Konya
Açık
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,6083 %0.16
56,4573 %-0.08
6.807,95 %1.06
KALEM VE KELÂM

KALEM VE KELÂM

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Asıl olan insanın gücü değil, gücünü taşıyan şahsiyetidir.

İnsanoğlunun en önemli ihtiyaçlarından biri, hemcinsleriyle anlaşmaktır. Bu anlaşma, basit seslerle başlayıp söz, yani kelâm ile gelişmiş; insanın çizim ve yazı aracı olarak kullandığı kalemle kemale ermiştir.

Kalem ve kelâm iç içedir. Aralarındaki bağ hem anlam hem de medeniyet tasavvurumuz bakımından oldukça güçlü ve derindir. Kelâm sözü ve konuşmayı, kalem ise sözü somutlaştırıp kalıcı hâle getiren aracı ifade eder. Aralarında ‘öz ve araç’, hatta ‘soyut ve somut’ ilişkisi vardır.

Büyük medeniyetlerin, özellikle Türk-İslam medeniyetinin dil bilimi ve yazı kültürünün temelini bu iki kavram oluşturur. Kelâm olmadan kalemin bir hükmü yoktur; kalem olmadan da kelâmın kalıcılığı ve nesilden nesle aktarılması mümkün değildir.

Hasılı, kadim medeniyet anlayışımızda kelâm ve kalem ayrılmaz bir bütündür. Kelâm ilahi iradeyi ve bilgiyi, kalem ise bu bilginin varlık âlemine yazılmasını ve kayda geçirilmesini simgeler.

Kur’an-ı Kerim’e her dokunuşum bende müthiş bir heyecan ve merak uyandırır. Bu heyecan, elifbaya başladığım günden bugüne, çok şükür, hiç eksilmeden devam etti.

Allah kelâmıyla hemhal olmam, Cumhuriyet döneminin ilk Türkçe tefsirli Kur’an meallerinden biri olan merhum Hasan Basri Çantay’ın üç ciltlik “Kur'ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm” adlı eseriyle başladı. Grup arkadaşlarımızla özet çıkararak Kutsal Kitabımızın hitabını anlamaya çalışmıştık.

Bu mealde, belki de arkadaşlarımızın yönlendirmesiyle, dikkatimi çeken hususlardan biri Rabb’imizin üzerine yemin ettiği kavramlar ve varlıklar olmuştu. Bunlardan biri de ‘Kalem’di. Kur’an-ı Hakîm’de yeminli ifadelere yer verilmesi, bizim algıladığımız biçimde, hitabın önemini ve ciddiyetini daha güçlü kavramamıza yönelikti elbette.

Kur’an-ı Kerim’de kalem, ilk vahyin daha başlangıcında zikredilmiş; ayrıca bir sureye ad olmuş ve ‘Nûn. Kaleme ve yazdıklarına andolsun…’ hitabıyla üzerine yemin edilmiştir.

Bu surede, özellikle 10–14. ayetlerde çizilen bozuk karakter tipi ve Allah Resulü’nün bu vasıfları taşıyan kimseler karşısında takınması gereken tavır dikkat çekicidir. Bu ayetler, hayatımıza yön verecek güçlü ahlâk ilkelerini ortaya koymaktadır.

Lafı daha fazla uzatmayalım. 

Kalem Suresinin 10–14. ayetlerinde dikkat çekici olan şu: Burada yalnız birtakım kötü huylar sayılmıyor; ahlâken çürümüş bir insan tipinin portresi çiziliyor. Üstelik sonunda çok önemli bir ikaz geliyor: Malı ve oğulları var diye ona itaat etme/boyun eğme. Yani servet, güç, çevre, nüfuz ve toplumsal mevki, kötü karakteri meşrulaştırmaz.

Ayetlerdeki sıralamayı bugünün insanına doğru açtığınızda olağanüstü bir toplumsal karakter tahlili ortaya çıkıyor: 

 

“Çok yemin eden, sözüne güven oluşturamadığı için yeminle kendisini inandırıcı kılmaya çalışan;

Kusur arayıp kınayan, başkasını küçülterek kendisini yükseltme sevdasında olan;

Lâf taşıyan, insanların ve toplumun arasını bozan;

Hayrı engelleyen, iyiliğin önünü kesen;

Saldırgan, hakkın sınırlarını aşan;

Günaha/kötülüğe dadanmış, yanlışı artık alışkanlık ve karakter hâline getiren;

Kaba ve haşin, gücünü nezaket ve merhametten yoksun biçimde kullanan insanlara, 

Evlat ve malları vardır diye boyun eğme!”

Bugünün diliyle bunu yalnız “mal ve evlat” olarak değil, servet, makam, şöhret, nüfuz, taraftar, çevre, medya gücü, siyasi veya ekonomik kudret şeklinde düşünemez miyiz? Çünkü önce karakter anlatılıyor, ardından insanın böyle birine neden boyun eğme tehlikesi yaşayabileceğinin cevabı geliyor: Güç!

Evet;

Malı var diye değil…

Makamı var diye değil…

Çevresi, şöhreti, kudreti var diye değil…

İnsana, önce ahlâkına bakarak değer ver!

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız