MİLLÎ MÜCADELE DESTANINDA AKŞEHİR V
Türk ordusunun elindeki en önemli silahlardan biri artık sırdı.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz için gerekli hazırlıkların tamamlanması emrini verdikten sonra Ankara'ya dönmüştü. Taarruz kararı son derece dar bir çevrenin bilgisi dâhilindeydi.
Ankara'da ise bambaşka bir hava vardı.
Ordunun uzun zamandır hareketsiz kalmasını eleştirenler, onun taarruz gücünü kaybettiğini söyleyenler, bekleyişin felakete yol açacağından endişe edenler vardı. Bu olumsuz hava zaman zaman Millî Mücadele'ye yürekten inananlarda bile tereddütlere yol açıyordu.
Fakat Başkomutan ne yapacağını biliyordu.
Üstelik ordunun hareketsiz olduğu yönündeki kanaat, düşmanın yanıltılması bakımından Türk tarafının işine de yarıyordu. Artık Ankara'dan ayrılma zamanı gelmişti.
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz'a gidişini daha sonra anlatırken Ankara'dan ayrılışının birkaç kişi dışında herkesten gizlendiğini, kendisi Ankara'daymış gibi davranılmasını istediğini ve hatta Çankaya'da bir çay ziyafeti vereceğinin gazetelerde ilan edildiğini anlatır.
Ankara'dan trenle değil, otomobille ayrıldı. Tuz Gölü üzerinden Konya'ya geçti. Konya'ya varır varmaz burada bulunduğunun duyulmaması için telgraf haberleşmesini kontrol altına aldırdı.
Her şey büyük bir gizlilik içinde yürütülüyordu.
Ve nihayet:
20 Ağustos 1922 günü saat 16.00'da Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Akşehir'deki Batı Cephesi Karargâhındaydı.
Artık tarihî kararın zamanı gelmişti.
Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ile yaptığı kısa görüşmenin ardından 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana taarruz edilmesi emrini verdi.
20/21 Ağustos gecesi Birinci ve İkinci Ordu komutanları da Akşehir'deki Batı Cephesi Karargâhına çağrıldı.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'nın da bulunduğu toplantıda taarruz planı harita üzerinde bir harp oyunu şeklinde ele alındı.
Aylar boyunca hazırlanan plan artık uygulanacaktı. Stratejik ve taktik baskına dayanan taarruzda gizlilik son ana kadar korunacaktı.
Mustafa Kemal Paşa'nın ifadesiyle hareketlerin gece yapılması, birliklerin gündüzleri köylerde ve ağaçlık bölgelerde gizlenmesi; düşmanın dikkatini asıl taarruz bölgesinden uzaklaştırmak için başka bölgelerde de benzer faaliyetler yürütülmesi emredilmişti.
Akşehir'de dokuz ay boyunca sürdürülen hazırlıkların sonuna gelinmişti.
Şehir, alınan bütün gizlilik tedbirlerine rağmen büyük bir hareketliliğin farkındaydı. Aylardır bağrında misafir ettiği komutanların, subayların ve askerlerin davranışlarından büyük günün yaklaştığını hissediyordu.
Fakat Akşehir'e düşen, aylardır yaptığı gibi yine sabretmek ve sırrı saklamaktı.
İbrahim Hakkı Konyalı'nın anlattığına göre son günlerde Akşehir'de yalnız askerî hazırlıklar yaşanmıyordu. Komutanlar Ulu Cami'de okunan mevlide katılmış, Nasreddin Hoca'nın türbesini ziyaret etmişlerdi. Konyalı, Birinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa'nın mevlit sırasında duyduğu heyecanı gözyaşlarıyla dışa vurduğunu anlatır.
Yaklaşan büyük mücadele, artık yalnız karargâh odalarına ve harp haritalarına sığmıyordu.
Bir millet ordusuyla beraber dua ediyor, bekliyor ve hazırlanıyordu.
Ve 24 Ağustos 1922...
Batı Cephesi Karargâhı taarruz bölgesine doğru hareket edecekti.
Her şeyin bir sonu olduğu gibi, bu büyük birlikteliğin de sonu gelmişti. Şimdi veda zamanıydı.
İbrahim Hakkı Konyalı, o günü Akşehir'in en heyecanlı günlerinden biri olarak tasvir eder.
Akşehir-Afyon yolu üzerindeki binaların damları ve sokak başları, aylardır şehirde misafir edilen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'yı, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'yı ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'yı uğurlamak isteyen insanlarla dolmuştu.
Karargâh binasının önünde büyük bir kalabalık vardı. Komutanlar birer birer şehirden ayrıldılar.
Sonunda İsmet Paşa da karargâhtan çıktı. Alkışlar arasında otomobiline bindi; yanında Kurmay Başkanı Asım Bey vardı.
Ve otomobil hareket etti... Alkışlar, gözyaşları ve dualar birbirine karışmıştı.
Konyalı'nın tasvirinde beyaz yaşmaklı Akşehirli kadınların hâli özellikle dikkat çekicidir. Aylardır bağırlarına bastıkları, artık kendi evlatlarından bir parça saydıkları asker ve komutanları cepheye uğurlarken ağlıyorlardı.
Avuçlar zafer için duaya açılıyordu.
Minarelerden salâlar yükseliyordu.
Batı Cephesi Karargâhı taarruz bölgesine doğru hareket edecekti.
Fakat bu, sıradan bir vedalaşma değildi.
Şehir, nereye gittiklerini biliyordu.
Niçin gittiklerini de biliyordu.
Geri döneceklerinden ise emin olmak istiyordu.
24 Ağustos 1922 günü Akşehir, Büyük Taarruz'u yalnız uğurlamadı; duasını, ümidini ve dokuz aylık emeğini de onunla birlikte Kocatepe'ye gönderdi.