MERTLİK, NAMERTLİK
Eskiden insanlar bir kimsenin mert mi, namert mi olduğunu anlamak için uzun açıklamalara ihtiyaç duymazdı. Zor gün geldiğinde yanında duranla sırt çevireni, emanete sahip çıkanla çıkarı uğruna dostunu satanı, sözünün eri olanla menfaati bitince ortadan kaybolanı herkes bilir, ona göre tavır alırdı.
Bugün ise işler pek öyle görünmüyor.
Öyle bir zamandayız ki nice namert, mertlik kisvesiyle dolaşıyor. Dürüstlükten söz ediyor; fakat işine gelmediğinde ilk terk ettiği şey doğruluk oluyor. Vefadan bahsediyor; ancak menfaati sona erdiği anda dostluğu da bitiyor. Haktan, hukuktan ve adaletten dem vuruyor; fakat sıra kendi çıkarlarına geldiğinde bütün bu değerleri bir kenara bırakabiliyor.
İnsanları yanıltan da tam olarak budur.
Çünkü artık mesele yalnızca ne olduğumuz değil, nasıl göründüğümüz hâline geldi. Görüntünün hakikati solladığı bir çağda yaşıyoruz. Sosyal hayatta, siyasette, ticarette, hatta kimi dost meclislerinde bile samimiyet yerini gösterişe bırakabiliyor. İnsanlar karakterlerinden çok imajlarını, şahsiyetlerinden çok vitrinlerini korumaya çalışıyor.
Oysa mertlik, dille söylenen değil, hayatla ispat edilen bir meziyettir. Mert insanın reklama ihtiyacı olmaz. Mertlik; verilen sözü tutabilmekte, emanete sahip çıkabilmekte, haksızlık karşısında hakkın yanında olabilmekte ve zor zamanda dostunun yanında durabilmektedir. Gerçek mertlik, insanların alkışladığı meydanlarda değil; kimsenin görmediği anlarda ortaya çıkan bir karakter imtihanıdır.
Büyüklerimizin nesilden nesile aktardığı şu söz, aslında asırların birikmiş tecrübesini özetler:
“Geçme namert köprüsünden,
Ko aparsın sel seni.
Yatma tilki gölgesine,
Ko yesin aslan seni.”
Burada anlatılan gurur meselesi değil, şahsiyeti koruyabilme kahramanlığıdır. Çünkü namerde muhtaç olmak, çoğu zaman insanın sadece işini değil; izzetini, şeref ve haysiyetini zedeler.
Toplumları ayakta tutan da işte bu görünmeyen değerlerdir. Kanunlar düzen kurabilir, kurumlar sistemi işletebilir; fakat güveni inşa eden, sadakati yaşatan ve vefayı koruyan şey insanın ahlâkıdır. Mert insanların azaldığı yerde güvensizlik çoğalır. Güvensizliğin hâkim olduğu yerde ise ne dostluk kalır, ne huzur, ne de sağlam bir toplum düzeni.
Bugün kendimize sormamız gereken şey şudur:
Mert görünmeye mi çalışıyoruz, yoksa gerçekten mert olmaya mı?
Çünkü insanın gerçek değeri, güçlü olduğu zamanlarda değil; menfaatinden vazgeçmesi gerektiğinde, yalnız kaldığında ve bir bedel ödemek zorunda kaldığında ortaya çıkar. Mertlik, çıkarla değil karakterle; sözle değil sadakatle ölçülür.
Temennimiz odur ki Rabbimiz bizi namertliğin her çeşidinden muhafaza etsin. Mert insanlarla karşılaştırsın ve bizleri de sözünün eri, güvenilir, vefalı kullarından eylesin.
Bir toplumun en büyük serveti zenginliği değil, mert insanların çokluğudur.