BİR ÖMRE BİRDEN FAZLA HAYAT SIĞAR MI?
Kıymetli okurlarım insan ömrünün uzadığı, Sosyal Güvenlik Kurumunun ödeme yükünün ağırlaştığı hepimizin bildiği bir gerçek. Peki insan ömrü bu kadar uzarken insanlar yaşamaya değer bir şeyler yaptıklarını düşünüyorlar mı? Yoksa sadece doğup, büyüyüp, ölerek; karbon ayak izi bırakıp yiyip, içip, doğayı kirletip dünyadan ayrılıyor, tekâmül basamaklarını yükseltemiyorlar mı? Aslında birçok emeklinin yeniden çalıştığı haberlerini sıkça duymaya başlamak bu yazıyı kaleme almamı sağladı. Kendim de emekli ve çalışan biri olarak mecburiyetler mi yoksa amaçlar mı bizi çalışmaya sevk ediyor diye düşünürken biraz çerçevenin dışına taşan bu yazıyı kaleme almış bulundum. Keyifli okumalar dilerim.
Bundan yüz yıldan biraz daha uzun süre önce doğumda yaşam beklentisinin yaklaşık 30 yıl civarında olduğu tahmin ediliyor. 1900’lerde ise dünyada ortalama yaşam beklentisi 32 yıldı. 2023'te ise 73 yıla ulaştı. Elbette bu değişimde çocuk ölümlerindeki büyük düşüşün payı önemli. Ama dönüşüm bundan ibaret değil, insanlar artık hayatın hemen her aşamasında daha uzun yaşıyor. Kanaatimce çağımızda artık tek bir nihai amaç yeterli değil gibi görünüyor. Çünkü neredeyse 32 yıl ömrü olan bir insanın hayatını üç kez yeniden yaşayacak kadar fazla kalıyoruz bu alemde. Gelişen teknoloji ve tıp bilimi insanın ömrünü uzatırken onu bir kıskaca da sokuyor. Hep aynı çizgide yaşayıp durmak, yeni insanlar tanımadan, yeni yerler görmeden, yeni şeyler öğrenmeden yaşamak insanların bunalmış hissetmelerine sebebiyet veriyor. Bizim uzun hayatlarımız yeni amaçlar bulmayı ve birkaç kez başa dönüp tekrar tekrar yola çıkmayı gerektiriyor.
Daha uzun hayatlar, yalnızca daha fazla zamana sahip olmak değil, kendimizi, kariyerimizi ve hayatımıza verdiğimiz anlamı birkaç kez yeniden kurma sorumluluğunu da üstlenmek demek. Yıllarca hayatı belirli aşamalardan oluşan bir yolculuk olarak gördük. Önce eğitim, sonra çalışma hayatı, ardından emeklilik ve nihai son. Bugün ise bu sınırlar eskisi kadar net görünmüyor.
“Öğrenmenin yaşı yok” sözünü belki biraz daha özümsemenin zamanı geldi. Kariyer değiştirmenin de yeniden öğrenci olmanın da yaşı yok. Yeni bir beceri kazanmak, farklı bir uzmanlık alanına yönelmek ya da yıllardır yaptığınız bir işi başka bir gözle yeniden değerlendirmek birçok alanda yeni normal haline geliyor.
Son yıllarda kariyerinin belirli bir noktasına gelmiş, önemli deneyimler kazanmış insanların yeniden öğrenci olmayı seçtiğine tanık oluyoruz. Kimi yeni teknolojileri anlamak için eğitimlere katılıyor, kimi yıllardır çalıştığı alanın dışına çıkıp farklı bir uzmanlık geliştiriyor, kimi ise kariyerinde tamamen yeni bir sayfa açıyor. Açıkçası etkilenmeye değer olan şey, öğrenmeye ne kadar istekli oldukları.
