150 Bin Kişilik Bir Rüya: Curaçao Dünya Kupası’nda…
Dünya Kupası’nın en güzel tarafı bazen favoriler değildir.
Bazen bir hikâyedir.
Bu yıl o hikâyenin adı Curaçao.
Karayipler’de yer alan, sadece 156 bin nüfuslu ve 443 kilometrekare yüzölçümüne sahip bu küçük ada ülkesi, futbol tarihine geçti.
Curaçao, hem nüfusu hem de yüzölçümü bakımından Dünya Kupası’na katılan en küçük ülke oldu.
Çoğumuzun birkaç yıl öncesine kadar adını bile duymadığı bu ada, bugün dünyanın en büyük futbol sahnesinde yer alıyor.
2011 yılında FIFA üyesi olan Curaçao’nun yükselişi tesadüf değil.
Ada ülkesi, Hollanda Krallığı’nın özerk bir parçası olduğu için Hollanda’da yetişen Curaçao kökenli futbolculardan önemli ölçüde yararlanabiliyor.
Bu da ülkenin sahip olduğu futbol potansiyelini nüfusunun çok ötesine taşıyor.
Takımın başında uzun yıllar Avrupa futbolunda iz bırakan deneyimli teknik adam Dick Advocaat bulunuyor.
Sahadaki liderlerden biri ise Leandro Bacuna.
Premier Lig’de Aston Villa ve Cardiff City formaları giyen Bacuna, on yılı aşkın süredir Curaçao Milli Takımı’nın en önemli isimlerinden biri.
Kardeşi Juninho Bacuna ile birlikte takımın omurgasını oluşturuyor.
Aslında Bacuna soyadı ada futbolunun bir markası.
Kardeşleri Johnsen Bacuna ve babaları John Bacuna da geçmişte Hollanda Antilleri forması giydi.
Yani bu başarı sadece bir takımın değil, nesiller boyunca futbola hizmet eden ailelerin de hikâyesi.
İlk maçta Almanya karşısında farklı bir yenilgi almaları kimseyi şaşırtmaz.
Çünkü Curaçao için bu turnuvada asıl başarı skor tabelasında yazmıyor.
Başarı, Dünya Kupası sahnesinde yer almak.
Başarı, dünyanın dört bir yanında yaşayan Curaçaoluları aynı bayrak altında buluşturmak.
Başarı, ada sokaklarında futbol oynayan çocuklara yeni hayaller kurdurmak.
Futbol bazen rakamlardan ibaret değildir.
Bazen 80-90 milyonluk ülkelerin başaramadığını, 156 bin kişilik bir ada ülkesi başarır.
Curaçao belki kupayı kazanamayacak.
Belki gruptan çıkamayacak.
Ama şimdiden Dünya Kupası’nın en sıcak, en samimi ve en ilham verici hikâyelerinden birini yazmış durumda.
Ve bu hikâye, futbolun neden dünyanın en güzel oyunu olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.