Her Savaşı Kazanmak Zorunda Değilsin
İnsan, ömrünün bir yerinde her şeyi düzeltebileceğine inanıyor. Kırılanı onarabileceğine, dağılanı toparlayabileceğine, kendisinden uzaklaşanı geri getirebileceğine… Sanki biraz daha uğraşırsa bütün düğümler çözülecek, biraz daha dayanırsa bütün yaralar kapanacakmış gibi yaşıyor. Bir şey yolunda gitmediğinde kendini sorguluyor, bir insanı kurtaramadığında kendisinde eksik bir şey arıyor. Oysa insanın en büyük yanılgılarından biri, gücünü her şeye yetebilmek sanmasıdır. Çünkü bazı şeyler, ne kadar uğraşırsan uğraş, senin çabanla değişmeyecek kadar senin dışındadır.
Her şeyle savaşamazsın. Bunu anlamak için insanın önce çok yorulması gerekiyor. Kendi içinde defalarca aynı cümleleri kurması, aynı olayları zihninde yeniden yaşaması, söyleyemediği sözlerin altında ezilmesi gerekiyor. Bir gün geliyor, aynaya baktığında yüzünde yalnızca yorgunluğunu değil, uzun zamandır kimseye anlatamadığın mücadelelerin izlerini de görüyorsun. Herkes seni güçlü sanıyor; çünkü ağlamadan konuşmayı, canın yanarken gülümsemeyi, hiçbir şey yapmak istemediğinde bile devam etmeyi öğrenmişsin. Oysa bazı insanlar, en çok da güçlü görünmek zorunda kaldıkları zamanlarda yoruluyor. Belki de asıl mesele, hayatın önüne çıkardığı her engeli aşmak değil, hangi engelin karşısında durmaya değeceğini öğrenmektir. Çünkü insan, her mücadeleyi kazanmak zorunda olduğunu düşündüğünde kendi hayatını bir cepheye dönüştürüyor. Her tartışmada kendini anlatmaya, her yanlış anlaşılmayı düzeltmeye, herkese iyi biri olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Sonra farkında olmadan kendi huzurunu, başkalarının düşüncelerine bağlıyor. Birinin kendisini yanlış anlaması bütün gününü zehir ediyor; birinin sevgisini esirgemesi, kendi değerini sorgulamasına neden oluyor. Böylece kendi hayatını yaşamak yerine, başkalarının zihninde kendine doğru bir yer açmaya çalışarak tüketiyor ömrünü. Oysa bazı şeylerin düzelmesi için daha fazla uğraşmak değil, uğraşmayı bırakmak gerekir. Bize hep mücadele etmenin, dayanmanın, vazgeçmemenin erdem olduğu öğretildi. Fakat kimse, insanın kendisini korumak için geri çekilmesinin de bir cesaret biçimi olduğunu yeterince anlatmadı. Her kapıyı çalmanın umut, her bekleyişin sadakat, her susuşun olgunluk olmadığını söylemedi. Böylece bazen bitmiş bir hikâyenin son sayfasında saatlerce oturduk. Çoktan gitmiş insanların ardından kendimizi açıklamaya çalıştık. Bize iyi gelmeyen şeylere alışmayı, acıtan şeyleri taşımayı, tükenmeyi dayanıklılıkla karıştırdık. Bir şeyi çok istemiş olman, onun uğruna kendinden vazgeçmen gerektiği anlamına gelmez. Birini çok sevmiş olman, onunla her koşulda kalmak zorunda olduğun anlamına gelmez. Bir hayal için yıllarca uğraşmış olman, o hayalin seni tüketmesine göz yummanı gerektirmez. Bazen bir şeyi geride bırakmak, ona verdiğin değeri inkâr etmek değil, artık kendine de değer vermeye başlamaktır. Çünkü geçmişte verdiğin emek, gelecekte de aynı acıyı çekmek zorunda olduğunun kanıtı değildir.
