Bir Kibrit Çöpüyle Geleceğimizi Mi Kül Ediyoruz?
İlk bakışta basit bir temizlik veya tarımsal bir rutin gibi görünen bu eylem, aslında hem toprağımızın biyolojik kalbini durduruyor hem de ülke ekonomisine telafisi imkânsız darbeler vuruyor. Şehirlerde yaşayan bizlerin sadece uzaktan izlediği bir duman gibi görünen bu mesele, aslında markette aldığımız ekmeğin fiyatından soluduğumuz havanın kalitesine kadar hepimizin hayatını doğrudan etkiliyor.

Anız yakma işlemi, genellikle mısır, buğday ve arpa gibi tahıl hasatlarından sonra tarlayı yeni ekim dönemine en hızlı ve en ucuz şekilde hazırlamak amacıyla yapılır. Çiftçilerimiz, tarlada kalan sert sapların sonraki ekimde pulluğun çalışmasını zorlaştırdığına, tohum yatağının düzgün hazırlanmasını engellediğine inanır. Bununla birlikte, toprakta kalan zararlı böceklerin, hastalık etmenlerinin ve yabancı ot tohumlarının ateşle yok edileceği yönünde çok eski ve yanlış bir inanış da yaygındır.
Mazot fiyatlarının ve işçilik maliyetlerinin yüksek olduğu bir ekonomik iklimde, tarlayı traktörle tekrar tekrar sürerek temizlemek yerine bir kibrit çakarak temizlemek, kısa vadede pratik bir "çözüm" gibi görünüyor. Ancak bu yaklaşım, toprağın uzun vadeli sağlığını hiçe sayan büyük bir yanılgının ürünüdür.

Ateşin tarlaya değdiği an, toprağın canlı olan üst tabakasının da ölüm fermanı imzalanır. Toprak, yalnızca taş ve çamurdan ibaret cansız bir kütle değildir; içinde milyarlarca mikroorganizmayı, solucanı, mantarı ve faydalı bakteriyi barındıran yaşayan, nefes alan bir ekosistemdir. Anız yakıldığında, toprağın ilk 5-10 santimetresindeki sıcaklık yüzlerce dereceye ulaşır. Bu yıkıcı ısı, toprağa verimlilik kazandıran tüm canlı organizmaları yok eder. Daha da önemlisi, toprağın su tutma kapasitesini artıran, onu bir sünger gibi nemli tutan "organik madde" (humus) miktarı tamamen küle dönüşür.
Organik maddesini kaybeden toprak betonlaşır, sertleşir ve su geçirgenliğini kaybeder. Bir sonraki yağmurda su toprağa işleyemez ve en değerli üst tabakayı akıtıp götürür; yani anız yakmak, erozyona bizzat davetiye çıkarmaktır. Su tutamayan toprak, kuraklık riskine karşı tamamen savunmasız hale gelir.
Anız yangınlarının yarattığı tahribat sadece toprak yüzeyinin altında kalmaz; yeryüzünde ve gökyüzünde yaşam mücadelesi veren binlerce canlıyı da doğrudan hedef alır. Tarım arazileri, göründüğünün aksine sadece bitki yetiştirilen alanlar değil; kuşlar, memeliler, sürüngenler ve milyonlarca böcek türü için devasa birer yaşam koridorudur. Bir kibrit çakıldığında, bu tarlalar saniyeler içinde birer canlı mezarlığına dönüşür.
Özellikle hasat dönemi, pek çok kuş türünün ikinci kuluçka dönemine veya yavrularının henüz uçmayı öğrenemediği hassas zamanlara denk gelir. Tarlada yuva yapan tarla kuşları, çil keklikler ve toy kuşlarının yuvaları, yumurtaları ve yavruları alevler arasında tamamen kül olur.
Kaplumbağalar, kirpiler, tarla fareleri, kertenkeleler ve kurbağalar gibi hareket kabiliyeti sınırlı olan yaban hayvanları, hızla yayılan alev dalgasından kaçamazlar ve canlı canlı yanarak can verirler.
Doğal dengenin en önemli unsurları olan ve tarım zararlılarıyla beslenen uğur böcekleri, örümcekler ve faydalı parazitler bu yangında yok olduğundan, sonraki dönemlerde tarlaları zararlı böcekler istila eder. Çiftçi, yaktığı faydalı böceklerin eksikliğini kapatmak için daha fazla kimyasal tarım ilacı (pestisit) kullanmak zorunda kalır ve bu da doğayı daha çok zehirler.

Madalyonun ekonomik yüzü ise tarımsal sürdürülebilirlik açısından tam bir fiyaskodur. Çiftçi, anız yakarak güya işçilikten ve zamandan tasarruf ettiğini düşünürken, aslında cebindeki parayı doğrudan ateşe atmaktadır. Toprağın doğal besin elementleri olan azot, fosfor ve potasyum gibi maddeler yanarak havaya uçtuğu için, toprak fakirleşir. Bir sonraki ekimde aynı verimi alabilmek adına çok daha fazla kimyasal gübre kullanmak zorunda kalınır.
Kimyasal gübre girdilerinin büyük oranda dövize ve ithalata bağlı olduğu ülkemizde, bu durum üretim maliyetlerini katlar. Ayrıca verimsizleşen topraktan alınan ürünün kalitesi ve miktarı düşer. Ulusal ölçekte ise bu durum tarımsal ithalatın artması, gıda fiyatlarının yükselmesi ve milli servetin yok olması anlamına gelir. Yakılan her tarla, soframıza gelen ürünlerin daha pahalı olmasına yol açan ekonomik bir zincir reaksiyon başlatır.
Toprağı korumak, sadece köylünün veya çiftçinin değil, bu topraklarda yaşayan her bireyin ortak sorumluluğudur. Unutmayalım ki, bugün tarlalarda yaktığımız o kuru saplar değil, çocuklarımızın yarınki ekmeğidir. Doğru yöntemleri öğrenerek ve öğreterek bu döngüyü tersine çevirmek bizim elimizdedir.