UNUTTUĞUMUZ SADAKAT
Peki, güven neden bu kadar azaldı?
Belki de asıl sebep, güvenin beslendiği en önemli değeri; yani sadakati ihmal etmiş olmamızdır.
Oysa sadakat, yalnızca bir insana bağlı kalmak değildir. Sadakat; insanın inandığı değerlere, verdiği sözlere ve taşıdığı sorumluluklara karşı dürüst olmasıdır. Daha derin bir ifadeyle, kişinin vicdanıyla yaptığı sözleşmeye sadık kalabilmesidir.
Ne var ki bugün sadakati çoğu zaman dar bir çerçevede değerlendiriyoruz. Onu yalnızca eşler arasındaki bağlılık olarak görüyor, hayatın diğer alanlarında yaşanan sadakat kayıplarını fark etmiyoruz.
Hâlbuki sadakatin ilk adresi insanın aklıdır.
Aklın sadakati, hakikate karşı dürüst olmaktır. Heveslerini ve arzularını ölçü kabul etmek yerine vahyin ve sünnetin rehberliğine yönelmektir. İnsan aklını hakikatin emrine verdiğinde doğruyu yanlıştan ayırabilir. Aksi hâlde bilgi artar ama hikmet eksilir; imkânlar çoğalır ama istikamet kaybolur.
Gözlerin de bir sadakati vardır.
Bugün gözlerimiz tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun bir kuşatma altındadır. Ekranlar, reklamlar, sosyal medya ve bitmek bilmeyen görüntü akışı... Böyle bir çağda gözün sadakati, harama bakmaktan sakınmak ve bakışını temiz tutabilmektir. Çünkü göz sadece gören bir organ değil, aynı zamanda kalbe açılan bir kapıdır. Kalbi yaralayan birçok şey önce gözlerden içeri girer.
Dilin sadakati de en az bunun kadar önemlidir.
Bir yalanın, bir iftiranın veya düşünmeden söylenmiş kırıcı bir sözün nelere mal olabileceğini hepimiz biliyoruz. Buna rağmen konuşmayı öğreniyor, fakat susmanın hikmetini öğrenemiyoruz. Oysa dilin sadakati; doğruyu söylemek, emaneti korumak ve sözün ahlâkına riayet etmektir. Çünkü bazen bir söz gönülleri onarır, bazen de yılların dostluğunu yıkar.
Ellerimizin ve ayaklarımızın da sadakati vardır.
Eller iyilik için uzanıyor, ayaklar hayra doğru yürüyorsa sadakat yerini bulmuş demektir. Bir yaşlının yükünü taşımak, bir yetimin başını okşamak, bir öğrencinin elinden tutmak veya çevreye zarar vermemek de sadakatin farklı yüzleridir. Çünkü insan yalnızca düşündüklerinden değil, yaptıklarından da hesaba çekilecektir.
Belki de sadakatin en zarif tecellisi kalpte görülür.
Kalbin sadakati; sevgide istikrar, dostlukta vefa ve ilişkilerde samimiyettir. Özellikle eşler arasındaki vefa bunun en güzel örneklerinden biridir. Gerçek sevgi sadece birlikte geçirilen günlerde değil, ayrılık sonrasında da kendini gösterir. Eşi vefat ettikten sonra onun hatırasını yaşatmak, hayırla anmak ve emanetlerine sahip çıkmak, sadakatin ve vefanın en güzel tezahürlerindendir.
Aslında bugün yaşadığımız pek çok toplumsal problemin temelinde sadakat eksikliği yatıyor. İnsanlar görevlerine, sözlerine, dostluklarına ve değerlerine sadık kalmadığında güven duygusu zedeleniyor. Güvenin zedelendiği yerde ise huzur sarsılıyor, birlik zayıflıyor ve dayanışma yara alıyor.
Bu yüzden yeniden şu soruyu sormamız gerekiyor:
Başkalarının bize ne kadar sadık olduğu mu önemlidir, yoksa bizim aklımızla, gözümüzle, dilimizle, elimizle, ayağımızla ve kalbimizle sadakate ne kadar bağlı kaldığımız mı?
Çünkü sadakat kaybolduğunda yalnızca ilişkiler bozulmaz; karakterler aşınır, vicdanlar körelir ve toplumun mayası çözülmeye başlar.
Ama sadakat yaşadığında güven yeniden filizlenir. Vefa güçlenir, dostluklar derinleşir, aileler sağlamlaşır ve toplum nefes alır.
Unutmayalım ki bir milleti ayakta tutan yalnızca kanunlar, kurumlar ve kurallar değildir. Asıl güç, insanların görünmeyen sadakatlerinde saklıdır.