ÖLÜM ve SONSUZLUK

Var olabilmek sizce bu kadar basit ve kolay olabilir mi? Oldu bittinin çok daha ötesinde bir şeyler yok mu sahi? Niye doğduk? Niye öleceğiz? Ne için yaşıyoruz? Bunca ikram, bunca ödül, özünde kötülük olan bir varlık için fazla değil mi? O halde son denilen şey ne? Gerçekten de her son, başka bir öykünün başlangıcı mı? Neden gerçek manada ölemiyoruz? Neden kimse en başında olanı, yani yokluğa gitmek istemiyor. Üstelik bu dayanılmaz acılara gebe olsa bile…

Sahi ölüm neden var? Ya da sonsuzluk… Belki de ikisi, aynı kökten gelmiş, fikir ayrılığına düşmüş akrabalardır. Kim bilir!
Yine yanıtı olmayan, bir sonuca bağlanmayan bir yazı oldu. Zaten hayatın kendisi de böyle değil mi?
Bazen giderek derinleşiyor düşüncelerim. Öylesine derinleşiyor ki kimse kalmıyor dışarıda. Her şey aklımın bir yerinde öğütülüyor sanki. Ve şöyle diyorum.
Ne ölüm var ne son ne de sonsuzluk. Sadece dönüşüm var. Kafka kadar olmasa da dönüşüyoruz her yeni gün. Bazen bir mutsuza, bazen sırılsıklam bir aşığa. Bazen de intihara meyilli bir kaybetmişe. Sonra bir bakıyoruz saate gece olmuş. Yine geç olmuş. Yine uyuyoruz geceye, sonunda sabah olmak için. Bazılarımız başarıyor bunu. Bazılarımız gecede kalıyor. Sonsuza dek…
Eyüp TORU