Konya
Açık
24°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,2780 %-0.01
54,0819 %-0.04
6.186,08 % -0,01
ZOR, TEHLİKELİ AMA GEREKLİ II

ZOR, TEHLİKELİ AMA GEREKLİ II

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

“Âdemoğlu için en başta, ilk sırada insan olma ortaklığı söz konusudur. Ancak, yeryüzünde ne kadar sayıda insan varsa, o kadar farklı inanç, karakter, ahlak anlayışı ve yaşayış biçimi vardır.” diyerek söze girmiş ve konu ile ilgili birtakım açıklamalarda bulunmuştum. Sonrasında yazıyı yapay zekâya tamamlatmıştım.

Akıl, gönül, fikir yoksunu yapay zeka benim tasarladığım biçimde yazıyı yürütüp sonlandıramamış, söylediklerim doğrultusunda kendince çok güzel, ancak başka şeyler söylemişti. Kabul ve takdir etmem gerekir ki, benim dil ve üslup anlayışımı da makalede korumuştu.

Asıl kaygım yapay zekânın düşünmesi değil; aklını, vicdanını ve gönlünü kullanmaktan vazgeçen insanın giderek yapaylaşmasıdır.

Yazıda, insanlar arasında bulunan derin farklılıkları; bu farklılıkları inkâr etmeden birlikte yaşamanın yollarını bulmak zorunda olduklarını dile getirmiştim.

Aslında işin ipucu ya da sırrı, tek başına dünyaya gelen insanın başka insanlarla birlikte aile, grup, cemiyet, millet ve elbette dış dünyanın insanlarıyla yaşamasının -başlıkta yazdığım gibi- oldukça zor, bir o kadar da tehlikeli, ancak gerekli olduğu gerçeğiydi.

Zor, tehlikeli, hem de çok gerekli olan neydi? İnsanın başka insanlarla bir arada yaşaması… Bunun en küçük ama temel yapısını aile oluşturur. İlk insan, ilk peygamber Hz. Âdem, dünya hayatının ilk adımını eşi Havva ile birlikte aile olup attı. Üstelik daha cennette biri diğerini ikna etti. Yani biri ayarttı, diğeri ayartıldı.

İşte bu ikilem ile insanoğlunun dünyadaki serüveni başladı. Müfessirler konuyu bu yönüyle pek ele almaz. Bu hadise bize bir şey anlatır. Eş olmak zannedilenden çok daha zor, çok daha karmaşıktır.

İnsan olarak her birinin yaratılışının farklı olmasının yanında, biri erkek, biri de kadın olarak derin farklılıkla yaratılan iki kişi bir araya gelecek ve aile olacak...

Uzun zamandır, belki bir asırdır, belki de Fransız İhtilâli'nden bu yana insanların bireyselleşmesi ve tek başına yaşaması adına bir oyun sahneye kondu.

Evet, insanın tek başına yaşayabilmesi için önce dünyaya gelmesi; dünyaya gelebilmesi için de bir aileye, yani anne-babaya, nikâha ve evliliğe ihtiyaç vardır. Aile olmasaydı, insan tek başına yaşama tercihini yapacak bir duruma gelir miydi?

Bütün dinler, bütün öğretiler inanç ve düşünce dokusunu aile kurmanın gerekliliği, zorunluluğu üzerine oluşturmuşlardır. İnsanlığı ayakta tutan, dün aile idi, bugün ailedir ve gelecekte de aile olacaktır.

En basit kabileden, en gelişmiş toplumlara kadar buna ihtiyaç var. Ey bilim adamları, siyasetçiler, sanatçılar, sporcular, önderler, liderler, aklı erenler her şeyi bir yana bırakarak insanlığa ve dünyaya sahip çıkmak için aile olmanın gerekliliği ve mecburiyeti üzerinde kafa yorup nefes tüketin, lütfen…

Etrafımızda evlenme yaşı ilerlemiş bazı gençlerle muhabbetlerimiz oluyor. Kendilerine, daha fazla geciktirmeden bir an önce evlenmeleri ve yuva kurmaları gerektiğini söylediğimde kendilerinden aldığım cevap şu:

“Hocam birkaç denemem oldu, ancak münasibini bulamadık. Zamanımızda insanlara güvenilmiyor ki…”

Evet, bu çağın adını değiştirip “Tekinsiz Çağ” ilan etsek kimse yadırgamaz, hatta benimser diye düşünüyorum. Bu tekinsizlik gelecek endişesi değil. Aile kurmada güven duygusunun yerle bir edilmesinden kaynaklanıyor.

