TOPARLANMAK SENİN ELİNDE
İnsan, hayatın içinde ilerlerken çoğu zaman fark etmeden savrulur. Bir rüzgâr eser ve sadece saçlarını değil, düşüncelerini de dağıtır. O an dışarıdan bakıldığında küçük bir an gibi görünür; oysa içinde bir şeylerin yerinden oynadığını hissedersin. Çünkü insanın iç dünyası, dışarıdan çok daha kırılgandır. En hafif dokunuş bile derin izler bırakabilir.
Yağmur başladığında, yüzüne düşen her damla yalnızca su değildir. İçinde biriken duyguların sessiz bir yansıması gibidir. Söylenmeyen cümleler, ertelenen tepkiler, bastırılan kırgınlıklar… Hepsi o damlaların içinde saklanır. İnsan o an susar. Çünkü bazen anlatmak, yaşamak kadar kolay değildir. Hatta çoğu zaman, en yoğun duygular en derin sessizliklerin içinde büyür. Hayat, herkese farklı şekillerde dokunur. Kimi zaman bir söz, kimi zaman bir bakış, kimi zaman da bir yokluk… İnsan, bu dokunuşların hepsine açık yaşar. Çünkü inanmak ister. Anlaşılmak, değer görmek, sevilmek ister. Bu yüzden kalbini tamamen kapatamaz. Her şeye rağmen bir kapı aralık kalır. İşte o açıklık, en çok da kırılmaya neden olur. Birinin söylediği tek bir cümle, saatlerce zihninde dönüp durabilir. Basit gibi görünen bir davranış, günlerce içinde ağırlık yapabilir. İnsan, bu yükleri fark etmeden taşır. Ta ki bir gün yorulana kadar. Çünkü sürekli kırılmak, sürekli dağılmak, insanın iç dengesini yavaş yavaş bozar. Sonra bir an gelir; insan durur. Bu duruş bir kaçış değildir. Aksine, kendine dönüştür. İnsan o an ilk kez açık bir şekilde görür kendini. Neye üzüldüğünü, neden kırıldığını, neyi tolere ettiğini fark eder. Ve fark etmek, değişimin başlangıcıdır. Saçlarını toplamak gibi küçük bir hareketle başlar her şey. Bu, sadece fiziksel bir düzen değildir. İçindeki dağınıklığı da toparlama isteğidir. Her düşünceyi yerli yerine koymak, her duyguyu adlandırmak, her kırgınlığı kabul etmek… İnsan kendini bu şekilde yeniden kurar. Ardından bir şemsiye açar gibi sınırlar çizer. Bu sınırlar, insanı hayattan koparmaz; aksine daha sağlam bir şekilde hayatta kalmasını sağlar. Artık herkesin sözü aynı etkiyi yaratmaz. Her davranış aynı derinliği bırakmaz. Çünkü insan, neyi içeri alıp neyi dışarıda bırakacağını öğrenmiştir. En zor olan ise kalbi korumaktır. Kalp, doğası gereği açık olmak ister. Hissetmekten vazgeçmek istemez. Ama insan, her hissin aynı değeri taşımadığını zamanla anlar. Bu yüzden kalbini tamamen kapatmaz; sadece herkese açmaz. Bu bir soğuma değildir. Bu, seçmeyi öğrenmektir. Artık rüzgâr estiğinde savrulmazsın, sadece hissedersin. Yağmur yağdığında ıslanırsın ama bunun seni tüketmesine izin vermezsin. Ve biri kalbine dokunduğunda, bunun sana zarar verip vermeyeceğini ayırt edebilirsin.
İnsan, en çok kendi içinde büyür. Dağılmayı yaşadıkça toparlanmayı öğrenir. Kırıldıkça sınır çizmeyi, yoruldukça kendine dönmeyi öğrenir. Ve bir noktadan sonra hayat değişmez aslında. Değişen, senin ona nasıl baktığındır.