ÇARPITMALAR ZAMANINIZA MEZAR OLMASIN
İnsanoğlunun yaşamakta olduğu her anın birbiri ile örtüşmediği, zaman zaman üzücü ve yıpratıcı hayal kırıklıklarının meydana geldiği inkâr edilemez bir gerçektir.
Bu hayal kırıklıklarının temelinde ise çoğu zaman, belli başlı parçaların birbirine oturtulması adına tercih edilen yanlış yolların bulunduğu herkes tarafından bilinmesine rağmen, bu yolların sorgulanmadan benimsenmesi yatmaktadır.
Bahsetmekte olduğum bu yanlışların başında, bilerek ya da bilmeyerek yapılan ve gerçeği aslından uzaklaştıran çarpıtılmış bilgilendirmeler yer almaktadır.
İçinde bulunduğumuz dünyayı kirliliklerden arındırabilmek için öncelikle zihinlerde meydana gelen karışıklıkların giderilmesi, toplumun sürüklenmekte olduğu boşlukların ise faydalı ve doğru paylaşımlarla doldurulması gerekmektedir.
Aksi takdirde insanoğlu, sorumluluk sahibi olmaktan kaçınmayı alışkanlık hâline getirerek yersiz hayallere kapılmayı bir meziyet gibi görmeye devam edecek ve ömrünü farkında olmadan heba edecektir.
Bu nedenle anlatmakta olduğum durumların hayatımızda oluşturabileceği karışıklıkları engelleyebilmek adına, çarpıtmalardan uzak kalma bilinciyle hareket etmeyi en önemli vazifelerimizden biri olarak kabul etmemiz gerekmektedir.
Asılsız haberlerin ve çarpıtılmış bilgilerin bizlere yüklediği zararın ağırlığı çoğu zaman fark edilmemekte, yükte hafif gibi görünen ancak pahada son derece ağır olan kayıplar yeterince ciddiye alınmamaktadır.
Bu noktada özellikle habercilik anlayışı başta olmak üzere toplumun büyük ölçüde bilinçlendirilmesi hayati bir önem taşımaktadır.
Aslı astarı olmayan bilgilerle bir hedefe ulaşmanın mümkün olmadığı gerçeğinin topluma açık bir şekilde anlatılması, bu konuda gerekli çabanın gösterilmesi ve farkındalığın artırılması artık bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Ancak bu sayede dağınık parçalar yerli yerine oturacak, hayal kırıklıklarının yerini insanı hayata bağlayan ve güçlendiren gerçekler alacaktır.
Unutulmamalıdır ki yalan, insanoğlunun büyük kayıplar yaşamasına neden olan en önemli unsurların başında gelmektedir.
Sadakat ve güvenilirliğin olmadığı toplumlarda dağınıklığın kaçınılmaz olduğu, bilinçsizliğin ise her alanda kendini göstereceği açıkça ortadadır.
Düşünülmeden sarf edilen her sözün, günün birinde hayata geçirmeyi planladığımız projelerin önüne bir engel olarak çıkabileceği ve bize karşı bir koz olarak kullanılabileceği çoğu zaman hesaba katılmamaktadır.
Oysa gerçek şudur ki; kendi karanlığımızı çoğu zaman kendi ellerimizle hazırlamakta, çarpıtılmış bilgilere kulak asarak bu sürecin bir parçası hâline gelmekteyiz.
Nasıl ki kemirgenlerin yaşamımızda önemli bir yere sahip olan canlılara zarar verdiğini gözlemliyorsak, medet umulan yalanların da bu kemirgenlerden farksız olduğunu bilmek bizi bir adım daha ileriye taşıyacaktır.
Çünkü çarpıtmaların hayatımızda yer bulmasına izin verdiğimiz anda, inanılması gereken gerçeklerin birer birer yok olacağı aşikârdır.
Bu nedenle bizlere ulaşan her bilginin belli süzgeçlerden geçirilmesi ve doğruluğundan emin olunmadan paylaşılmaması gerekmektedir.
Aksi hâlde bize inanan insanlarla aramızda yıkılması güç duvarların örülmesinde pay sahibi olacağımız unutulmamalıdır.
Bu konuyu özellikle yalanlar üzerinden hareket etmeyi alışkanlık hâline getirenleri baz alarak ele almak gerekir ki, hayatımız boyunca kandırılmaya müsait bir hâle gelmeyelim.
Çünkü yapılan sorgulamaların büyük bir kısmında çarpıtmanın ön plana çıktığı ve insanoğlunun kendisini başvurduğu yalanlar silsilesi ile kurtarabileceği yanılgısına kapıldığı görülmektedir.
Ancak göz ardı edilen bir gerçek vardır ki; gerçekler gün yüzüne çıktığı anda kişi, güvenini kaybettiği insanların desteğinden mahrum kalacak ve vazgeçmek istemediği çarpıtmalar yüzünden kendisini ucu bucağı olmayan bir labirentin içinde bulacaktır.
Bu yüzden yapılan tüm uyarılar tek bir noktada birleşmektedir: Hayatınızda her ne olursa olsun yalana yer vermeyin.
Çünkü insan, en büyük kaybı gerçeği reddettiği anda yaşamaya başlar.
Özellikle sosyal medyada karşılaşılan paylaşımların doğruluk payı araştırılmadan kabul edilmesi, farkında olmadan büyük kayıpların kapısını aralamaktadır.
Bu kayıpların hafife alınması ise yapılabilecek en büyük hatalardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Gözlemler açıkça göstermektedir ki toplumumuzun önemli bir kesimi araştırmadan inanmayı alışkanlık hâline getirmiş, karşısına çıkan her bilgiye sorgulamadan yönelmeyi bir başarı gibi görmektedir.
Oysa duyulan her bilginin doğru olmadığı gerçeği göz ardı edildiğinde, insanın doğru ile yanlışı ayırt etmesi giderek zorlaşmaktadır.
Çarpıtılmış her bilginin, yolumuzu aydınlatması gereken ışığın önünü kestiği ve ilerlememizi engellediği unutulmamalıdır.
Bu nedenle bize sunulan her bilgiye sorgusuz teslim olmak yerine, doğruluğunu araştırarak hareket etmek en doğru yaklaşım olacaktır.
Aksi hâlde başkalarının kurduğu tuzaklara düşmek kaçınılmaz hâle gelecek ve kendi bilinçsizliğimizin bedelini yine kendimiz ödeyeceğiz.
Bu durumdan kurtulmanın tek yolu ise araştırmak, incelemek ve bilinçli hareket etmektir.
Hayatımızı olumsuz yönde etkileyen bu bilinçsizliği ortadan kaldırmadığımız sürece telafisi zor yıkımların kaçınılmaz olduğu unutulmamalıdır.
Eğer çarpıtmaları temel alarak yaşamaya devam edersek, başarısızlıkların hayatımızın bir parçası hâline gelmesi kaçınılmaz olacaktır.
İtibar kazanmak adına asılsız bilgilerin yayılmasına öncülük etmek, insanı karanlığa sürükleyen en büyük hatalardan biridir.
Kulaktan dolma bilgilerle insanların yanıltılması ise kazanılması beklenen itibarı bir anda yok edebilecek kadar tehlikelidir.
Bu yüzden bilinmelidir ki; yanlış bilgilerin görmezden gelinmesiyle sağlam bir itibar elde etmek mümkün değildir.
Araştırılmadan yayılan her haber, toplum içinde ayrışmalara ve güven kaybına neden olacaktır.
Son olarak ifade etmek gerekir ki; bilinçsiz aktarımlar, insan yaşamında olumsuzlukları artırmakta ve zamanla daha büyük sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.
Bu nedenle çarpıtmalara değil, gerçeği yansıtan bilgilere tutunmak en doğru yaklaşım olacaktır.
Bizler sorumluluk almaktan kaçındığımız sürece, bırakın ilerlemeyi, bulunduğumuz noktada dahi kalamayacak hâle geliriz.
Çünkü hayatın değişmeyen bir gerçeği vardır: Cehaletin rehberliğinde hiçbir zorluk aşılamaz, inatla sürdürülen yanlışlar ise insanı yalnızca geriye götürür.