İnsanlığın yaşadığı en büyük ıstırap, dijital araç ve gereçler, sosyal medya değil; güven bunalımı. Güven bunalımının kaynağı, karşı taraf olmaktan çok insanın kendisidir.

Karşıda münasip arayan kişinin, önce kendisinin münasip olup olmadığını araştırması ve şahsını münasiplendirmesi gerekir.

 Bugün birçok insan kendisine uygun eş arıyor. Oysa asıl mesele, uygun eşi bulmaktan önce, bir başkası için uygun eş olabilmektir. Karşıda münasip arayanların önce kendilerinin münasip olup olmadığını sorgulamaları gerekir. İnsan, aradığı eşin vasıflarını önce kendi şahsında inşa etmelidir.

Bundan yaklaşık on yıl önce eşimle birlikte bir öğrencimin fevkalade sade nikâh törenine katılmıştık. Sade nikâh diye özellikle belirtiyorum. Zira karmaşık düğünlerle iş şirazeden çıktı, daha çok güven problemleri oluştu. Ve düğünler şirket kurma yapaylığına dönüştü:

Ver ve al!

Neyse. Nikâh salonuna dönelim.. Çok nezih bir ortam… Sunucu arkadaşımız: “Aaranızda evlilikte elli yılı aşmış aile var mı?” diye sordu. Biliyorum vardı, ancak kimse el kaldırmadı. “Kırk yılı aşmış olan var mı?” dedi. Elimi kaldırdım, rahmetli yanımda...

“Nikâh ve aile üzerine ne söylemek istersiniz, genç çiftlere ne tavsiye edersiniz?” diye mikrofonunu yöneltti.

Bu bir merasimdi Uzun söz, muhatabımın kulağından zihnine ve gönlüne ulaşmazdı. Böyle konularda yazılar yazmış bir insan için cevap gayet kısa, net ve anlaşılır olmalı ve hedefi isabetle tutturmalıydı.

Mikrofonu aldım, selamlamadan sonra: “Bir kere şunu söylemeliyim. Biz kırk iki yıldır, bir gün bile küs kalmadık. Akşam darılmışsak sabah, sabah darılmışsak akşam kırgınlık emaresi göstermeden, hiçbir şey olmamış gibi konuştuk. Bu bir. Eşlerin küs kalmaması, ailenin muhabbet ve saadetinde önemlidir ama yeterli değildir.

Kendimce toplumların en sağlam kalesini oluşturan ailede yani eşler arasında kendimce geliştirdiğim ve akrostiş yaptığım ilkeleri esas almaya gayret ettim. Dikkat ediniz lütfen ‘gayret ettim’ dedim. Söyleyeceklerim karşıdaki eş için değil, kendim içindir. Ben bu ilkeleri özümsemeye, benimsemeye, içselleştirmeye çalıştım. Eşime bu ilkeleri dayatmadım.

Mutlu, huzurlu bir aile için, bilirim çok zordur, karşıdan beklemeden, bizzat eşin kendisi şu ilkeleri asla göz ardı etmemelidir. Ancak o zaman mutlu ve huzurlu bir aile kurulabilir.

Unutmayınız! Lütfen: M E M, 4 S, 3 F.

Mahremiyet…

Emanet…

Merhamet…

Sevgi…

Saygı…

Sabır…

Sadakat…

Feraset…

Feragat…

Fedakârlık…”

Salonda kuvvetli bir alkış yükseldi. O alkışı, dua ederek genç çiftlere iade ettim.

Yine nasip olursa, sadece ailede değil, insanın bulunduğu her toplulukta, toplumda huzur ve saadetin inşası için –son yıllarda kendisinden uzaklaştığımız- bu on kavram üzerinde kafa yormaya devam edeceğiz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız