PAZARTESİ YAZIMIZ KONYA VE ANKARA SİYASETİNDE KAFA KARIŞTIRACAK
Bugün yine klasik bir hafta sonu yazımız ile sizlerle birlikteyiz.
Şehrin yarısı bugün yatıyor.
Yatan insanlarımızın huzurunu, mutluluğunu ve tatilini niye karamsarlaştıralım ki?
Onun için rahat konulara değinmek istiyoruz.
…………
KONYA POLİSİNE
ÖNCE TEŞEKKÜR EDERİM
Yeni Sille Caddesi'ndeki kazalara, yaralamalı kazalara, dahası ölümlü kazalara dikkat çeken yazımızın ardından ilk ciddi ve görünür tedbiri KONYA POLİSİ alıyordu.

Polisimiz dün sabah sağlı sollu radar ile sürücülerin belirtilen hız limitini aşmamalarını sağlamaya çalışıyordu.
Evet, bu bir caydırıcı tedbirdir.
Ama 24 saat polisin burada radarı ile kazaların önlenmesi...
Hadi diyelim ki kazaları azalttık, önledik ama buraya belediyeler ciddi tedbir almaz ise bu yol, bu kez de şehir içi trafik sorunu ve çekilmez hâli ile yeni bir ÇİLE CADDESİ olacaktır.
Biz iki gün önce topu ortaya attık ama burada sorunun köklü çözüm adresi BELEDİYELERİMİZDE...
………………..
CUMA HUTBELERİNDE
KALİTE SORUNU
Dostlarımızın, bize güvenen, seven, sayan insanlarımızın sayesinde WhatsApp'ta pek çok toplu grupta yer alıyorum.
Dahası bu grupların kurucuları ya da yöneticileri beni de kendi içlerine alıyorlar.
Her gruptan farklı farklı bilgi sahibi oluyorum.
Bu gruplardan birinin yöneticisi de çok eski yıllara dayanan karşılıksız sevgi ve saygının tavanlarda dolaştığı Sayın Adnan Özkafa’dır.
Adnan abi grubunda son olarak şöyle bir yorum paylaşıyordu:
…………..
Hutbe konularının tespiti ve işlenişinde seviye çok düştü.
Tüm Türkiye camilerinde "okunan" hutbeler sanki Ankara'da profesyonel bir ekip tarafından değil de İmam Hatip'i zar zor bitirip köyde imam olan bir kişinin hazırlayıp okuduğu seviyeye düştü.
Bir süre önce oldukça kaliteli hutbeler dinliyor ve takdir de ediyorduk.
Ama son zamanlarda hutbeler çok sıradanlaştı, gündemi takip etmekten uzaklaştı.
Mesela son birkaç aydır;
Abraham Anlaşmaları,
ABD-İran savaşı,
İsrail-Lübnan saldırıları,
Gazze'de ateşkese ve garantörlere rağmen katliam ve açlık devam ederken bu konulara uçtan kıyıdan bile değinilmedi, bir kere Gazze, Filistin kelimesi bile geçmedi.

Allah, mübarek kitabında defalarca;
Şeytan'dan,
Firavun'dan,
Ebu Leheb'den,
Tağutlardan...
bahsederken, biz günümüzün Firavunlarını, şeytanlarını Allah'ın evinde niye duyup da şerlerinden sakınmıyoruz?
Amerika, İsrail kelimesi niçin geçmez hutbelerde?
Trump, Netanyahu vb.'lerinin ne menem bir melun oldukları niçin anlatılmaz?
İçinde âlimler, hatipler, uzmanlar, profesörler, akademisyenler bulunan, sayısı yüz bini aşan Diyanet kadrosunda;
suya sabuna dokunmayan bu hutbeleri hazırlayanlar, fıkıh kitaplarının ilk bahsinin "Sular" olduğunu bilmez mi?
Suya sabuna dokunmadan, "necaset"lerden kurtulmadan nasıl ibadet yapacağız?
Bir hutbe;
O HAFTA
SOKAKLARDA,
EVLERDE,
BASINDA,
KAHVELERDE,
KAMUOYUNDA,
RESMÎ DAİRELERDE,
SOHBETLERDE...
konuşulmuyor, gündem olmuyor; boşa okunup uyuklanarak ya da telefonla oynayarak dinlenip (!) geçiliyorsa çok yazık.
Bazı bakanlıklardan fazla bütçeye sahip Diyanetin bu işi ciddi olarak düşünüp bir çeki düzen vermesinde fayda var.
Hutbe;
Kıymeti bilinse tirajı en yüksek ve çok etkili bir iletişim aracıdır.
Böyle büyük bir fırsatı iyi değerlendirmeyip, âdet yerini bulsun diye geçiştirmek de büyük bir vebaldir.
………………..
DAVUL HİKÂYESİ
Lev Tolstoy’un bu ibretlik davul hikâyesi:
…………….
Bir zamanlar bir hükümdar, insanların neden kolayca sahtekârlara ve kendini olduğundan farklı gösteren kişilere inandığını merak etti.
Bu sorunun cevabını bulmak için büyük bir meydanın ortasına devasa bir davul yerleştirdi.
Ardından halka şu duyuruyu yaptı:
“BU SIRADAN BİR DAVUL DEĞİL.
SUÇ İŞLEMİŞ VEYA GİZLEDİĞİ BİR ŞEY OLAN BİRİ ÖNÜNDEN GEÇTİĞİNDE KENDİLİĞİNDEN SES ÇIKARACAKTIR.”
Bu haber kısa sürede bütün şehre yayıldı.
İnsanlar davulun yanına yaklaşmaya korkuyor, önünden geçerken tedirgin oluyor, hatta mümkünse başka yolları tercih ediyordu.
Fakat kimsenin bilmediği bir gerçek vardı:
Davul tamamen boştu.
İçinde hiçbir mekanizma, hiçbir sır, hiçbir büyü yoktu.
Günler geçtikçe hükümdar ilginç bir şey fark etti.
En çok korkanlar, içlerinde bir suçluluk duygusu taşıyanlardı.
Sürekli endişeleniyor, “YA DAVUL BENİ ELE VERİRSE?” diye düşünüyorlardı.
Vicdanı rahat olanlar ise davulun önünden hiçbir şey olmamış gibi geçip gidiyordu.

