Konya
Açık
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,5491 %0.05
55,6009 %-0.21
6.592,96 %-0.61

KENDİNİ GELİŞTİRİRKEN KENDİNİ KAYBETME!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kişisel gelişim alanı saçmalamanın alası.Kişisel gelişim saçmalıkları diyorum. Çünkü özellikle son yüzyılda kişisel gelişim adı altında inanılmaz büyüyen bir sektör oluştu. Bu sektörün önemli bir kısmı, insanın kendisini keşfetmesine hizmet etmek yerine ona sürekli ne kadar eksik, yetersiz ve tamamlanmamış olduğunu hatırlatarak büyüdü. Daha başarılı, daha güzel, daha güçlü, daha özgüvenli olmalısın… Bitmek bilmeyen bir “daha” yarışı başlatıldı. Önce insana eksiklik duygusu yüklendi, ardından o eksikliği tamamlayacağı iddia edilen yöntemler, eğitimler ve ürünler pazarlandı. Böylece insanın kendisiyle kurduğu ilişki bile bir tüketim alanına dönüştürüldü ve kitleler daha da saçmalamaya başladı.

 

Mükemmellik algısı insanları öylesine büyük bir baskı altına aldı ki kendi doğal yaratılışından uzaklaşan, birbirinin kopyası haline gelen yapay kimlikler ortaya çıktı. Bugün estetik dünyasından sosyal medya kültürüne, başarı tanımlarından düşünce kalıplarına kadar her yerde birbirine benzeyen yüzler, hayatlar ve davranış biçimleri görüyoruz. Farklılıkların zenginlik olmaktan çıkarılıp düzeltilmesi gereken bir kusur gibi sunulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ve insanlar kendilerine yüklenen şartlanmalara öylesine inandı ki artık yaşamın başka türlü de yaşanabileceğini düşünemez hale geldi. Herkes kendisine öğretilen hayatı yaşarken kendi gerçekliğini sorgulamayı unuttu.

 

Şimdi sana aslında en derininde bildiğin ama belki de çoktan unuttuğun bir şeyi hatırlatmak istiyorum sevgili dostum. Daha mükemmel olmak zorunda değilsin. Daha gelişmiş bir insan haline gelmeden de değerli, sevilebilir ve kabul edilmeye layıksın. Sen zaten varlığınla bir bütün olarak dünyaya geldin. Muazzam bir öğrenme kapasitesine, kendine özgü yeteneklere, becerilere ve olağanüstü bir bedene sahipsin. Öğreneceğin, geliştireceğin elbette çok şey var ama bunların hiçbiri bugün eksik olduğun anlamına gelmiyor. Belki de asıl mesele kendine sürekli yeni özellikler eklemek değil, yıllardır üzerine yüklenen yargıların altında kalan kendi varlığınla yeniden temas kurabilmektir.

 

Biraz durmanı ve kendine bakmanı istiyorum. Ben kimim? Gerçekten ne istiyorum? Neyi başarmak için bu kadar çabalıyorum? Bu hedef benim mi, yoksa bana öğretilmiş bir başarı tanımı mı? Bir başkasının aynısı olmadan kendi varlığımı nasıl ortaya koyabilirim? Çünkü insanın en derin arzularından biri kendisi olarak görülmek, bilinmek, kabul edilmek ve değer görmektir. Sadece başarılarıyla, güzelliğiyle, kazandığı parayla değil, varlığıyla kabul edilmek ister. Asıl mesele de burada başlıyor: Kendin olarak görünmeye cesaret edebiliyor musun?

 

Ya kendim olarak görünürsem ve beğenilmezsem? Takdir görmezsem, dışlanırsam, kabul edilmezsem? İşte bu korkular insanı kendi doğallığından uzaklaştırıyor. Kabul görmek uğruna kendisine ait olmayan kimliklere bürünüyor. Tam da burada kişisel gelişimin ticari bir araca dönüştürülen yüzü devreye giriyor. Sana önce olduğun halinle yeterli olmadığın hissettiriliyor, ardından nasıl olursan kabul göreceğinin reçetesi sunuluyor. Böylece kendin olmak yerine, başkalarının takdir edeceği birine dönüşmeye çalışıyorsun.

 

Oysa gerçek gelişim insanın kendisini reddetmesiyle değil, kendisini tanımasıyla başlar. İyi ya da kötü diye etiketlediğin bütün özelliklerine biraz daha yakından bak. Belki de kötü dediğin bazı özelliklerin, yanlış yerde kullandığın güçlü taraflarındır. Kendini kabul etmek her davranışını doğru bulmak değildir; kendini reddetmeden gelişebilmektir. Koşulsuz sevgi de burada başlar. Kendini yalnızca başarılı olduğunda, beğenildiğinde veya takdir edildiğinde sevebiliyorsan kendi değerini başkalarının onayına teslim etmiş olursun. Oysa sen kendini olduğun gibi kabul ettiğinde, başkalarının beklentilerine göre şekillenme ihtiyacın da azalır.

 

Ben gelişime karşı değilim. Aksine insanın öğrenme ve dönüşme kapasitesini son derece kıymetli buluyorum. Ancak insanın gelişebilmesi için önce kendisinden memnuniyetsiz olması gerektiği düşüncesine karşıyım. Sürekli kendini düzeltmeye çalışan ama bugünkü haline bir türlü değer veremeyen insan, hangi aşamaya gelirse gelsin kendisini eksik hissetmeye devam edebilir. Çünkü sorun gelişmemiş olması değil, kendisine bakış biçimidir.

 

Hayat bir başkasına benzeme yarışı değildir. Hepimiz bu büyük bütünün içinde bir yapbozun birbirinden farklı parçaları gibiyiz. Her parçanın kendine özgü bir yeri vardır. Bir parça başka bir parçaya benzemeye çalıştığında bütünün içindeki kendi yerini kaybeder. İnsan da böyledir. Kendi farklılıklarını reddederek değil, onları tanıyıp doğru yerde kullanarak yaşamın bütününe katkı sunabilir.

 

Bu yüzden artık kendine sürekli neyin eksik olduğunu sormaktan vazgeç. Biraz da neye sahip olduğunu, hangi özelliklerinin seni sen yaptığını düşün. Kendini geliştirmek için önce kendini yıkmak, daha iyi bir hayat kurmak için bugünkü varlığını değersizleştirmek zorunda değilsin.

 

Kendine bugün şunu hatırlat: Olduğum halimle de sevilebilir, değerli ve bütün bir insanım. Gelişmeye devam edebilirim ama değerli olmak için değişmek zorunda değilim.

 

Belki de hayatının en büyük dönüşümü, kendine yeni bir şey eklediğin gün değil, kendinden vazgeçmeyi bıraktığın gün başlayacak.

 

Çünkü sen bir başkasının daha iyi kopyası olmak için değil, kendinin eşsiz varlığını ortaya koymak için buradasın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız