Konya
Parçalı bulutlu
4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,8731 %-0.01
52,8286 %-0.14
6.856,79 % -1,57
Ara

Susuzluğun Ortasında Bir Hazine

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ve insan yaratıldı. Ya da kendiliğinden, öylece tesadüfler silsilesi eşliğinde usulca ortaya çıkıverdi. Ne önemi var ki? Var olduk işte. Ben ilkine inanıyorum. O da benim sorunum. 

İnsan yaratıldığı zaman, her şeyden evvel ona kodlanan bir şey vardı. Yeme, barınma, uyuma, yaşama gibi ihtiyaçlarından bile önce kodlanan. Onu adı; kıymet bilmemeydi. Daha afili, daha bilimsel, daha felsefi bir kelime yazabilirdim, ancak bana göre en iyi kelime budur. Kıymet bilmeme hastalığı. İlk hastalık ve muhtemelen de son hastalık olacak. Zira dünya var olduğu günden bu yanadır tedavisi bulunmadı. Hoş, aranmadı da…

Yemyeşil bir dünya sunuldu bize. İçene haz veren, iyileştiren, dinginleştiren sular verildi. Sesler önümüze serildi. Zengin bitkiler, sonsuz güzellikler. Umurunda değildi insanın. Hastalığı baş gösterdi. Yıktı, parçaladı, kesti, biçti. Cenneti istedi, cennette yaşadığının farkında olmadan. Yaratanı, cennete sahip çıkacağına ikna etmeye çalıştı. O kadar zavallıydı ki insan, kandıracağını sandı tanrıyı. Sanki bu dünyayı başkası, cenneti başkası yaratmış gibi. 

İyi insan karşısına çıksın istedi. Çıktı… Bu sefer de güzel olsun dedi. Güzel birisi çıktı, bu sefer de zengin olsun istedi. İstekleri, arzuları bitmedi. İnsan garipti, tuhaftı. Dünyanın tamamını versen, gözü aya takılırdı.

Dünyayı yok edecek noktaya gelince, Marsa insan göndermenin peşine düştü. Hiç hareket etmeden, güzel şeylerle karşılaşmak istedi. Kıyılara vuranlarla yetindi hep. Açılmadı, boğulabilirim diye. Oysa yok oluyordu yavaşça. 

Manasız, değersiz şeyler önceliği oldu insanın. Örneğin para, şan şöhret, altın, elmas… 

Her şeyin sonu vardı. Bir gün gelecek sular çekilecek. Bütün sular buharlaşıp, uçup gidecek. Yeryüzüne de bir daha asla inmeyecek. O zaman bakacak ve görecek insan. Susuz denizlerin ortasında türlü türlü hazineler var. Artık çok geç. Su yoksa, hazinelerin ne anlamı var? Çaresiz ve eli boş geldiği yer küreden, yine çaresiz ve eli boş dönecek insan. Aldığını ve verdiğini sanarak…

Eyüp TORU  

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *