KÖRÜ KÖRÜNE BAĞIMLILIKTAN KENDİMİZİ KURTARMAMIZ LAZIM
Haftanın ilk yazısına önce hafta sonundan kalan bir konu ile başlamak istiyorum.
Yıllardır Amerika’da yazın ortasındaki sel felaketlerini, hortumları izledikçe sadece Amerikan filmi izler gibi izliyorduk.
Farkında mısınız, aynı kara film senaryoları Türkiye’de, hatta şehrimizde de yaşanmaya başladı.
Cuma akşamı özellikle Selçuklu’da, Sille bölgesinde, Abdülhamid Han Caddesi’nde, Hocacihan ve Kelebekler Vadisi bölgesindeki aniden bastıran şiddetli yağış, hatta dolu, yine bu bölgede trafiği kötü, dahası feci şekilde etkiledi.


Baharı bitirdik, yazı karşıladık ama bu tür doğal afet diyebileceğimiz tehlikeli yağışlar hâlâ şehrimizi etkilemeye devam ediyor.
Böylesine olağanüstü durumlarda dua edeceğimiz tek şey can kaybının olmaması.
İnşallah da olmaz.
………………..
BİR AKIL
HASTASINDAN
ÇIKARMAMIZ GEREKEN DERS
Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi dostumuz Prof. Dr. Hüseyin Altuntaş Hoca sosyal medyada şöyle bir paylaşım yapmış:
“Yatırıldığı akıl hastanesinde ölü olduğuna inanan, bu nedenle de yemek yemeyen ve hiçbir yaşamsal faaliyete katılmayan bir akıl hastası, tüm uzman psikiyatristlerce girişilen her çabaya rağmen ölü olmadığı konusunda bir türlü ikna edilememiş.
Hastanın bu kararından vazgeçmeyeceğini anlayan ve tedavisini üstlenen psikiyatristlerden biri, sonunda hastaya ölülerin kanayıp kanamayacağına dair bir soru yöneltmiş.
Hasta, ‘Tabii ki kanamaz çünkü ölülerin tüm hayat fonksiyonları durmuştur.’ demiş.
Bunun üzerine psikiyatrist, küçük bir iğne alıp hastanın parmağına batırmış.

Bir müddet şaşkınlıkla parmağına bakan ve kanadığını gören hastanın tepkisi ilginçtir:
‘Lanet olsun! Ölüler de kanarmış.’
Dünyanın en zor işi bir insanı inandığı düşüncenin yanlış olduğuna ikna etmektir.
Körü körüne bir bağlılıktır bu.
Onu ölü olmadığına ikna etmeye çalışmak yerine, ölü olduğunu düşünmesine sebep olan şeyi bulup ortadan kaldırmak gerekir.
Aksi takdirde bulacağınız her sebep, göstereceğiniz her delil yalnızca onun düşüncesini destekleyen bir bahane olacaktır.”
…..
Ne dersiniz, hâlâ hepimizin bu tür bağımlılıkları ve saplantıları var değil mi?
………………..
GEÇTİĞİMİZ HAFTA
KİMSENİN İLGİSİNİ DAHİ
ÇEKMEYEN BU HABER
ASLINDA HERKESE
DERS NİTELİĞİNDEYDİ
Geçtiğimiz hafta ulusal basında şöyle bir haber vardı. Altını üstünü karıştırmayacağım, sadece haberin bir bölümünü sizlerle paylaşıyorum.

Kimsenin sigara içmesine, alkol almasına filan karışamayız.
Herkes yasal çerçevede istediğini yapabilir.
Ancak bir siyasi kimliğiniz varsa, hele hele siyasi kimliğiniz Milli Görüş kökenli ise, diyelim ki Milli Görüş kökeninden çıkıp ülkenin 25 yıldır iktidarda olan partisi AK Parti’ye geçmişseniz, direksiyona alkollü geçip trafik kazasına karışmak gibi bir şansınız asla olamaz.
Zaman zaman bu sütunlarda değerlerimizi ve inançlarımızı nasıl kaybettiğimizi, içimiz acıyarak sizlerle paylaşıyoruz değil mi?
Ulusal basında yer alan bu haberi de yorumsuz olarak sizlerle paylaşıyorum.
………………..
LYSTRA ANTİK
KENTİNİ ARMAĞAN
HOCADAN DİNLEDİM
Geçtiğimiz günlerde bizim yerel basına bile yansımayan şöyle bir haber vardı:
“Lystra Antik Kenti’nde akademik ve teknik inceleme yapıldı.
Meram Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Şenyiğit, Yusuf Yöreli, Konya Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Armağan Güleç Korumaz, Meram Belediyesi Kültür Müdürü Hacı Koyuncu ve kazı başkanı Doç. Dr. İlker Mete Mimaroğlu yürütülen faaliyetleri yerinde inceledi.”


