KAPININ PAROLASI SENSİN: KİMSİN VE NEDEN BURADASIN?
İnsanlık, çağlar değişse de aynı soruların peşinden gidiyor:
Nasıl daha iyi yaşarım?
Nasıl daha çok kazanırım?
Nasıl zenginleşirim?
İlişkilerimde nasıl değer görür, nasıl vazgeçilmez olurum?
Nasıl daha sağlıklı, güçlü ve güzel olurum?
Kariyerimde nasıl yükselir, nasıl iz bırakırım?
Sorular değişiyor gibi görünse de arayışın özü değişmiyor.
Çünkü insan yalnızca daha fazlasına sahip olmak istemiyor; yaşadığını hissetmek, kendisine verilen hayatı ıskalamadan varlığının hakkını vermek istiyor. Bu yüzden maddi görünen pek çok arayışın kökünde aslında bir mana arayışı yatıyor.
Bana göre bu arayışın kapısını açan iki soru var:
Kimsin?
Ve neden buradasın?
Basit görünseler de insanın kendisine sorabileceği en zor ve dönüştürücü sorular bunlar. Kim olduğunu bilmeden neyin sana ait olduğunu ayırt edemezsin. Neden burada olduğunu anlamadan da hangi yöne yürüyeceğini bilemezsin.
Bazen başkasının başarısını kendi başarımız sanıyor; onun hayat biçimini, beklentilerini, değerlerini, hatta hayallerini taşıyoruz. Sonra her şeye sahip olsak bile içimizde açıklayamadığımız bir eksiklik kalıyor.
Belki mesele sahip olduklarımızın azlığı değildir.
Belki de kendimize ait olmayan bir hayatı çoğaltmaya çalışıyoruzdur.
İnsan kendi doğasını, yeteneklerini, değerlerini ve hayata ne katmak istediğini fark ettiğinde içindeki dağınıklık azalır. Enerjisini her yöne saçmak yerine bir merkezin etrafında toplamaya başlar. Kararları netleşir; “hayır”ları kadar “evet”leri de güçlenir.
Ben buna insanın kendi ritmini bulması diyorum.
Kendi ritmin hayatın ritmiyle buluştuğunda hareket kolaylaşır. Daha önce zorlayarak sürdürdüğün şeyler sadeleşir; doğru insanlar, işler ve fırsatlar için alan açılır.
Bolluk ve bereketi de yalnızca parayla ölçmemek gerekir.
Bereket bazen doğru zamanda karşına çıkan bir insandır.
Bazen bir fikir, bir cesaret, bir sağlık hâli…
Bazen zihinsel berraklık, bazen de yıllardır aradığın yönü bir anda görebilmektir.
İnsan kendi varoluşuyla sahici bir bağ kurduğunda aklını, yeteneklerini, kalbini, ilişkilerini ve maddi dünyasını aynı merkezin çevresinde birleştirebilir. Çünkü dışarıda kurduğumuz hayat, içeride kim olduğumuzdan bağımsız değildir.
Bu yüzden hayatında sürekli tıkanan bir alan varsa yalnızca “Bunu nasıl düzeltebilirim?” diye sormak yetmez.
Şunu da sormalısın:
Ben burada kendime ait olan yolu mu yürüyorum?
Kapıyı çaldığını düşün:
“Tık tık… Zorlanmaktan, sürekli aynı yerde dönmekten yoruldum. Daha ferah, anlamlı ve bereketli bir hayata geçmek istiyorum. Kapı açık mı?”
Belki de cevap şudur:
Kapı açık. Ama parola sensin.
Senin doğan.
Yeteneklerin.
Değerlerin.
Hayata vereceğin şey.
Ve sana ait olan yol.
Bu yüzden hayatı değiştirmeye çalışmadan önce insanın kendisine dönmesi gerekir. Çünkü doğru soruyu bulduğunda cevap dışarıdan gelmeyebilir; yıllardır içinde taşıdığın, fakat henüz adını koyamadığın bir yerden yükselebilir.
Belki de hayatın en büyük zenginliği her şeye sahip olmak değil; kim olduğunu bilerek, neden burada olduğunu anlayarak ve sana ait yolu güvenle yürüyebilmektir.