılarımı sunuyorum.
....
Bu örnek verdiği, dahası bizim anlayamayacağımız için fotoğraflarla desteklediği görüş bu şehirde mümkün mü?
Yahu bu şehirde biz birbirimizi sırtımızdan hançerleyeceğiz diye elimizdeki kanları yıkamaya fırsat bulamıyoruz.
Sonra da oturup ağlaşıyoruz.
Böyle durumlarda hep aklıma ve gözümün önüne rahmetli Erbakan Hoca'nın o çıkışı gelir.
Ağlaşıp kendini aklamaya çalışanlara yürekten, içimden ben de Hoca gibi bağırarak
HADİ ORADAN... HADİ ORADAN... demek isterim.
Kendi düşen ağlamaz.
Hatta daha beter olsun diyeceksiniz.
....
Bugünkü durumumu kendisine borçlu olduğum, sürekli dua ettiğim, rahmetle andığım Enver Ören abi bize hep şunu derdi:
"EDEN KENDİNE EDER."
Evet, yerel basın olarak biz de hep kendi kendimize ediyoruz.
Hep birbirimizin ayağına basıyoruz.
Hep birbirimize çelme takmaya çalışıyoruz.
Ah, keşke çelme ile tekmeyle kalsa.
SIRTINDAN HANÇERLİYORUZ.
Onun için Konya yerel basını hakkında tarihe bir kez daha not düşmek adına söylüyorum:
Pırıl pırıl ışıldayan güneşin altındaki kar misali eriyip gidiyor.
Haaaa, durun.
Bu teknolojide, bu refah hayat standardında 50 yıl öncesini arıyoruz ya…
Bugünler bizim en güzel günlerimiz. On yıl sonra bugünleri de bulamayacağız.
.....
Hafta sonu dedik diye bu kadar da kendimize yer ayıracak kadar bencil olmayalım, değil mi?
Bugünkü yazımızı hiç değilse bir yerel konu ile noktalayalım.
......
Bir okurumuz şöyle diyordu:
"S. A.
Havıveyiszade önü alt geçit kapatılmış.
Muhtemelen kütüphaneyle entegre edilecek olan çalışmaya başlıyorlar diye yorumladım abi. :)"



Evet, bu değerli okurumuzun fotoğrafları ve bilgilendirmesi için bir kez daha teşekkür ettikten sonra konuyu ve gerekçesini şöyle öğrendim:
"Burası inşaatı devam etmekte olan kütüphane ile birlikte entegre olacak.
Kütüphane ile birlikte işleyecek, kitap satışının yapılacağı alan olacak."
......
Büyükşehir Belediyemiz ve merkez ilçe belediyelerimiz kütüphane konusunda büyük, kalıcı yatırımlar yapıyorlar.
Gençlik dijitalleşiyor derken, herkes TikTok'larda, telefonlarda derken kütüphanelerin önemini ve ne kadar büyük ilgi gördüğünü ancak kütüphaneye gidenler ve kütüphanelerin önündeki kuyrukları görenler bilir.
Bugün ve yarın tatil yapan okurlarımıza iyi tatiller derken bizim gibi çalışmak zorunda olan amelelere de iyi hafta sonları dileklerimizi iletiyoruz.
………………..
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Herkesin gözünde hayat farklıdır. Balığın kötü günü, balıkçının iyi günüdür.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Çok değil, dimdik de değil, birazcık duruşumuz olduğu zaman daha iyi ADAM oluruz.