Hoca'nın Evlere Şenlik Temsilcileri
Ne var ki mesele yalnızca bir kişinin açıklamaları değildir. Yıllardır Nasreddin Hoca adına yapılan bazı etkinlikler ve sergilenen bazı temsiller, Hoca'nın şahsiyetini doğru yansıtmak yerine onu sıradan bir eğlence figürüne indirgemektedir. Açılış programlarında sergilenen tavırlar, edep ve nezaket sınırlarını zorlayan gösteriler, hatta kutsiyet duygusuyla bağdaşmayan bazı uygulamalar bu endişeyi daha da artırmaktadır.
İşte bu yüzden yıllardır kendi kendime aynı soruyu soruyorum: Biz gerçekten Nasreddin Hoca'yı mı anıyoruz; yoksa onu sadece eğlencenin, gösterinin ve hoşça vakit geçirmenin bir malzemesine mi dönüştürüyoruz? Onun hangi yönünü yaşatıyor, hangi yönünü gelecek nesillere aktarabiliyoruz?
Nasreddin Hoca'yı yalnızca güldüren bir tip hâline indirgeyen anlayış, aslında onun temsil ettiği irfan geleneğini de görünmez hâle getirmektedir.
UNESCO tarafından Nasreddin Hoca anlatı geleneğinin "Somut Olmayan Kültürel Miras" kapsamında değerlendirilmesi de ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.
O, efsanevî bir kahraman değil; yaşadığı yer, zaman ve çevresi belli olan gerçek bir ilim erbabıdır. Nasreddin Hoca, yüksek bir zekâ ve engin hikmet sahibidir. Hikmet deryasından insanlığa berrak damlalar sunmuş; millî, tarihî ve kültürel mirasımızın en müstesna şahsiyetlerinden biri hâline gelmiş, sözlü edebiyatın sınırlarını aşarak çağlar ötesinden günümüze ulaşmıştır.
Emsallerinin aksine, elimizde yazılı eserleri bulunmayan Nasreddin Hoca'nın yüzyıllardır aramızda canlı olarak yaşamasını sağlayan en büyük miras, onu gönülden sahiplenen vefakâr nesillerdir. Unutmamak gerekir ki, latife ve nükteye zarafet kazandıran kadim medeniyetimizin gülen yüzü Nasreddin Hoca'nın Akşehir'de emlâki, medresesi ve zaviyesi bulunmaktaydı. Bu toprakların mührü mesabesindeki türbesi de bugün hâlâ dimdik ayaktadır.
Barışın, hoşgörünün, dostluğun ve iyimserliğin sembolü Hoca’yı, "mizah ustası", "hiciv üstadı" veya "halk bilgesi" gibi sıfatlarla tanımlamak, şahsiyetini anlamakta yetersiz kalır. O, ömrünü insanlara doğru yolu göstermeye adamış, milletini karamsarlıktan, ümitsizlikten ve yılgınlıktan kurtarmaya çalışan büyük bir mürşit ve mürebbidir. Bunu da halkın anlayacağı sade bir dille, latife ve nüktenin zarafeti içinde gerçekleştirmiştir.
Nasreddin Hoca; kimseyi incitmeden düşündüren, kırmadan uyaran, güldürürken eğiten, irfan aşılayan gerçek bir muallimdir. Onun nükteleri, toplumun aksayan yönlerini düzeltmeye yönelik ince bir hikmet taşır.
Çağdaşları Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Seyyid Mahmud Hayrânî ve Ahi Evran gibi o da Haçlı ve Moğol istilalarının kasıp kavurduğu Anadolu'nun yeniden vatan hâline gelmesinde büyük emeği bulunan gönül erlerinden biridir.
Hoca'nın mayaladığı göl yalnızca Akşehir Gölü değildir. O göl Anadolu'dur. Maya tutan su ise bu milletin kurduğu medeniyet, onun istikbali ve bekasıdır.
Nasreddin Hoca'nın yaşadığı bir başka talihsizlik ise yanlış anlaşılması ve yanlış tanıtılmasıdır. Bazılarının iddia ettiği gibi onun kıssaları ahlâka ve edebe aykırı değildir. Şayet öyle olsaydı, latifeleri ve nükteleri asırlar boyunca ibret dolu darbımeseller hâline gelir, atasözü gibi dilden dile aktarılır mıydı?
Türk milletinin temiz karakterini yansıtan fıkralarının en belirgin özelliği şudur: İnancımızla çatışmaması, Kur'an-ı Kerim'deki emir ve yasakları adeta ayetlerin hayata yansımış birer tefsiri gibidir.
O, insanı ve toplumu bütün yönleriyle tanımış; aile hayatından komşuluğa, dostluktan ticarete kadar hayatın her alanında gördüğü aksaklıkları düzeltmeye çalışmıştır. Hayatın içinden seçtiği örneklerle ortaya koyduğu tavırları ve sözleri, adeta ayetlerin hayata yansımış birer tefsiri gibidir.
Geçmişte olduğu gibi bugün de Nasreddin Hoca'nın latife ve nükteleri; eğitimcilerin, pedagogların, sosyologların ve psikologların faydalanabileceği, çağımız insanının çözmekte zorlandığı pek çok probleme ışık tutabilecek eşsiz bir hikmet hazinesidir.
Bugün bize düşen; Nasreddin Hoca'yı yalnızca güldüren bir mizah kahramanı olarak değil, düşündüren, terbiye eden, irfan aşılayan büyük bir muallim olarak yeniden okumaktır. Çünkü o, yalnız yaşadığı çağı değil, bütün çağları mayalamış bir gönül mimarıdır.
Nasreddin Hoca'mızı rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.
Not: Bu yazı, sekiz yıl önce Nasreddin Hoca'nın bir dergide esrarkeş olarak gösterilmesi üzerine kaleme aldığım yazının güncellenmiş hâlidir.