Gerçek Makam
Ne gariptir ki insanlar çoğu zaman birbirlerinin isimlerini, mesleklerini ve sahip olduklarını öğrenmeye çalışır; fakat kimse birbirinin kalbinin ne kadar yorulduğunu, vicdanının ne kadar büyüdüğünü, ruhunun hangi fırtınalardan geçerek bugüne ulaştığını merak etmez. Oysa insanı insan yapan tam da görünmeyen bu yolculuktur. Bir ağacın heybeti köklerinden gelir. Dalları göğe uzansa da toprağa tutunamayan bir ağaç ilk fırtınada devrilir. İnsan da böyledir. Dışarıdan ne kadar güçlü görünürse görünsün, ruhunu besleyememişse ilk öfkesinde, ilk hırsında, ilk kibir rüzgârında savrulmaya mahkûmdur. Gerçek güç, sesini yükseltebilmekte değil; öfkesini alçaltabilmektedir. Gerçek zenginlik, sahip olduklarını göstermek değil; sahip olduğu güzel ahlakı kaybetmemektir. Bugün insanların birbirine bıraktığı en ağır yüklerden biri, düşünmeden söylenen sözlerdir. Bir yargı, bir iftira, bir küçümseme… Dilden çıkan her kelime, önce onu söyleyenin ruhuna dokunur. Çünkü insanın cümleleri, karakterinin sessiz tercümanıdır. Kalbi daralanın dili de daralır; vicdanı büyüyenin cümleleri ise kimseyi incitmeden yol alır. Olgunlaşmamış bir ruh, sürekli kusur arar. Çünkü başkasının eksiklerini konuşmak, kendi eksikleriyle yüzleşmekten daha kolaydır. İnsan henüz kendini tanımıyorsa, başkalarını yargılamayı marifet sanır. Oysa olgunluk, başkalarının hatalarını büyütmek değil; kendi hatalarının karşısında sessizce durabilme cesaretidir. En zor hesaplaşma, aynaya bakarken yaşanandır. İnsan ruhu geliştikçe sesi değil, sözü güzelleşir. Bakışı sertleşmez, derinleşir. Kalabalıkların içinde bile kimseyi ezmeye çalışmaz. Çünkü bilir ki yükselmek, başkalarını aşağıda bırakmak değildir. Asıl yükseliş, kimsenin omzuna basmadan yürüyebilmektir. Bir kalbi kırmadan haklı olabilmek, incitmeden doğruları söyleyebilmek ve affedebilecek kadar güçlü olabilmek… İşte ruhun gerçek eğitimi budur. Hayat herkese aynı mevsimleri sunmaz. Kiminin yolu çiçeklerle süslenirken, kimi dikenlerin arasından yürümek zorunda kalır. Fakat hangi yoldan geçerse geçsin, insanın ruhunda taşıdığı iyilik solmuyorsa, hiçbir fırtına onu eksiltemez. Çünkü olgunluk, şartların değil; karakterin eseridir. Merhamet de bu yolculuğun en güzel meyvesidir. İnsan, başkasının gözyaşını kendi acısı gibi hissedebildiğinde biraz daha büyür. Bir yabancının derdini dinlediğinde, kırılan bir gönlü onarmaya çalıştığında, affetmenin yükünü omuzlayabildiğinde ruhuna yeni bir pencere açılır. Dünya belki değişmez ama insan değişir. Ve bazen bütün dünyanın değişmesi için tek bir insanın değişmesi yeterlidir. Ne yazık ki çağımız, görünmenin değer gördüğü; olmanın ise unutulduğu bir çağ hâline geldi. İnsanlar alkışlanmayı, anlaşılmaktan daha çok istiyor. Beğenilmek uğruna karakterinden vazgeçenler, güçlü görünmek uğruna vicdanını susturanlar çoğalıyor. Oysa insanın en sessiz tarafı, en gerçek tarafıdır. Kimsenin görmediği yerde nasıl davrandığı, kimsenin duymadığı yerde neler söylediği, kimsenin bilmediği anlarda vicdanıyla nasıl baş başa kaldığı… İşte gerçek makam oradadır. Çünkü makam, insanın oturduğu koltuk değildir. Makam; öfkesine hâkim olabildiği andır. Kırılmasına rağmen incitmediği zamandır. Eline fırsat geçtiğinde adaletten vazgeçmediği duruştur. Kimse görmezken bile doğru olanı yapabilmesidir. Bunları başarabilen bir insanın, üzerinde hiçbir unvan yazmasa da yüreğinde taşıdığı makam herkesten daha yüksektir. Gün gelir, isimler unutulur. İmzalar silinir. Koltuklar başka insanlara kalır. Alkışlar diner, kalabalıklar dağılır. Hayat, insandan aldığı her şeyi bir gün geri ister. Fakat geri isteyemeyeceği tek şey, insanın ruhunda büyüttüğü olgunluktur. Çünkü gerçek makam; insanların verdiği bir paye değil, vicdanın hak ettiği bir mertebedir. Oraya ne torpille çıkılır ne de servetle ulaşılır. O makamın kapısını yalnızca güzel ahlak açar. İnsan, ruhunu kibirden arındırabildiği, yargılamak yerine anlamayı seçebildiği, kırmak yerine onarmayı öğrendiği gün, hayatın ulaşılabilecek en yüksek yerine varmış olur.
Belki de ömrün en büyük başarısı, ardında büyük binalar, büyük servetler ya da büyük unvanlar bırakmak değildir. Asıl başarı; geride, “İyi bir insandı.” dedirtecek kadar temiz bir kalp bırakabilmektir. Çünkü zaman, her makamı eskitir; fakat olgun bir ruhu asla yaşlandıramaz. Sevgili okurlarım, bu satırları tamamlarken sizlere bir soru bırakmak istiyorum: Günün sonunda geriye gerçekten ne kalıyor? Sahip olduklarımız mı, yoksa kalplerde bıraktığımız izler mi? Belki de cevap, hepimizin sessizce verdiği yaşam mücadelesinin içinde saklıdır. Bir sonraki yazıda yeniden buluşuncaya kadar, ruhunuzu incelten güzellikleri çoğaltmanız, kalbinizi merhametten uzak bırakmamanız ve sizi siz yapan değerlere sımsıkı sarılmanız dileğiyle…
Hoşça kalın. Gerçek makamın, insanın ruhunda yükselen o sessiz ama en kıymetli mertebe olduğunu hiç unutmayın.