Ve belki de en zor mücadele, başkalarıyla değil, içimizdeki o bitmek bilmeyen yetişme telaşıyladır. Her şeyi yoluna koymak isteyen, kimseyi hayal kırıklığına uğratmaktan korkan, bir şeyler eksik kaldığında kendisini suçlayan tarafımızla… Sanki bütün meseleler çözüldüğünde hayat başlayacakmış gibi davranırız. Bütün insanlar bizi anladığında, bütün yaralar kapandığında nihayet rahat bir nefes alabileceğimizi düşünürüz. Oysa hayat, tamamlanmış bir listenin sonunda bekleyen ödül değildir. Hayat, cevabını bulamadığın sorularla birlikte de devam edebilmektir. Her şeyi açıklığa kavuşturmadan uyuyabilmek, herkesi memnun etmeden kendinle barışabilmektir. Üstelik her savaşın sonunda zafer kazanılması da gerekmez. Bazı savaşlardan yalnızca kendini daha fazla kaybetmeden çıkmak yeterlidir. Bir tartışmada haklılığını kanıtlamak yerine huzurunu seçmek, seni anlamak istemeyen birine tekrar tekrar kendini anlatmamak, sırf yalnız kalmaktan korktuğun için sana iyi gelmeyen bir yerde durmamak… Bunların hiçbiri yenilgi değildir. Kimsenin fark etmediği ama insanın kendi içinde koca bir dünyayı değiştirdiği kararlardır bunlar.
Çünkü güçlü olmak, her darbeyi karşılamak değildir. Güçlü olmak, her acıya alışmak hiç değildir. Bazen güçlü olmak, artık taşıyamadığın yükü yere bırakmaktır. Bazen bir açıklama beklemekten vazgeçmek, bazen haklılığını ispatlamadan uzaklaşmak, bazen de bir zamanlar çok istediğin ama artık sana iyi gelmeyen bir şeyin peşinden koşmamaktır. İnsan, kendisini tüketen her şeyin karşısında dimdik durmak zorunda değildir. Herkesin karşısında dimdik durmaya çalışırken kendi içinde yıkılmamayı öğrenmelidir.
Unutma, sen herkesi kurtaramazsın. Ne kadar seversen sev, bir başkasının yerine iyileşemezsin. Ne kadar anlatırsan anlat, anlamak istemeyen birinin zihninde kendine yer açamazsın. İnsanların tercihlerini, geçmişin bütün izlerini, dünyanın sana karşı adil olup olmayacağını kontrol edemezsin. Bunları kabul etmek, olan biteni doğru bulmak değildir. Yalnızca değiştiremediğin şeylerin altında kendini ezmemeyi seçmektir.
Belki de kendine verebileceğin en büyük iyilik, her şeyi yoluna koymak zorunda olmadığını kabul etmektir. Bazı meseleler çözümsüz kalabilir, bazı ilişkiler yarım bitebilir, bazı insanlar seni yanlış hatırlayabilir. Bunların hiçbiri hayatının bütünüyle başarısız olduğu anlamına gelmez. Her şeyin senin istediğin biçimde sonuçlanmaması, senin yetersiz olduğunun kanıtı değildir.
Her şeyle savaşamazsın; savaşmak zorunda da değilsin. Bazı kapılar kapanır ve sen ilk defa o kapının önünde beklemek yerine kendi yoluna bakarsın. Bazı sorular cevapsız kalır ama sen cevapsızlıkların arasında yaşamayı öğrenirsin. Bir gün anlarsın ki en büyük başarın, bütün savaşları kazanmak değil, kazanmak uğruna kendinden vazgeçmemektir.
Bırak, bazı şeyler senin müdahalen olmadan da kendi yolunu bulsun. Bırak, herkes seni anlamasın. Bırak, her sorunun cevabını bulamadan da hayatına devam et. Senin görevin, dünyadaki bütün düğümleri çözmek değil; bu düğümlerin arasında kendi hayatını kaybetmemek. Çünkü ömür, her şeyi düzeltmeye çalışırken tüketilecek kadar uzun değil. Ve sen, başkalarının fırtınalarını dindirmek için kendi gökyüzünü ömür boyu yağmura mahkûm etmek zorunda değilsin.
Bazen yapılabilecek en cesur şey, bir adım daha ileri gitmek değil, durup kendine dönmektir. Çünkü her şeyle savaşamazsın ama her şeyle savaşmak zorunda olmadığını öğrendiğinde, kendinle barışmak için ilk kez gerçekten bir fırsatın olur.