Bunun üzerine hükümdar şöyle dedi:
“BU DAVUL HİÇ KİMSENİN SIRRINI ORTAYA ÇIKARMADI.
İNSANLARI ELE VEREN ŞEY, KENDİ KALPLERİNDE TAŞIDIKLARI KORKUYDU.”
Çünkü insan çoğu zaman dışarıdaki mahkemeden önce kendi içinde yargılanır.
Bazı sırlar dünyadan saklanabilir.
Bazı hatalar insanlardan gizlenebilir.
Ama vicdanın önüne çekilen hiçbir perde yoktur.
………………..
İLAÇ DEPOLARININ
ACİL İLAÇ ARAÇLARI
DÖRTLÜLERİ YAKARAK
NİYE TRAFİĞİ TEHLİKEYE SOKARLAR?
Dün öğle saatlerine doğru Nalçacı Caddesi’nde yine sinyalsiz, son sürat yola fırlayan, üzerinde kocaman adresi yazılı olan bir ilaç deposuna ait ACİL İLAÇ aracının sürücüsünün bu hâlini görünce tepem attı.
Adı üstünde ACİL İLAÇ yazıyorsa hepimiz buna saygı göstereceğiz.
Bu araçlar eczanelere ilaç servisi yapıyor.
Hepsine amenna.
İnsan sağlığı her şeyden önce.
Ancak bu araç sürücülerinin dörtlüleri yakıp yola fırlamaları, yol üzerinde sinyalsiz dönmeleri filan bu kadar basit mi olmalı?
Haaa, şuna inanıyorum.
Bu ilaç firmalarının sahipleri, yetkilileri ve etkilileri asla böyle bir şey yapılmasına izin vermezler.
Bu durumu da tasvip etmezler.
Burada bence o sürücünün kendi adına çıkarmış olduğu bir lüzumsuzluk, kural tanımazlık vardır.
Aslında trafikteki bu yanlışı ile bindiği koskoca ilaç deposunu vatandaş nezdinde küçük duruma düşürüyor.
Bu depoların motorlu kuryeleri için de aynı şeyi söyleyebiliriz.
Ama zaten yollardaki, kaldırımlardaki moto kuryelerin magandalığına alıştığımız için dört tekerlekli araçlar artık gözümüze batmaya başladı.
Bence ilaç depolarımızın sahipleri ve yetkilileri bu kuryeleri ciddi olarak uyarmalı ve eğitime tabi tutmalıdır.
………………..
BENİM TOSBA BESLEDİĞİMİ
BİLEN MUSTAFA SİNAN ÜMİT
ABİMİZ BİZİ ŞÖYLE BİLGİLENDİRİYORDU
Bu şehrin okuyan, arşiv yapan, gezen kültür ve sanat insanları arasında, benim tanıdıklarım içerisinde ilk beşte olan Mustafa Sinan Ümit abim, benim 11 yıldır tosba beslediğimi bildiği için fotoğraflarla şöyle bir değerlendirme yapıyordu:

Köylüsü

Şehirlisi
VE

Bu da en iyisi.
………………..
PAZARTESİ GÜNKÜ
YAZIMIZ EPEY KAFA
KARIŞTIRACAK
Bir gün içerisinde beni en mutlu eden konu, şu sütunlarda her gün yazdığımız, yazmaya çalıştığımız yazının ses getirmesi,
gündem olması,
yazıya dönüş olmasıdır.
Yazımız ne kadar ses getirirse dünyalar o oranda bizim olur.
Bu hafta yine epey bir tur içerisindeydik.
Bir gün de durağımız Ankara idi.

Ankara’da Türk siyasetinin en yüksek makamında bizim Konya’yı da ilgilendiren bir gelişme duydum.
Bunu da Konya’dan geldiğim için bana söylediler.
Hayırlısı ile pazarı bulur, yazmak nasip olursa pazartesi günü yazının sesi Konya’dan değil, Ankara’dan gelecektir inşallah.
………………
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Küstürmeyin size bakarken gözlerinin içi gülen insanları, sonra görmezden gelirler; kaldıramazsınız.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Beş yol kavşağında kültürü, eğitimi, konumu ne olursa olsun yayalar kendilerine kırmızı ışık yanarken araçların önüne atlamadıkları zaman daha iyi ADAM oluruz.