VARLIĞIMIZIN EN BÜYÜK YANILGISI
İnsan, kendisi hakkında birçok yanılgıyla yaşar. Güçlü olduğunu sanır, oysa bir anlık haber bütün dünyasını yıkabilir. Zamana hükmettiğini sanır, oysa takvimler sessizce elinden kayıp gider. Fakat belki de en büyük yanılgısı, varlığının düşündüğünden daha kalıcı olduğuna inanmasıdır. Bir gün gittiğinde ardında kapanmayacak boşluklar bırakacağını, yokluğunun yıllar boyunca aynı ağırlıkla hissedileceğini, adının sevdiği insanların hafızalarında hiç silinmeyecek bir yere sahip olacağını düşünür. İnsan kalbinin en derinlerinde, dünyanın onsuz biraz eksik kalacağına inanır. Belki bunu yüksek sesle söylemez ama yaşama biçimi bunu ele verir. Çünkü herkes, kendi hikâyesinin başkahramanıdır.
Bu yüzden sevdiğimiz insanların gözlerinde kendimize ait bir ölümsüzlük ararız. Bir dostun kahkahasında, bir kardeşin özleminde, bir sevgilinin hatıralarında yaşamaya devam edeceğimizi düşünürüz. Bize ayrılan yerin doldurulamayacağını sanırız. Oysa hayatın sessiz ve acımasız bir gerçeği vardır: Dünya, kimse için durmaz. En büyük acıların ardından güneş yeniden doğar. En ağır kayıpların ardından sofralar yeniden kurulur. Bir zamanlar adı her gün anılan insanlar vardır; sonra haftada bir anılırlar, sonra yılda bir kez, sonra yalnızca tesadüfen hatırlanırlar. Nihayetinde ise sessizlik gelir. Hafıza, sandığımız kadar sadık değildir. Zaman, en güçlü duyguların bile kenarlarını aşındırır. Bir gün çocukluğumuzun kahramanlarını unuturuz. Sonra gençliğimizin dostlarını daha seyrek hatırlarız. Ardından bir zamanlar onsuz yaşayamayacağımızı düşündüğümüz insanların yüzleri bile zihnimizde silikleşmeye başlar. Bunun nedeni sevgisizlik değildir; hayatın durmadan yeni şeylerle dolmasıdır. İnsan, geçmişi omuzlarında sonsuza kadar taşıyabilecek kadar güçlü değildir. Bu yüzden hatıralar azalır, isimler eksilir, yüzler bulanıklaşır. Bir zamanlar hayatımızın merkezinde duran insanlar bile zamanın içinde yavaşça uzaklaşır. Aynı şey bir gün bizim için de olacaktır. Belki bugün birilerinin hayatında çok önemli bir yere sahibiz. Belki yokluğumuzun büyük bir yıkım yaratacağını düşünüyoruz. Belki sevdiğimiz insanların bizi asla unutamayacağına inanıyoruz. Fakat yıllar sonra hayat onları da başka yerlere sürükleyecek. Yeni insanlar tanıyacaklar, yeni hikâyeler yaşayacaklar, yeni kayıplar yaşayacaklar. Acımız onların içinde bir süre yaşayacak, sonra yavaş yavaş küçülecek. Çünkü insan kalbi, hayatta kalabilmek için unutmayı öğrenmek zorundadır. İşte varlığımızın en büyük yanılgısı burada saklıdır: Kendimizi vazgeçilmez sanmak. Oysa bizden önce de milyarlarca insan yaşadı. Kendilerini eşsiz sandılar. Sevdiler, özlediler, korktular, umut ettiler. Geleceğe dair hayaller kurdular. Bir gün unutulmayacaklarını düşündüler. Şimdi ise çoğunun adı bilinmiyor. Sesleri yok. Hikâyeleri kayıp. Yaşadıklarına dair tek bir iz kalmamış insanlar var. Sanki hiç var olmamış gibiler. Bir zamanlar onların da gökyüzüne baktığını, birilerini beklediğini, birileri için ağladığını düşünmek insanın içine tarifsiz bir boşluk bırakıyor. Çünkü onların başına gelen şeyin bir gün bizim de kaderimiz olacağını biliyoruz.
Belki de insanın trajedisi tam olarak budur. Geçici bir varlık olmasına rağmen kalıcılık istemesi. Unutulacağını bilmesine rağmen hatırlanmayı arzulaması. Yok olacağını bilmesine rağmen sonsuzmuş gibi yaşaması. Fakat bütün bunların içinde tuhaf bir güzellik de vardır. Çünkü insan, sonunun farkında olduğu hâlde sevmeye devam eder. Kaybedeceğini bildiği hâlde bağ kurar. Bir gün her şeyin sona ereceğini bildiği hâlde hayaller kurar. Belki bizi değerli yapan şey, geride ne kadar süre hatırlandığımız değildir. Belki değerimiz, yok olup gideceğimizi bile bile hayatı ciddiye almamızdadır. Çünkü sonunda hepimiz unutulacağız. İsimlerimiz silinecek, seslerimiz kaybolacak, anılarımız eksilecek. Fakat bir zamanlar yaşamış olmamız, gökyüzünün altında yürümüş olmamız, bir kalbe dokunmuş olmamız ve bütün geçiciliğin içinde var olmaya cesaret etmiş olmamız; zamanın elimizden alamayacağı tek hakikattir. Ve belki de insanın kendisi hakkındaki bütün yanılgıları arasında, buna inanmak en güzeli değildir; en gerçeğidir.