Hafta sonu Armağan Hoca ile bu çalışmalarla ilgili bir sohbette bulunduk.
Armağan Hoca’yı Mimarlar Odası Başkanlığından yerel siyasetteki faaliyetlerine kadar saygıyla ve dikkatle takip ediyorum.
Hoca bölgeyi ve ortaya çıkarılacak olan antik kenti öyle bir anlattı ki bu toprakların, Anadolu’nun altında nasıl bir hazineye sahip olduğunu bir kez daha anlıyordum.
Bu antik kentin ilk kazı çalışmaları hakkındaki bilgiler de Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu ve Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş tarafından açıklanmıştı.
Bu yoğun yaz döneminde heyecanla bölgedeki faaliyetlerin sonucunu bekleyeceğim. Dahası, ilk fırsatta kendim gidip burayı kendi gözlerimle yakından göreceğim inşallah.
………………..
MEHMET ALİ ATİKER
ABİMİZDEN BİR
KEMAL KARATAŞ
HATIRASI DİNLEDİK
Sanayiciliği, iş adamlığı, hayırseverliği hepsine amenna ama Konya’nın yaşayan hafızalarından biri olarak her ziyaretimde yeni bir şey daha öğrendiğim değerli büyüğüm Mehmet Ali Atiker abimizi ziyarete gitmiştim.

Konya’nın geçmişinden, Konyalı’nın genetik yapısından, dünya görüşünden ve daha birçok konudan konuşurken laf döndü dolaştı Konya’nın efsane valisi rahmetli Kemal Karataş’a geldi.
Mehmet Ali Abi şöyle anlatıyordu:
“Vali rahmetli olmuştu. Kendisini o ana kadar üç defa görmüştüm.
Birisi de Konyaspor’a yardım konusu içindi.
Vali Bey memleketine gönderildikten sonra eşyaları da gönderilecekti.
Toplanmıştık. Her kafadan bir ses çıkıyordu.
O güne kadar Vali Bey’in yanından ayrılmayanlar kendi aralarında;
‘Bu eşyalar nasıl gidecek?’
‘Kamyonun mazot parasını kim verecek?’
gibi konuşunca çok üzüldüm ve;
‘Fazla konuşmaya gerek yok. Bir kamyon, iki kamyon neyse tutarım, gönderirim.’
deyince bir iş adamı;
‘O zaman mazot parasını da ben vereyim.’ dedi.
Çok sinirlenmiştim.
‘Gerek yok. Kamyon parası, mazot parası, hamal parası hepsini ben vereceğim. Bu iş bitmiştir, konu kapanmıştır.’
dedim ve tüm masrafı üstlenerek Vali Bey’in Konya’da kalan tüm eşyalarını salimen memleketine gönderdik.”
Biz bu sohbeti yaparken Mehmet Ali Atiker abimizin yakışıklı, karizmatik torunu Kerem de geldi.

Kerem odaya girer girmez dedesinin elini öpüyordu.
Bu ailenin en büyük özelliği tüm kuşakların birbirlerine olan saygısıdır.
Mesela ne zaman Ömer Atiker abimize gidecek olsam, selam sabahtan sonra bana sorduğu ilk şey:
“Uğur Abi, babamı da gördün mü?” olur.
Çünkü Ömer Başkan, önce babasının ziyaret edilmesini ve kendisine selam verilmesini herkesten bekler.
Allah ailenin tüm fertlerine ve cümlemize sağlık, huzur ve selamet versin inşallah.
………………..
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Dünya hakkında hükmü tarih verir.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Özellikle yağışın bir anda bastırdığı ve hepimizin paniklediği anlarda, yollarda ve otobüs duraklarında sığınan yaşlılara ve engelli vatandaşlara yardımcı olabildiğimiz zaman daha iyi ADAM oluruz.