Peygamberler İnsanlardan Ne İstemişti?
Kur'an-ı Kerim’in anlatım sistemi, modern eğitim biliminde önem verilen birçok yöntemi, asırlar önce başarıyla kullanan, kendine özgü ve bütüncül bir eğitim metodudur.
Bir eğitimci olarak söylemiş olayım. Kur'ân-ı Kerîm, sadece ne söylediğiyle değil, nasıl söylediğiyle de dikkat çeken ilahî bir hitaptır. Onun anlatım yöntemi, klasik bir tarih kitabı, hukuk metni veya felsefe eseri gibi değildir. İnsanın aklına, kalbine, vicdanına ve iradesine aynı anda hitap eden çok katmanlı bir anlatım tekniği kullanır.
Kur'an-ı Kerim'in en etkili anlatım yollarından biri olan kıssalarda peygamberlerin hayatlarından kesitler aktarılır. Ancak amaç tarih anlatmak değildir; olayların içindeki ibreti, ahlâkî ve imanî dersleri göstermektir.
Benim zihnimi meşgul eden en önemli soru: “Peygamberler insanlardan ne istemiş; kavmi/ halkı bu istekler karşısında nasıl bir tavır takınmış, ne gibi tepkiler göstermiştir?” Sık sık bu kıssalara döner, uzun uzun konu üzerine kafa yorarım.
Kur'an'ın bu eğitim yöntemlerini en belirgin şekilde gördüğümüz kıssalardan biri de Hz. Şuayb'ın kıssasıdır.
Şuayb Peygamber'in kıssası, sadece geçmişte yaşamış bir kavmin hazin sonunu anlatmak için Kur'an-ı Kerim’de yer almaz. O kıssa, her çağın insanına yöneltilmiş ilâhî bir uyarıdır. Çünkü toplumları ayakta tutan da yıkan da sahip oldukları servet, askerî güç veya görkemli şehirler değildir. Asıl belirleyici olan; hakka bağlılıkları, adalet anlayışları ve ahlâkî duruşlarıdır.
Rivayetlere göre, Şuayb (a.s.) Hz. İbrahim ve Musa dâhil birkaç peygamberle ya akraba ya da hısımı olarak gösterilir.
Şuayb Peygamber kavminden ne istemişti ki böylesine sert bir tepkiyle karşılaştı? Onlardan servet mi istedi? Makam mı istedi? Saltanat mı istedi? Hayır...
O, ne insanların malına göz dikti ne de onların hürriyetine… Sadece Allah'a kullukta bulunmalarını, hak ve hukuka riayet etmelerini, ölçü ve tartıda dürüst olmalarını, güçlerini zulüm ve sömürü aracı hâline getirmemelerini istedi.
Fakat tarih bize gösteriyor ki, hakikatin çağrısı ne kadar berrak olursa olsun; çıkarlarını adaletin önüne koyan toplumlar, peygamberlerin sesine kulak vermek yerine onları susturmayı tercih etmiştir.
İşte Şuayb Peygamber'in kavmine yaptığı başlıca uyarılar:
1. Sadece Allah’a kulluk edin. Kendinize Allah’tan başka tanrılar edinmeyin.
2. Ticari hayatınızda asla hile yapmayın, ölçüyü ve tartıyı tam yapın, hayatınızın hiçbir alanında adaletten ayrılmayın.
3. Sahip olduğunuz imkânlarla başkalarının mallarına haksız yere el koymaktan vazgeçin.
4. Gücünüzü mazlum, masum, garip, fakir fukarayı ezmek ve onları sömürmek için kullanmayın.
5. İnsanları birbirine düşürmeyin, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.
6. Zor ve tedhiş yoluyla inananları Allah yolundan alıkoymaya kalkışmayın.
7. Hak yolda giden insanları kendi yollarından saptırmayın.
Şuayb Peygamber'in daveti aslında son derece açık, sade ve insan fıtratına uygundu. O, kavmine yeni bir hayat tarzı teklif etmiyor; insanı insan yapan, toplumları ayakta tutan temel değerleri yeniden hatırlatıyordu.
Dikkat edilirse, Hz. Şuayb’ın istediği şeyler ne ulaşılması güç hayallerdi ne de insan tabiatına aykırı taleplerdi. O, Allah'a kulluk eden, hak ve hukuku gözeten, ticaretinde dürüst davranan, gücünü adalet için kullanan, insanların canını, malını ve inancını güvence altında tutan bir toplum istiyordu.
Kısacası, medeniyetin temelini oluşturan ahlâkî ilkeleri yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyordu. Peki, böylesine makul, vicdanın da tasdik edeceği bu çağrı karşısında kavmi ne yaptı?
Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Şuayb Peygamber aramızda olsaydı, bizi hangi konuda uyarırdı? Ölçü ve tartıda dürüst olmaya mı? Hak ve hukuka riayet etmeye mi? Gücü zayıfı ezmek için değil, adaleti hâkim kılmak için kullanmaya mı? Yoksa inancı ve düşüncesi sebebiyle insanlara baskı yapmaktan vazgeçmeye mi? Belki de bunların hepsini.