Konya
Kapalı
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,4406 %-0.03
53,2720 %0.07
6.253,26 % -0,54
Hicret'in İnsani ve Ahlâkî Boyutu

Hicret'in İnsani ve Ahlâkî Boyutu

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Sosyal medyada şöyle bir paylaşım yapmıştım:

“Şimdi farklı bir paylaşım olsun. Cumayı her daim mesajla mübarekleyenlere özellikle soruyorum: Bu cuma hutbesinin konusu neydi? Cevaplarınızı bekliyorum.”

Rahmetli dedem okumuş yazmış bir insandı. Gençliğimizin ilk yıllarında cumaya gidip gitmediğimizi ve hutbeyi dinleyip dinlemediğimizi anlamak için, kendisinin dinlediği hutbeye kısa bir giriş yapar, sonra bir soru sorarak devamını anlatmamızı isterdi.

Rahmetli babam ise daha doğrudan davranırdı:

“Hocam, hutbede ne anlattı?”

Böylece hutbeyi dinleyip dinlemediğimizi öğrenmeye çalışırdı. Yalan söylemek bizim için çok tehlikeliydi. Bu yüzden doğruyu söylemek zorundaydık.

Önemli gün ve gecelerde ataları, hısım akrabayı, eşi dostu, konu komşuyu bir mesajla da olsa hatırlamak elbette güzeldir. Hatta bu, kadim medeniyet anlayışımızın temel taşlarından biri olan sıla-i rahimin günümüzdeki bir yansımasıdır.

Lakin burada bir ironi yaptığım da doğrudur. Çünkü hayatımızın birçok alanında olduğu gibi, dinî ve kültürel hassasiyetlerimizde de "kes, kopyala, yapıştır" anlayışının hâkim olmaya başladığını görüyoruz. Mübarek olmasını dilediğimiz değerlerin hayatımızda ne kadar yer tuttuğunu ise çoğu zaman sorgulamıyoruz.

Bence paylaşım amacına ulaşmıştır. Benim derdim, hutbenin özüne ve içeriğine dikkat çekmekti.

Çünkü bir insanın yapmayacağı bir şeyi söylemesi ve bunu başkasından istemesi, toplumsal kırılmaların önemli sebeplerinden biridir. Söylem ve eylem arasında tutarlılık varsa, orada hem iç huzur hem de toplumsal barış ve gelişme vardır.

Hutbe konusu bu bakımdan önemlidir.

İki meslek grubu vardır ki, başarı ölçüleri birbirinden farklıdır. Biri şehirlerarası otobüs şoförleridir. Eğer bir otobüs şoförü yolcularını rahatça uyutabiliyorsa başarılıdır. Diğeri ise imam-hatiplerdir. Onlar da vaaz ve hutbelerinde cemaati uyutmuyorlarsa başarılıdırlar.

İmam-hatiplere yönelik etkili hutbe ve vaaz seminerlerinde öz olarak şunu söyleriz:

“Cemaatin gözlerinin içine bakınız. Şayet cemaat uyku veya uyuklama modundaysa, konuşmanız hedefe ulaşmamış demektir. Boşuna nefes tüketmeyiniz.”

Geçen cuma ben uyuklamadım. Dikkat ve ihtimamla imam-hatibi dinledim. Hem de büyük bir memnuniyetle.

Hutbenin konusu, hicrî yılbaşı münasebetiyle Hicret'ti.

Mekkeli müşriklerin giderek artan eziyet, işkence ve boykotlarına maruz kalan Hz. Peygamber ve Müslümanların, bütün zorluklara rağmen inançlarından asla vazgeçmeden Mekke'den Medine'ye hicret etmeleri, insanlık tarihinin en dramatik hadiselerinden biridir.

Hicret, elbette sadece bir yerden başka bir yere göç etmek değildir. Hicret; Allah'ın ve Resûlü'nün rızasını her şeyden üstün tutma idealinin zirvesidir.

Olayın tarihî ayrıntılarına burada girmeyeceğim.

Zira Hicret'in sırrı, Hz. Peygamber'in (s.a.s.) şu hadis-i şerifinde saklıdır:

“Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların zarar görmediği kişidir. Muhacir ise Allah'ın yasaklarını terk eden kimsedir.”

Hutbede hicret, Müslümanın hatalarını fark ederek yanlışlarından vazgeçmesi şeklinde ele alındı.

Burada hutbe metninden aldığım bölümü aynen aktarıyorum:

“Müslümanın hicreti; kibirden tevazuya, öfkeden merhamete, bencillikten diğerkâmlığa, zulümden adalete, karamsarlıktan umuda doğru yol almasıdır.

Müslümanın hicreti; yalan, iftira, fitne ve gıybet gibi dilin afetlerinden uzaklaşıp doğruluğu, kardeşliği ve muhabbeti kuşanmasıdır.

Müslümanın hicreti; nefsini ve neslini sapkın fikirlerden, bâtıl ideolojilerden ve yanlış yönelişlerden koruması; dinine, değerlerine, kültürüne ve örfüne uygun bir ömür sürmesidir.

Müslümanın hicreti; alkol, zina, faiz, rüşvet, stokçuluk ve karaborsacılık gibi huzur ve güveni zedeleyen haramlara tevessül etmemesi, helallerle yetinmesidir.

Müslümanın hicreti; kul ve kamu hakkını ihlal edecek her türlü günahtan uzak durması; sözüne, davranışlarına ve işine dikkat etmesidir.”

İşte hicrete mükemmel bir bakış...

Ben çok beğendim.

Çünkü bu yaklaşım, hicreti yalnızca tarihin belli bir döneminde yaşanmış büyük bir göç hadisesi olmaktan çıkarıp her Müslümanın hayatında sürekli devam eden ahlâkî bir arınma ve yenilenme süreci hâline getiriyor.

Aslında bugün hepimizin ihtiyacı olan da budur. Kibirden tevazuya, öfkeden merhamete, yalandan doğruluğa, bencillikten paylaşmaya doğru yürüyebilmek...

Demek ki hicret, sadece Mekke'den Medine'ye yapılan bir yolculuk değildir. Hicret, insanın kendi iç dünyasında gerçekleştirdiği büyük değişimin adıdır.

Tebrikler Diyanet İşleri Başkanlığı.

Ve bravo; hutbeyi, cemaati uyutmadan, düşündürerek ve hissettirerek sunan imam-hatip kardeşimiz...

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız