Berlin’de 119 yıldır Esaret Altındaki Konya Selçuklu Eseri
Berlin’e gidenler dünyaca ünlü Pergamon (Bergama) Müzesi’ni gezmeden dönmez. 12 Euro’ya (yaklaşık 650 TL) bilet alarak bu muhteşem müzede tarihte yolculuğa çıkabilirsiniz. Görkemli müzenin İslam Sanatı bölümünün loş ışıklı koridorlarında gezerken, karşınızda, Doğu’nun tüm gizemini ve ihtişamını taşıyan, devasa, masmavi bir anıt yükselir. Yaklaşık 4 metre yüksekliğindeki bu büyüleyici çini mozaik mihrabın önünde, hayranlıkla bakmaktan kendinizi alamazsınız.
Baktığınız eser, turkuazın en asil tonu, derin lacivertler ve mistik manganez moru, geometrik bir deha ve kusursuz bir hat sanatıyla 13. yüzyıl Anadolu Selçuklu döneminin dünyadaki en olgun, en ihtişamlı ve eşsiz çini mozaik şaheseridir. Akılalmaz bir işçilikle, milimetrik kesilmiş binlerce çini parçası adeta bir yapboz gibi birleştirilmiş, üzerine dualar, hadisler ve cennet kapısını simgeleyen figürler işlenmiştir.
Ancak bu büyüleyici güzelliğin karşısında dururken sonradan içinizi derin bir hüzün kaplar. Konya’daki Beyhekim Mescidi’ne ait 800 yıllık bu Selçuklu şaheserinin, binlerce kilometre uzakta, Berlin’de ne işi olduğuna anlam veremezsiniz.

Osmanlı’nın Son Döneminde Kültürel Varlıkları da Yağmalandı
Beyhekim Mihrabı'nın çalınma öyküsü, münferit bir olay değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşanan büyük bir kültürel soygunun parçasıdır. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında, Batılı devletler gözünü Osmanlı topraklarındaki binlerce yıllık mirasa dikmişti. İmparatorluğun ekonomik olarak çöküşe geçmesi, siyasi çalkantılar, Batılı "diplomat", "mühendis" veya "arkeolog" maskeli tarihi eser avcıları için bulunmaz bir fırsat yarattı.
Takvimler 1904 yılını gösterdiğinde, Alman Konsolos Yardımcısı Julius Harry Löytved-Hardegg, Anadolu Selçuklu Sultanı IV. Kılıç Arslan’ın hekimi tarafından yaptırılan Beyhekim Mescidi’nin eşsiz mihrabına göz diker.
Caminin zamanla dökülen, bakımsız kalan çinilerini "aslına uygun şekilde tamir etme ve onarma" vaadiyle yerel yöneticilerin kapısını çalar. Dönemin Osmanlı taşra idarecileri maalesef ellerindeki cevherin kıymetinden habersizdir. Büyük bir vizyonsuzluk ve derin bir ilgisizlik sergileyen yetkililer, "Almanlar camimizi onarıyor" yanılgısıyla bu talebe göz yumar, gerekli izinleri kolayca verirler. Devletin merkezindeki otorite boşluğu ve ihmaller de bu organize hırsızlığı kolaylaştırır.
İzin alındıktan sonra caminin içerisine iskeleler kurulur. Löytved’in bizzat yönettiği işçiler, Selçuklu ustalarının yüzyıllar önce özel harçla duvara sabitlediği çinileri parça parça, adeta sökerek kazırlar. Mihrap, tam 135 ana parçaya ve çok sayıda küçük çini kırığına bölünerek büyük ahşap sandıklara doldurulur. Bu işlem tam iki senede tamamlanır.

Sandıklar gizlice Berlin’e kaçırılır. Berlin Devlet Müzeleri uzmanları, Konya’dan parça parça sökülerek getirilen bu devasa yapbozu yeniden bir araya getirebilmek, dökülen parçaları birleştirmek ve eseri ayağa kaldırabilmek için laboratuvarlarda tam 10 yıl boyunca uğraşırlar.
Berlin Müzesi mihraba ait parçaları yıllar içinde yapboz gibi tek tek birleştirir, eksik kalan parçaların yerine taklitler yerleştirilir ve bu şaheser Selçuklu çini mihrabı Berlin’de sergilenmeye başlanır. Tüm bunlar olurken Konyalılar ve o günün yerel yetkilileri çini mihrabının geri gelmesini boşuna beklerler.
Oysa bu hırsızlığı yapan Alman Konsolos Yardımcısı resmi bir diplomat olmasının ötesinde, gözü kara bir "koleksiyoncu" ve tarihi eser avcısıydı. Dönemin ünlü İngiliz casus-seyyahı ve arkeoloğu Gertrude Bell ile yakın iş birliği yapan Löytved, Anadolu’nun tüm tarihi zenginliklerini karış karış haritalandırmıştı.
Anadolu’dan sadece bu mihrabı değil, 280 antik objeyi, 50 nadide İslami eseri ve paha biçilemez Konya halılarını da benzer yöntemlerle Berlin’e kaçırmıştı.
Hatta Löytved, 1907 yılında Konya'daki Selçuklu dönemine ait 41 yapının fotoğrafları ve çizimlerinin de yer aldığı “Konia Inscriften Der Seldschukischen Bauten” isimli bir kitap yazarak yayınladı.

Çalınan mihrabın peşine düşülmesinde en sıra dışı ve etkileyici isim Konya Beyhekim Mahallesi Muhtarı Nedim Şencan oldu. Muhtar, tarih kitaplarını ve arşivleri tarayarak mahallelerindeki caminin eksik mihrabının Berlin Pergamon Müzesi'nde sergilendiğini kesin olarak tespit etti. Muhtar, mahalle halkından binlerce imza toplayarak konuyu Kültür ve Turizm Bakanlığına taşıdı ve resmi diplomatik mücadelenin başlamasını sağladı.
Dışişleri Bakanlığı ve Berlin Büyükelçiliği aracılığıyla Almanya'ya defalarca resmi iade notası verildi. Berlin Pergamon Müzesi yönetimi ile doğrudan müzakereler yürütüldü, ancak Türkiye’nin talebi karşılanmadı ve bugüne kadar sonuç alınamadı.
Alman yetkililer, eseri doğrudan camiden kendilerinin sökmediğini, o dönem sanat piyasasında parça parça dolaşan bağımsız çinileri iyi niyetle "satın alarak" müze envanterine kattıklarını ileri sürdüler. Ancak arşivlerindeki resmi yazışmalar, eseri organize bir şekilde söküp kaçıran kişinin bizzat kendi resmi diplomatları Löytved olduğunu açıkça kanıtlıyordu.
Konya'daki Beyhekim Mescidi’nde bugün sökülen çini mihrabının olduğu yerde orijinali örnek alınarak yapılan ahşap bir benzeri yer alıyor. Berlin'de esaret altındaki çini mihrap 119 yıldır ait olduğu topraklara, Konya’ya döneceği günü bekliyor. Kimbilir belki bir gün...