Bizim nesil, içine doğduğumuz dünyanın öğretilerine uygun olarak çalışma hayatını “bir kerelik” tekdüze bir tırmanış gibi düşündük: Eğitim, kariyer, emeklilik. Sanki taşınacağı belli olan tek bir kaya, çıkılacak tek bir tepe ve sonunda tamamlanacak tek bir görev vardı. Lineer bir yaşam, ama artık yaşam lineer akmıyor, insan ömrü başladığı yerde bitirilecek kadar kısa değil, dümdüz bir yaşam sürmek için fazla uzun. Ama bu uzun ömrü sürekli aynı şeyleri yaparak, dimağının sınırlarının farkındalığını deneyimlemeden, yeni şeyler öğrenmeden, öğretmeden, insanlara dokunmadan, birilerinde kalıcı güzellikler yaratmadan geçirmeninse tam bir israf olduğu kanaatindeyim.
Hayatımızı bitirilmesi gereken bir görev ya da taşınması gereken bir yük olarak görmemeliyiz. Daha uzun ve sağlıklı yaşama imkânı herkese eşit ölçüde sunulmasa da insanlığın kazandığı ilave yıllar büyük bir imkân. Bu imkân, ancak ona anlam vermek için aktif bir çaba gösterdiğimizde gerçekten bir hediyeye dönüşebilir. Bu güzel hediyeyi harisçe harcamak yerine, değer katarak, insana dokunarak, ruha şifa vererek değerlendirmek gerek.
Belki de bu yüzden uzun bir hayatın en önemli sorusu, ne kadar uzun çalışacağımız değil; farklı dönemlerinde ne için çalışacağımızdır. Bir dönem deneyimin en büyük avantajımız olduğunu düşünürdük. Bugün ise deneyimin yanında başka bir şeye daha ihtiyaç duyuyoruz. Nedir bu derseniz? Merak duygusunu koruyabilmeye. Ya da başka bir isimle öğrenme zevkini tadabilmeye...
Eğer zamanı farklı kullanma imkânımız olursa, onu neye ayıracağız? Daha çok çalışmaya mı? Daha çok üretmeye mi? Yoksa bugüne kadar ertelediğimiz meraklarımızın peşinden gitmeye, yeni şeyler öğrenmeye, farklı deneyimler yaşamaya ve potansiyelimizi daha fazla gerçekleştirmeye mi? İşte burada kendimizin en iyi versiyonunun ne olduğu merakı bizim pusulamız olacak.
Bence yeniden başlamayı zorlaştıran şey bilinmezlik değil. Kendimizi belirli bir kimlikle tanımlamış olmamız. Tanımlanmış, yıllarca gösterilen çabayla elde edilen bu kimlikten vazgeçebilme cesareti gösterememek. Bu yüzden yeniden başlamak çoğu zaman yeni bir şey öğrenmekten çok, kendimize yeni bir ihtimal tanımak anlamına geliyor. Yeni adımlar atmaya cesaret edemeyen insanlar ise kendinin yeni versiyonuna inanmayan ya da cesaret edemeyenler oluyor. Güç bela elde ettiği statüyü korumak uğruna heba olan ömürler karşımıza çıkıyor.
Gelecekte fark yaratacak olan da tam olarak bu cesaret olabilir. Bugüne kadar yaptıklarımızla gurur duymak ama onlara sıkışıp kalmamak. Deneyim sahibi olmak ama merakı kaybetmemek. Hayatı tek bir kariyer ya da tek bir kimlik üzerinden değil, farklı dönemleriyle birlikte düşünebilmek. Önümüzde belki de her zamankinden de daha uzun bir hayat var. Bu da bize sadece daha fazla yıl değil, daha fazla ihtimal sunuyor. Bu ihtimalleri değerlendirebilmek ise sadece bir adıma bakıyor.
Eskilerin dediği gibi bir kapı kapanmadan, başkası açılmazmış...Yeni kapılar çalabilme cesareti ve doygunluğu ise ömrümüze anlam kazandırabilecek eşiği aşmanın tek formülü kanaatimce. Asıl soru kaç yıl yaşayacağımız değil, o yılların içine kaç anlamlı hayat sığdırabileceğimiz.
Sağlıklı, anlamlı ömürler dilerim...