Konya
Açık
31°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
ÜLKE GÜNDEMİNE DÖNDÜM

ÜLKE GÜNDEMİNE DÖNDÜM

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

‘Allah’ın Hitabını Gürültüye Boğmak’ başlıklı son yazıma yapılan yorumların arasında bir okurumuz:

“İdris Hocam ülkede emeklinin, asgari ücretlinin sorunları varken, hukuk yerle bir olmuşken, icra dosyaları tavan yapmışken, şimdi ezan sesinin ses düzeyini mi konuşalım?” demiş ve ‘Biraz ülke gündemine dönün lütfen.’ ricasında bulunmuştu. Oysa yazı ezanla ilgili değildi.

Lafı eveleyip gevelemeden söyleyeyim. Kırk yıla yakın bir zamandır yazmaya çalışırım. Ülkemiz gündeminden kopuk, “lâf olsun torba dolsun” cinsinden yazılar yazmaktan kaçındım. Bizim derdimiz; millet, ülke, devlet, ümmet ve insanlık oldu daima.

Gerek gazetelerde gerek sitelerde, hatta sosyal medyada yazılarım için açılan sayfa ya da sütunları bir emanet olarak telakki ederim. Bu tertemiz alanları şahsi beklentilerim, ikbal kaygım veya kinim için karalayıp kirletmekten hep kaçındım.

Elbette bilir ve kabul ederim ki ister yazılan ister söylenen olsun, her söz doğru anlaşılmaya da yanlış anlaşılmaya da müsaittir. Üstelik bundan çok korktuğumu her zaman dile getirir ve olabildiğince yanlış anlaşılmaya yol açacak ifadelerden kaçınırım.

Lâkin her söz, muhatabı tarafından aynı biçimde anlaşılmaz. Anlama olgusunda da insanın eğilimleri, istekleri, ilgileri ve ihtiyaçları, hatta zevkleri devreye girer. Yorum yapan kardeşimizin de bu yazıya verdiği tepki ve ricasını bu çerçevede kabul ediyorum.

Haydi, kendisine verdiğim cevabı da yazayım:

Gelir düzeyi ne olursa olsun, eline tasarruf edebileceği bir miktar para geçen insanımızın önemli bir kısmı altına yöneliyor, bu bir. İki, belli bir varlığa sahip olanlar parasını faize yatırıyor. Üç, memur ya da orta direk tabir edilen kesim yatırım amaçlı ikinci daire, ikinci araba peşinde.

Ha bir de eğitimini tamamladığı hâlde üretime ve çalışma hayatına katılmayan, ailesinin imkânlarıyla yaşamayı tercih eden gençleri hesaba katın. Bu gençlerin geçimini de çoğu zaman yukarıda ekonomik sıkıntılarından söz ettiğimiz aileler sağlıyor. Bu da dördüncüsü…

Bizim yurt dışında yakınlarımız var. İngiltere, Almanya, Fransa… Herhangi bir rahatsızlıkları oldu mu Türkiye’ye koşuyor. Anlattıklarına göre orada altmış yaşında emekli olmazmış. Emeklilerin yaş ortalaması yetmişin üzerindeymiş. Türkiye’de emeklilerin yaş ortalamasını da rica etsem, bu konulara kafa yoran biri olarak araştırıp yazarsan sevinirim. Bu arada bir hususu ayırmak gerekiyor: “Emeklilerin yaş ortalaması” ile “ortalama emeklilik yaşı” aynı şey değildir.

Ayrıca, kusura kalma. Benim yazdığım problem orada da belirttiğim gibi, cami cemaatine aitti. Bu konuyu dile getirmemizi lütfen bize çok görme.”

Altın biriktirme ve faiz karşılığı para alıp satma işine itiraz hakkımı saklı tutuyorum. Ancak, konut alımına hiçbir itirazım olmaz. Herkesin aile mahremiyetini koruyabileceği; huzur, şeref ve izzet içinde yaşayabileceği bir konutunun olmasını herkesten fazla isterim. Zaten belirttiğim gibi, buradaki kastım yatırım amaçlı ikinci, üçüncü konut ve araç alımıdır.

Siz iyi bilirsiniz, iktisatçı değilim. İktisatçı olmayışım ekonomi alanında fikir beyan edemeyeceğim anlamına da gelmez. Dünyanın her yerinde insanlar okuduklarından, gördüklerinden ve yaşadıklarından bilgi toplar, kanaat edinir; bunları kendi bilgi ve birikimleri ölçüsünde dile getirir...

Bir kere, hangi iktisadi sistem olursa olsun, hepsinin temelinde hakkaniyet ve adalet bulunmalıdır. Temel anlayışımız, insanların haksız yollarla birbirlerinin mallarına el koymaktan kaçınması esasına dayanır. Bunu yapan ister fert, ister kurum, isterse en geniş manada devlet olsun, hüküm değişmez. Ancak kapitalist, İslâmi veya Marksist bir ekonomik düzende bu hakkaniyeti sağlayacak düzenlemeyi kim gerçekleştirecek; bunu kimin adına ve yararına yapacak?

Bana göre asıl mesele de budur: Sistemin adı ne olursa olsun, iktisadi düzen insanın hakkını ve emeğini koruyamıyorsa adalet üretmiyor demektir.

Sadece misal olsun diye söylüyorum. Herhangi bir ülkeyle kıyaslamayı boş verin. Ülkemizde aynı işi yapan kamu görevlilerinin maaşı yetmiş bin lira olsun. Bu maaş kime göre az, kime göre çok? Bu maaşın karşılığında kim ne kadar emek, enerji ve zaman harcıyor?” sorularına verilecek cevabı her şeyden önemli görürüm.

Meselem, aynı işi yapanların aynı ücreti alması değil; aynı ücret karşılığında üstlenilen sorumluluğun aynı ölçüde yerine getirilip getirilmemesidir. Üstelik çoğu zaman aynı işte yetersiz ve verimsiz çalışanların itirazı, yaygarası ve feveranı diğerlerinden çok daha fazla olabiliyor. Haydi, gel de hakkaniyet terazisini kur!

Bir çalışanın aldığı ücret karşılığında üstlendiği sorumluluğu yerine getirmesi de aslında hep üzerinde durduğumuz ahlâk ve hakkaniyet meselesidir.

Son bir söz daha: İktisatta vazgeçilmez bir prensibim vardır: “İşi üret, parayı yönet.”  Para, üretimden kopup kendi başına kazanç vasıtasına dönüştüğünde ekonomik denge de toplumsal denge de bozulmaya başlar.

Demek ki ülke gündemi yalnız maaş, enflasyon, faiz ve icra dosyalarından ibaret değil. İnsanın hakkı, emeği, çalışma ahlâkı, üretimi, tüketimi; hatta ibadethanesinde huzur içinde Allah’ın kelâmını dinleyebilmesi de bu ülkenin gündemidir. Farkındasınız, bir zorlamayla ülke gündemine dönmüş değilim.

Konuyu iktisadi hayatımızın vazgeçilmezi, her daim yaptığımız bir dua ile bitirmiş olayım.

Ya Rabbi! Her ne kazanırsam helâlinden kazanmayı ve her daim haramdan uzak kalmayı bizlere nasip eyle. Âmin…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız