Konya
Parçalı az bulutlu
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,3295 %0.11
55,0880 %-0.43
6.612,91 %-0.48
MÜSLÜMAN OLMAK, MÜSLÜMANCA YAŞAMAK

MÜSLÜMAN OLMAK, MÜSLÜMANCA YAŞAMAK

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Yakından tanıdığım bir arkadaşımız Facebook’ta aynen şöyle bir paylaşımda bulunmuştu: “%85’i ateist olan İsveç, yolsuzlukta dünya sonuncusu. %99’u Müslüman olan Türkiye, yolsuzlukta dünya ikincisi… Demek ki ahlâk olmadan din fayda vermiyor.”

Paylaşımın dayandığı yolsuzluk algı endeksinde verilen rakamlar ve sıralamalar yanlış ve gerçeği yansıtmıyor. Üstelik buradan çıkarılan ‘Ateist İsveç ile Müslüman Türkiye’ karşılaştırmasının bilimsel dayanağı yok.

Araştırdım, soruşturdum. Bu endeks, tespit edilmiş yolsuzluk vakalarının sayısını değil; kamu sektöründeki yolsuzluk algısını uzman ve iş dünyasının değerlendirmelerine dayanarak ölçüyor.

Pew Research Center'ın 2020 yılına ilişkin dinî nüfus tahminlerine göre İsveç nüfusunun yaklaşık %60,8'İ Hıristiyan, %8,1'i Müslüman; Türkiye’nin nüfusunun yaklaşık %97,1'i Müslüman olarak belirlenmiş. İsveç'te dinî aidiyeti bulunmayanların oranı %28,9 olarak tespit edilmiş. Ayrıca insanın dinî aidiyetinin bulunmaması onun ateist olduğunu göstermez.

Durum şu: Güvenilir kaynaklardan Transparency International'ın 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi'nde 182 ülke ve bölge değerlendirilmiş ve İsveç 80 puanla 6. sırada, Türkiye ise 31 puanla 124. sırada yer almış. Buradaki sıralama iyiden kötüye.

“Demek ki ahlâk olmadan din fayda vermiyor.” Bu yargı, istatistikî araştırmanın ortaya koyduğu bilimsel bir sonuç değil, paylaşımı yapan arkadaşımızın yanlış rakamlardan hareketle ulaştığı ahlâkî bir değerlendirmedir.

Meseleyi yanlış istatistiklerle değil, doğru bir soruyla tartışalım: Müslümanların çoğunluğu oluşturduğu bir toplumda İslâm ahlâkı toplumsal hayata neden aynı ölçüde yansımıyor?

İsveç'teki düşük yolsuzluk algısından ‘Ateistler daha ahlâklıdır.’ sonucunu çıkarmak ne kadar yanlışsa, Müslüman bir toplumdaki yolsuzluktan hareketle ‘İslâm ahlâk üretmiyor.’ hükmüne varmak da o kadar yanlış ve tehlikelidir. Çünkü toplumların ahlâkî yapısını yalnızca dinî inançlar değil, o inançların hayata geçme biçimi ve toplumsal düzen de etkiler.

İnsanların mensup oldukları dinin ahlâkî ilkelerini benimsemesi ile emanet, kul hakkı, rüşvet, adam kayırma, kamu malı, adalet ve liyakat karşısındaki davranışları her zaman örtüşmeyebiliyor. Evet, kabul ediyorum. İslâm ahlâkı ile bugün Müslümanların algı, anlayış ve yaşayışları arasında ciddi farklılıklar söz konusu.

Toplumların gerçek ahlâkının göstergesi söylemleri değil;  neyi ayıpladıkları, neye göz yumdukları ve kimi itibara alıp kime saygı duyduklarıdır. Dürüstlük, merhamet ve adalet gibi temel ahlâkî değerler, farklı inanç ve kültürlerde ortak karşılıklar bulur. Ancak bu değerlerin yorumlanması ve hayata geçirilmesi toplumdan topluma değişebilir.

İslâm iman, ibadet ve ahlâkı birbirinden kopuk alanlar olarak görmez. İman insanın inanç dünyasını, ibadet kulluk şuurunu, ahlâk ise bu inancın davranışlara yansımasını ifade eder. Bu üç unsur arasındaki bağın zayıflaması, Müslüman’ın dinî hayatındaki bütünlüğü zedeler. Bu sebeple İslâm, ahlâka aykırı birçok tutum ve davranışı günah saymış; bunların bir kısmına dünyevî müeyyideler öngörürken insanı ahiret sorumluluğuyla da karşı karşıya bırakmıştır.

Meselenin dinî tarafında daha da çarpıcı bir nokta var. Namaz insanı kötülükten alıkoymalı; oruç nefsi terbiye etmeli; zekât insana paylaşmayı ve sosyal sorumluluğu öğretmeli; hac insana eşitliği ve sorumluluğu hatırlatmalıdır. Yani ibadet, insanın ahlâkında tam anlamıyla karşılığını bulmalıdır.

Meseleyi biraz daha ileri götürelim. İslâm’da insanın Allah’a karşı sorumlulukları ile diğer insanlara karşı sorumlulukları birbirini bütünler. Kul hakkına riayet etmek aynı zamanda Allah’a karşı bir kulluk sorumluluğudur; çünkü ibadetin ahlâkî, ahlâkın da ibadet boyutu vardır.

İslâm, insanın Rabbine karşı sorumluluklarını yerine getirirken diğer insanlara karşı sorumluluklarını ihmal etmesine asla müsaade etmez. Zira Allah, kendisine karşı işlenen günahları dilerse bağışlar. Kul hakkı ise yalnızca tövbeyle geçiştirilemeyecek kadar ağır bir sorumluluktur; hak sahibinin hakkının teslimini ve onunla helalleşmeyi gerektirir. Bu konuda Allah Resulü’nün “Müflis kimdir?” hadisi çarpıcı bir örnektir.

Bir Müslüman müşterisini aldatabiliyorsa, çalışanın hakkını geciktirebiliyorsa; emaneti ehline vermiyorsa, başkasının hakkına saygı göstermiyorsa, kamuda torpil ve rüşvetten vazgeçemiyorsa ortada büyük bir çelişki var demektir. Bu çelişki İslâm'ın öğretilerinde değil, Müslüman'ın inancı, anlayışı ve yaşayışı arasındadır.

Toplumun dindarlığı yalnızca ibadethanelerin doluluğuyla değil; pazarındaki dürüstlük, mahkemesindeki adalet, makamındaki liyakat, kasasındaki emanet ve güçsüz karşısındaki merhametle ortaya çıkar.

Allah Resulü'nün ahlâkı sorulduğunda Hz. Âişe'nin verdiği ‘Siz Kur'an okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur'an'dı.’ cevabı, Müslüman için ahlâkın temel ölçüsünün Kur'an olduğunu ve Allah Resulü'nün bu ahlâkı yaşayarak örneklendirdiğini ortaya koymaktadır.

İnsanın kendisini Müslüman olarak tanımlaması önemlidir. Lâkin Müslümanlığın ahlâkî değeri, insanın kendisini nasıl tanımladığından çok, nasıl yaşadığıyla ortaya çıkar.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız