Konya
Parçalı bulutlu
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,1791 %0.08
55,4009 %-0.02
6.542,72 %-0.76
Kardeşliğin Hakkı mı, Hukuku mu?

Kardeşliğin Hakkı mı, Hukuku mu?

YAYINLAMA:

Bir devlet, dostuna vefa ile mazluma karşı adalet arasında kaldığında hangisini esas almalıdır?

Canlı radyo programında sunucu kardeşimiz, BM Genel Kurulunda Netanyahu konuşurken Azerbaycan diplomatının salonu terk etmeyişiyle ilgili düşüncemi sordu.

Çok zorlu ve dengelerin son derece hızlı değiştiği bir dönemden geçiyoruz.

Savaşların da bir hukuku vardır. Lakin günümüzde soykırımcı, Siyonist Netanyahu ve onun arkasında duranlar için bu hukukun hiçbir değeri kalmamıştır. Onun için bugün kim kimin yanında, kim kimin uzağında veya karşısında belli değil… Yeni ittifaklar devreye giriyor; değişen jeopolitik denklemler, ülkeleri daha değişken ve hassas bir dönemin içine çekiyor. Böyle bir sürecin siyasetçilere, diplomatlara, askerlere, yazarlara ve kanaat önderlerine ciddi sorumluluklar yüklediği kanaatindeyim.

Uzun süren Azerbaycan gezimiz boyunca halkla ilişkilerimizde, iki ülke arasında yıllar içinde oluşan kardeşliğe ve ‘Tek millet, iki devlet’ anlayışına halel getirebilecek, gardaşı incitecek söz ve davranışlardan kaçınmaya gayret ettim. Onları da aynı hassasiyet içinde gördüm.

Bu vesileyle ifade etmiş olayım. Ülkemizin çok farklı yerlerinde görev yaptım. O bölge insanının kendi anlayış ve yaşayış tarzına müdahale sayılabilecek söylem ve eylemlerden hep kaçındım.

Bizim aldığımız terbiye şuydu: Her kimle ve nerede olursak olalım, nerede ayrıldığımıza değil, nerede birleştiğimize bakmak; farklılıkları kaşımak yerine birlik noktalarını çoğaltmak…

Düşünsenize insan kendi ailesi içinde bile belli bir ölçü ve düzeyde ilişki geliştiriyor. Her düşündüğümüzü istediğimiz biçimde söyleme rahatlığı içinde olmak mümkün olmuyor. Bu ikiyüzlülük değil; muhatabı anlama, insana saygı duyma ve kesrette vahdeti arama çabasıdır.

Meselemize dönelim.

Evet. 24 Eylül 2026'da BM'nin 81'inci Genel Kurulunda Netanyahu konuşmaya başladığında, Anadolu Ajansı ve Reuters başta olmak üzere uluslararası haber ajansları ve medya kuruluşlarının aktardığına göre 70'i aşkın ülkenin delegasyonu salonu terk etti veya yerini boş bıraktı. Azerbaycan delegasyonu ise salonda kalanlar arasında oldu.

Bu tavır, “Azerbaycan Netanyahu’yu veya Gazze’de yapılanları onaylıyor” anlamına gelmez. Aksine Azerbaycan resmî olarak iki devletli çözümü destekliyor, Gazze’de ateşkes istiyor. Bu tutumun, ahlaki bir onaydan ziyade Azerbaycan'ın uzun süredir izlediği stratejik denge siyaseti çerçevesinde okunması gerekir.

Azerbaycan dış politikasındaki hassas denge tam da burada ortaya çıkıyor. Bakü bir taraftan İsrail’le stratejik ortaklığını sürdürüyor; diğer taraftan Filistin devletini ve iki devletli çözümü destekleyip Gazze için ateşkes çağrısı yapıyor, Filistin’e insani yardımlarını sürdürüyor.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı 2026’daki açıklamasında iki ülke arasındaki ilişkileri “karşılıklı güven ve ortak çıkarlara dayanan stratejik ortaklık” olarak nitelendiriyor. İşbirliği savunma ve güvenlikten enerjiye, yüksek teknolojiden yatırıma kadar uzanıyor.

Bakü tarafından İsrail, yalnızca bugünkü hükûmetten ibaret değil; bağımsızlığın ilk yıllarından ve Karabağ ihtilafından gelen uzun süreli bir stratejik ortak olarak görülüyor.

Ancak bu işbirliğini sürdürmekle Netanyahu hükûmetinin Gazze politikasının değerlendirilmesi aynı şey değildir. Birincisi jeopolitik ve tarihî ilişkiyi açıklar; ikincisi ayrı bir ahlaki ve siyasi meseledir. Dolayısıyla Bakü’nün İsrail politikasını değerlendirirken haritaya iyi bakmak gerekir.

Bu yüzden Azerbaycan'ın tutumunu şu şekilde tarif etmek daha açıklayıcı olacaktır.

İsrail’le stratejik ortaklık; Filistin’e diplomatik ve insani destek; İsrail’e karşı sembolik kopuşlardan kaçınma.

Bu çerçevede BM salonundan çıkmak bizim dışarıdan düşündüğümüz kadar basit bir “kalk ve protesto et” meselesi değildir. Diplomatik sembollerin devletlerarası ilişkilerde maliyeti olabilir ve Bakü muhtemelen bu maliyeti de hesaba katmıştır.

Ancak tam burada durup birbirinden farklı iki şeyi ayırmak gerekiyor. Bir devletin stratejik menfaatlerini anlamaya çalışmak başka, o tercihi ahlaken tartışılmaz kabul etmek başkadır. Azerbaycan'ın İsrail'le stratejik ilişkileri, salonda kalışını açıklayabilir; fakat açıklamak ile ahlaken haklı bulmak aynı şey değildir.

Kardeşlik de tam burada sınanır: Kardeş olduğumuz için Azerbaycan'ı tek bir görüntü üzerinden mahkûm etmemeliyiz; fakat kardeş olduğumuz için onun her diplomatik tercihini sorgulamaktan da vazgeçmemeliyiz.

Kardeşlik hukuku, kardeşin her yaptığını alkışlamak değildir. Kardeşlik hakkı da ilk ihtilafta kardeşi terk etmek değildir. Azerbaycan'ın İsrail'le ilişkilerinin tarihî ve jeopolitik sebeplerini anlamaya çalışmak; fakat Gazze'de yaşananlar karşısında duyulan vicdani rahatsızlığı da susturmamak gerekir.

Uluslararası ilişkilerde devletlerin menfaatleri söz konusudur; milletlerin ise menfaatlerinin yanında hafızaları, vicdanları ve değerleri vardır.

Vefa, hakkın teslimidir; hak ise kardeşliğin tesisinde vazgeçilmez bir esas… Kardeşliğin de vefanın da ayakta kalabilmesi ancak adaletle mümkündür.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız